Tufan Erhürman ile Nikos Hristodulides arasındaki görüşme, iki ya da üç yeni geçiş kapısının açılıp açılamayacağından çok daha fazlasını sınayacak. Buluşma, Kıbrıs Türklerinin diplomatik, kültürel ve sportif temaslarına karşı giderek yoğunlaşan kampanya karşısında güven artırıcı önlemlerin ayakta kalıp kalamayacağını, geçmiş müzakere süreçlerinde varılan yakınlaşmaların korunup korunamayacağını ve Birleşmiş Milletler’in yeni bir usul trafiğini gerçekten sonuç odaklı bir sürece dönüştürüp dönüştüremeyeceğini gösterecek.
Kıbrıs Türk lideri Tufan Erhürman ile Kıbrıs Rum lideri Nikos Hristodulides, Kıbrıs konusunda yeni bir genişletilmiş konferansın hazırlanmasına yetecek ortak zeminin bulunup bulunmadığını sınaması beklenen görüşme için 26 Ağustos Çarşamba günü saat 16.00’da Birleşmiş Milletler’in himayesinde bir araya gelecek. Bu görüşme Erhürman ile Hristodulides’in BM Genel Sekreterinin talep ettiği hazırlık çalışmalarını tamamlayıp genişletilmiş bir toplantının koşullarını oluşturup oluşturamayacaklarına ilişkin ilk ciddi göstergeyi sağlayacak
Görüşmenin, BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Khassim Diagne’nin eski Lefkoşa Havalimanı yakınındaki ara bölgede bulunan resmî konutunda yapılması öngörülüyor.
27-29 Temmuz tarihlerinde adayı ziyaret ederek iki liderle de görüşen BM Genel Sekreteri António Guterres, Kıbrıs’taki iki tarafın yanı sıra Türkiye, Yunanistan, Britanya ve BM’nin katılacağı yeni bir gayriresmî 5+1 konferansın düzenlenmesini üç alanda yeterli hazırlık yapılması koşuluna bağladı: güven artırıcı önlemler, müzakere yöntemi ve özlü konular.
Bu görüşme, resmî müzakerelerin yeniden başladığı anlamına gelmeyecek. Bunun yerine, Erhürman ile Hristodulides’in Guterres’in talep ettiği hazırlık çalışmalarını tamamlayıp genişletilmiş bir toplantının koşullarını oluşturup oluşturamayacaklarına ilişkin ilk ciddi göstergeyi sağlayacak.
Ne var ki Kıbrıs Türk tarafının, Rum tarafını BM süreci içinde güven artırıcı önlemleri savunurken müzakere odasının dışında Kıbrıs Türklerinin diplomatik, kültürel ve sportif temaslarını sınırlandırmaya çalışarak güveni zedelemekle suçlaması, görüşmeden ilerleme sağlanması ihtimalini daha da karmaşık hale getirdi.
Geçiş kapılarından çok daha fazlasını kapsayan bir görüşme
İlk gündemin yeni geçiş kapıları, önceki müzakerelerde sağlanan yakınlaşmaların kayıt altına alınması ve liderlerin daha sık buluşmasına imkân verecek bir takvim üzerinde yoğunlaşması bekleniyor. Erhürman, yeni bir 5+1 konferans için ciddi hazırlığın arada bir yapılan törensel buluşmalarla yürütülemeyeceğini belirterek Hristodulides’e haftada bir görüşme önerdi.
İki tarafın temsilcileri Mehmet Dana ile Menelaos Menelaou, 20 Ağustos’taki buluşmalarında liderlerin daha sık bir araya gelmesi konusunda ilkesel uzlaşıya vardı. Görüşmelerin kesin sıklığını Erhürman ile Hristodulides belirleyecek. Rum kaynaklar haftada bir ya da iki kez görüşülebileceğini belirtiyor. Bu da anlaşmazlığın artık liderlerin düzenli buluşup buluşmamasından çok, bu temasların nasıl yapılandırılacağı ve hangi sonuçları üretmesinin bekleneceği üzerinde yoğunlaşabileceğine işaret ediyor.
Ancak bu usule ilişkin açılım siyasi bir atılım sanılmamalı. Dana-Menelaou görüşmesinde kapsamlı bir tartışma yürütülmesine rağmen geçiş kapıları konusunda yeni bir uzlaşı sağlanamadı. Özellikle 2017’de Crans-Montana konferansının çöküşüne kadar BM kayıtlarına geçenler olmak üzere, önceki müzakere turlarında sağlanan yakınlaşmaları tek bir belgede toplama çalışmaları da sürdürüldü.
Kanadalı BM yetkilisi John McGarry’nin bu çalışmayı koordine ettiği, ortaya çıkacak belgenin ise Guterres’in kişisel temsilcisi María Angela Holguín tarafından sunulmasının beklendiği bildiriliyor. Erhürman açısından geçmiş yakınlaşmaların korunması, bir sonraki sürecin sıfırdan başlamamasını güvence altına almak bakımından hayati önem taşıyor. Hristodulides açısından ise müzakerelerin kesintiye uğradığı noktaya dönmek, iki bölgeli, iki toplumlu federal çözüm sürecinin yeniden canlandırılması tezinin temelini oluşturuyor.
Görünürdeki bu benzerliğin altında önemli farklılıklar bulunuyor. Rum tarafı, geçmiş yakınlaşmaların yerleşik federal çerçeveye sıkı biçimde oturtulmasını istiyor. Erhürman ise yalnızca bugüne kadar birikmiş müzakere müktesebatının değil, siyasi eşitliğin ve etkin katılımın da teyit edilmesini; ayrıca yine ucu açık biçimde yürütülüp hiçbir sonuç doğurmadan çöken bir sürece karşı güvence oluşturulmasını talep ediyor.
Erhürman’ın dört maddeli yöntemi
Erhürman’ın yaklaşımı, müzakerelerin reddi olarak değil, müzakere yöntemi olarak anlaşılması gereken dört koşula dayanıyor.
Birincisi, siyasi eşitlik ve etkin katılım daha başlangıçta kabul edilmeli; daha büyük toplumun tek başına yönetebileceği bir sistem yerine Kıbrıs Türklerinin federal karar alma mekanizmalarına anlamlı biçimde katılımı güvence altına alınmalı. İkincisi, önceki müzakerelerde sağlanan yakınlaşmalar korunmalı. Üçüncüsü, görüşmeler belirli bir takvim içinde yürütülmeli. Dördüncüsü, başarısızlık Rum tarafının uluslararası tanınmışlığını koruduğu, Kıbrıs Türk tarafının ise yeniden izolasyona mahkûm edildiği eşitsiz statükoyu hiçbir değişiklik olmadan geri getirmemeli.
Erhürman’ın formülü, müzakerelerin yalnızca müzakere sürecini devam ettirmek için değil, çözüme ulaşmak amacıyla yürütülmesi gerektiği yönünde. Bu yaklaşım hem fırsat hem de risk barındırıyor. Doğru ele alınması halinde dört madde, yeni bir sürecin yine belirsiz süreyle uzamasını önleyebilir. Ancak özlü görüşmelere geçilmeden önce tamamen karşılanması gereken katı önkoşullara dönüştürülürlerse, önlemeyi amaçladıkları usule ilişkin çıkmazı yeniden üretebilirler.
26 Ağustos buluşması, tarafların Erhürman’ın yöntemini karşılıklı kabul gören müzakere kurallarına dönüştürüp dönüştüremeyeceğini gösterecek. Görüşme konusunda anlaşmak, henüz hedef, yöntem veya yeni bir başarısızlığın sonuçları üzerinde anlaşmak anlamına gelmiyor.
Geçiş kapılarının karmaşık aritmetiği
Geçiş kapıları ilerleme sağlanması bakımından en görünür fırsatı sunuyor, ancak kapıların sayısı ve nasıl tanımlanacağı dahi tartışmalı olmaya devam ediyor.
Başlıca paket Haspolat-Mia Milia ile Akıncılar-Louroujina, Lymbia, Athienou, Pyroi-Gaziler ve Aglantzia-Eylence bağlantılarını içeriyor. Anlaşmazlık yalnızca bazı kapıların açılmasından ibaret değil. Güzergâhlar, denetim, güvenlik, toprakla ilgili sonuçlar ve elde edilecek yararların iki toplum arasında adil biçimde paylaştırılıp paylaştırılmayacağı da tartışmanın parçalarını oluşturuyor.
Rum önerisi Mia Milia’yı Athienou-Pyroi-Aglantzia koridoruyla eşleştiriyor ve ikinci güzergâhı tek bir kesintisiz geçiş olarak değerlendiriyor. Kıbrıs Türk tarafı ise Athienou-Pyroi ile Pyroi-Aglantzia bağlantılarını iki ayrı geçiş olarak görüyor. Bu sayım farkı, pakette iki mi yoksa üç mü geçiş bulunacağını ve karşılıklılığı korumak için Akıncılar-Louroujina’nın yeniden pakete alınıp alınmayacağını belirliyor.
İkinci anlaşmazlık güzergâhın kendisiyle ilgili. Rum tarafı eski Lefkoşa-Larnaka yolunun ara bölgeden geçen önemli bölümünün kullanılmasından yana. Kıbrıs Türk tarafının önerisi ise ara bölgenin kuzeyinde yeni bir yol inşa edilmesini ve maliyetinin de Kıbrıs Türk tarafınca karşılanmasını öngörüyor. Taraflardan hiçbiri diğerinin haritasını kabul etmiş değil.
Rum tarafı ayrıca Akıncılar-Louroujina bağlantısının yeniden pakete alınmasını, adanın kuzeybatısındaki Türk denetimindeki Erenköy-Kokkina bölgesinden bir geçiş açılmasına bağladı. Kıbrıs Türkleri Kokkina’yı ayrı bir güvenlik ve toprak meselesi olarak değerlendiriyor. Bunun pakete eklenmesinin, Kıbrıs Türk tarafına benzer bir yarar sağlamaksızın esas olarak Rum yerleşim bölgelerine hizmet edecek beşinci bir geçiş yaratacağını savunuyorlar.
Bu anlaşmazlıklar, görünüşte insani nitelikteki önlemlerin dahi neden egemenlik tartışmalarına dolandığını gösteriyor. Liderlerin uzlaşmaya varması halinde geçiş kapıları, toplumların kendi hukuki tutumlarına halel getirmeden günlük sorunları çözebileceklerini ortaya koyabilir. Başarısızlık ise Kıbrıs’ta sözde kolay konularda dahi anlaşmaya varılamadığı tezini güçlendirecektir.
Diplomatik bilgilendirmeler güven sınavına dönüşüyor
Rum Dışişleri Bakanlığı’nın yabancı misyonları telefonla arayarak diplomatları Erhürman’ın özel temsilcisi Mehmet Dana’nın düzenleyeceği bilgilendirme toplantısına katılmamaya teşvik ettiği yönündeki haberler, görüşme öncesindeki atmosferi daha da bozdu.
Dana’nın önerdiği toplantının benzeri daha önce yapılmıştı. Menelaou yaklaşık iki hafta önce yabancı diplomatları Rum tarafının görüşleri hakkında bilgilendirmişti. Kıbrıs Türk tarafı da kendi bakış açısını anlatabilmek için eşdeğer bir imkân talep etti.
Erhürman meseleyi sert bir söz düellosuna dönüştürmek yerine bilinçli biçimde güven sorunu olarak ele aldı. Diplomatların bir tarafı dinlemesinin engellenmesinin güven yaratmaya mı hizmet ettiğini, yoksa zaten sınırlı olan güveni daha da mı yok ettiğini sordu. BM ile Avrupa Birliği’ne de yaşananları inceleme çağrısında bulundu.
Politis, Erhürman’ın iki bilgilendirme toplantısı arasında yaptığı karşılaştırmayı ve uluslararası temsilcilerin iki tarafı da dinleyebilmesi gerektiği yönündeki ısrarını aktardı. Konunun önemi, yapılan telefonların amaçlarına ulaşıp ulaşmadığından ibaret değil. Diplomatlar, resmen güven artırmaya ayrılmış bir liderler toplantısının hemen öncesinde, Kıbrıs Türk temsilcisiyle temaslarının sınırlandırılmasına yönelik olduğu ileri sürülen bir girişime bizzat tanıklık etti.
Kıbrıs Türklerinin bakış açısından bu olay, Rum tarafına yönelik eski bir şikâyeti yeniden güçlendiriyor: Rum tarafı uluslararası alanda adanın tamamını temsil ettiğini öne sürüyor, ardından da bu tanınmışlığı diğer toplumun kendi görüşlerini doğrudan anlatmasını engellemek için kullanıyor.
EXIT’ten Barcelona’ya: Kültür siyasi alana dönüşüyor
Aynı cepheleşme kültür ve spor alanlarına da yayıldı.
Sırbistan merkezli EXIT organizasyonu, ELAM’ın, diğer Kıbrıs Rum siyasi isimlerin ve Sırbistan’la yürütülen diplomatik temasların yer aldığı koordineli kampanyanın ardından 18 Eylül’de Girne Kalesi yakınında yapılması planlanan elektronik müzik etkinliği NEXUS’tan çekildi. ELAM’ın Avrupa Parlamentosu üyesi Geadis Geadi, Sırbistan’ın çeşitli büyükelçilikleri ve hükümet yetkilileriyle temas kurarak sonucun alınmasını kendisinin sağladığını ileri sürdü. DİSİ Avrupa Parlamentosu üyesi Loukas Fourlas da Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vučić’e başvururken, Rum Dışişleri Bakanlığı’nın da konuyu diplomatik kanallardan takip ettiği bildirildi.
EXIT, müzik aracılığıyla insanları bir araya getirmeyi amaçladığını, ancak Girne Kalesi’nin Kıbrıs Rumları açısından taşıdığı tarihî ve duygusal önemi yeterince kavrayamadığını açıkladı. Organizasyon, ciddi hukuki ve mali sonuçlarla karşı karşıya kalacağını kabul etmesine rağmen projeden çekildi. EXIT’in NEXUS’tan çekildiği kesinleşirken, yerel organizatörlerin uluslararası marka olmadan devam etmeye çalışıp çalışmayacağı başlangıçta belirsiz kaldı.
Rum tarafının savı, kuzeydeki tarihî mekânlarda uluslararası etkinlik düzenlenmesinin bölünmeyi olağanlaştırabileceği ve Kıbrıs Türk yönetimine zımni tanınma kazandırabileceği yönünde. Kıbrıs Türk tarafı ise müzisyenlerin, sanatçıların ve izleyicilerin buluşmasını engellemenin bölünmüşlüğü aşmak yerine daha da derinleştirdiğini savunuyor.
ELAM daha sonra iki etkinliğin daha iptalini istedi: 10 Ekim’de yapılması planlanan Zamna müzik festivali ile Yakın Doğu Üniversitesi’nde genç futbolcular için düzenlenecek FC Barcelona “Lefkosa Camp.” Barcelona kampı 7-11 Eylül ve 16-20 Eylül tarihleri için duyurulurken, kulübün internet sitesinde etkinlik yeri “Lefkosa, Northern Cyprus” olarak gösterildi.
24 Ağustos itibarıyla yalnızca EXIT’in NEXUS’tan çekildiği kesinleşmişti. Mevcut haberler ELAM’ın Zamna ile Barcelona kampının iptalini sağlamaya çalıştığını gösteriyor, ancak iki etkinliğin de iptal edildiğine ilişkin bir doğrulama bulunmuyordu.
Bununla birlikte ELAM, İspanya hükümeti ile Rum Dışişleri Bakanlığı’na açıkça müdahale çağrısında bulundu. Dolayısıyla bu kampanya Erhürman’ın dikkat çektiği daha geniş örüntüyle örtüşüyor. Ancak resmî müdahale kanıtlanmadıkça ELAM’ın girişimlerini otomatik olarak Hristodulides hükümetine mal etmemek gerekiyor.
Erhürman provokasyon tuzağına düşmeyi reddediyor
Erhürman, 24 Ağustos’ta göreve gelmesinden bu yana kullandığı en sert ifadelerden bazılarına başvurdu, ancak açıklamalarını itidal kararlılığıyla dengeledi.
Kıbrıs Türk gençlerinin dünyayla buluşmasını kimin daha fazla engelleyebileceği konusunda adeta bir yarış yaşandığını söyledi. Ayrıca karşı tarafı, diplomatların ve uluslararası toplumun Kıbrıs Türklerini görmesini, dinlemesini ve anlamasını önlemeye çalışmakla suçladı.
Buna rağmen Erhürman’ın temel mesajı, Kıbrıs Türk tarafının kışkırtılarak çözüm politikasından uzaklaştırılamayacağı yönündeydi. Kıbrıs Türklerinin “sabır, soğukkanlılık, ciddiyet ve kararlılıkla” ilerleyeceğini, öfkenin davranışlarını belirlemesine izin vermeyeceklerini söyledi. BRT, Erhürman’ın diplomatik girişimlerinin, yaptığı bilgilendirmelerin ve uluslararası temaslarının yoğun biçimde sürdüğünü bildirdi.
Bu yaklaşım siyasi açıdan önemli. Çünkü baskı kampanyasının olası sonuçlarından biri, Kıbrıs Türklerinin dünyayla her temasının kaçınılmaz olarak tanınmaya veya bölünmeye hizmet ettiği savını güçlendirmek olabilir. Erhürman bu mantığı tersine çevirmeye çalışıyor: Kıbrıs Türkleri müzakere edilmiş bir çözüme yönelik irade ortaya koydukları için uluslararası temas kurabilmelidir.
Erhürman’ın kısa vadeli sınavı, izolasyon meselesinin 26 Ağustos gündeminin tamamını yutmasını önlemek olacak. Konuyu, güven artırmanın karşılıklılık gerektirdiğinin kanıtı olarak gündeme getirirken somut anlaşmaları müzakere etmeye hazır olduğunu da göstermeyi sürdürmesi gerekiyor.
İzolasyonun dayandığı varsayım
Kıbrıs Türk tarafının eleştirisi, Rum tarafında uzun süredir varlığını koruyan bir varsayıma odaklanıyor: Kuzeyin uluslararası temaslarının artması statükoyu daha rahat hale getirecek ve kapsamlı çözüme yönelik teşvikleri azaltacaktır.
Bu mantığa göre doğrudan ticaret, uluslararası uçuşlar, kültürel etkinlikler ve sportif temaslar ancak nihai çözümden sonra mümkün olmalıdır. İzolasyonu hafifletecek önlemler ise ancak temel siyasi, güvenlik ve toprak başlıklarında ilerleme sağlanması karşılığında verilebilecek ödüller olarak görülüyor.
Kıbrıs Türkleri ise aynı politikayı kalıcı baskı altında müzakere etmelerinin beklendiğinin kanıtı olarak değerlendiriyor. İzolasyonun 2004 Annan Planı’nın Kıbrıs Rumları tarafından reddedilmesinden sonra çözüm üretmediğini ve bugün de güven oluşturmasının mümkün olmadığını savunuyorlar. Gençlik kamplarının, kültürel etkinliklerin veya diplomatik bilgilendirmelerin engellenmesi yalnızca bir yönetime maliyet çıkarmıyor; iki toplum arasındaki ayrılığı daha da derinleştiriyor.
Çelişki basitçe şöyle ifade edilebilir: Kıbrıs Rum karar alıcıları gerçek güven artırıcı önlemlerin bölünmeyi daha sürdürülebilir hale getirmesinden endişe ederken, Kıbrıs Türkleri gerçek güven artırıcı önlemlerin yokluğunun uzlaşma ihtimalini azalttığını savunuyor.
Ankara’nın güvenlik şemsiyesi ve diplomatik açılımı
Ankara sürece daha geniş bir stratejik perspektiften yaklaşıyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kıbrıs Türklerinin egemen eşitliğini, güvenliğini ve Doğu Akdeniz’deki meşru çıkarlarını göz ardı eden hiçbir girişimin başarıya ulaşamayacağını yineledi. Türkiye’nin, Kıbrıs’ın Kıbrıs Türk tarafını tehdit edecek bölgesel askerî yapılanmalara dahil edilmesine izin vermeyeceğini de söyledi.
Bu uyarı, daha geniş bölgesel çatışmalar sırasında Kıbrıs çevresindeki askerî yığınağın artmasıyla daha fazla ağırlık kazandı. Batılı ülkeler ile Yunanistan adanın diğer kesimlerinde askerî varlıklarını güçlendirirken Türkiye, Kuzey Kıbrıs’a F-16 uçakları ile hava savunma unsurları konuşlandırdı. Ankara bu konuşlandırmaları saldırı hazırlığı olarak değil, garantörlük sorumlulukları çerçevesinde alınan ihtiyati caydırıcılık önlemleri olarak tanımlıyor.
Mavi Vatan çerçevesi, sürecin denizlerdeki ve stratejik arka planını oluşturuyor. Kıbrıs meselesini kıta sahanlığı iddiaları, deniz altındaki enerji kaynakları, denizlere erişim ve Doğu Akdeniz’de şekillenmekte olan güvenlik rekabetiyle bağlantılı hale getiriyor. Ancak Mavi Vatan’ın kendisinin 26 Ağustos’ta müzakere edilmesi beklenmiyor. Önerilen Türk Deniz Yetki Alanları Kanunu da henüz yasalaşmış değil ve beklemede bulunuyor.
Ankara’nın siyasi tutumu Erhürman’ın kullandığı dille de tamamen örtüşmüyor. Erdoğan egemen eşitliği, eşit uluslararası statüyü ve iki devlet temelini öne çıkarmayı sürdürüyor. Erhürman ise siyasi eşitlik, etkin katılım, korunmuş yakınlaşmalar, zaman sınırı ve başarısızlığın sonuçları güvence altına alınırsa müzakere edilmiş bir çözümün hâlâ mümkün olup olmadığını sınamaya çalışıyor.
Bu farklılığı gizlemek yerine, 26 Ağustos görüşmesi kısmen Erhürman’ın Ankara’nın güvenlik desteğine dayanırken sürecin iki devlet-federasyon sloganlaşmasına indirgenmesini önleyip önleyemeyeceği üzerinden değerlendirilmelidir. Erdoğan’ın Guterres’in son girişimine Türkiye’nin destek vermesine onay verdiği yönündeki haberler, Ankara’nın yeni bir başarısızlıktan sonra Kıbrıs Türklerinin yeniden izolasyonda bırakılmaması koşuluyla ciddi bir süreci sınamaya hazır olduğuna işaret ediyor.
26 Ağustos’ta nelere bakılmalı?
İlerlemenin ilk ve en görünür ölçütü, liderlerin bir veya daha fazla geçiş kapısı açıklayıp açıklayamayacakları, bir güzergâh üzerinde uzlaşıp uzlaşamayacakları ya da en azından bağlayıcı bir teknik takvim belirleyip belirleyemeyecekleri olacak. Temsilcilere aynı haritaları görüşmeye devam etmeleri yönünde verilecek belirsiz bir talimat ilerleme değil, yalnızca mevcut sürecin sürdürülmesi anlamına gelecektir.
İkinci sınav yakınlaşmalar belgesiyle ilgili olacak. Liderlerin her anlaşmazlığı çözmeleri gerekmiyor, ancak önceki yakınlaşmaların gelişigüzel yeniden açılmayacağı ve geriye kalan farklılıkların şeffaf biçimde belirleneceği konusunda anlaşmaları gerekiyor.
Üçüncü sınav, gelecekteki görüşmelerin sıklığı ve amacı olacak. Haftada bir ya da iki kez yapılacak buluşmalar ancak güven artırıcı önlemleri, müzakere yöntemini ve özlü konuları kapsayan yapılandırılmış bir çalışma programıyla desteklenirse anlam kazanacaktır. Süre sınırları, görev dağılımı ve alınması gereken kararlar belirlenmeden daha fazla toplantı yapılması, yeni bir “yönetilen donmuş çatışma” düzenini kurumsallaştırmaktan öteye gitmeyebilir.
Dördüncü sınav, Hristodulides’in Kıbrıs Türklerinin görünürlüğüne karşı yürütülen kampanyayı nasıl ele alacağı olacak. Hükümetini ELAM’dan ayırmaya çalışabilir. Ancak diplomatik bilgilendirme tartışması, NEXUS ve Zamna ile Barcelona kampını hedef alan girişimler karşısında sessiz kalması, bu ayrımı daha az inandırıcı hale getirecektir.
Son olarak görüşme, bir sonraki 5+1 toplantısına giden yolu açıklığa kavuşturmalıdır. Guterres, genişletilmiş toplantıyı ancak yeterli hazırlık tamamlandıktan sonra düzenleyeceğinin işaretini verdi. İki lider, bu koşulun sonuç üretmeye yönelik bir teşvike mi yoksa belirsiz ertelemenin yeni aracına mı dönüşeceğine karar vermelidir.
26 Ağustos görüşmesi Kıbrıs sorununu çözmeyecek. Önemi daha küçük, ancak daha temel bir soruda yatıyor: Müzakere istediklerini söyleyen iki lider, toplumlarından bir çözümün gerektireceği çok daha büyük riskleri üstlenmelerini istemeden önce, her iki toplumun da dinlenebileceği, dünyayla bağ kurabileceği ve ortak olarak muamele görebileceği yeterli siyasi alanı yaratabilecek mi?
Geçiş kapıları, karşılıklı diplomatik erişim ve gençlerin uluslararası kültür ve spor yaşamına katılma hakkı üzerinde dahi anlaşamazlarsa güven artırma söylemden ibaret kalacaktır. Anlaşabilirlerse 26 Ağustos buluşması, bir sonraki 5+1’in yeni bir toplantı düzenlemek için yapılan bir başka toplantıdan daha fazlası olabileceğine ilişkin ilk inandırıcı kanıtı sağlayabilir.