Bir ülkenin geleceği yalnızca büyük projelerle, yeni yollarla, yüksek binalarla ya da ekonomik büyüme rakamlarıyla kurulmaz.
Bazen bir ülkenin geleceği, genç bir insanın doğduğu köyde kendisine ait bir evin temelini atabilmesiyle başlar.
Çünkü mesele sadece bir arsa değildir.
Mesele, gençlerin bu topraklarda kalıp kalmayacağıdır.
Başbakan Ünal Üstel’in Çukurova, Alaniçi, Topçuköy ve Kuzucuk’ta toplam 229 hak sahibine kırsal kesim arsa hak sahipliği belgelerini dağıtırken yaptığı açıklamalar, bu açıdan sadece bir tören konuşması olarak görülmemelidir.
Çukurova’da 40, Alaniçi’nde 86, Topçuköy’de 53 ve Kuzucuk’ta 50 kişi…
Toplam 229 genç ve aile.
229 arsa.
Ama aslında 229 yeni hayat ihtimali.
229 yeni ev. 229 yeni yuva.
Ve belki de yıllar sonra bu köylerde doğacak yüzlerce çocuk…
Üstel’in “Her bir belge, yeni bir evin temeli ve yeni bir yuvanın umudu olacak” sözleri tam da bu noktaya işaret ediyor.
Çünkü bugün dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi bizim en büyük sorunlarımızdan biri de gençlerin geleceklerini kendi ülkelerinde kurabilmeleridir.
Bir genç kendi köyünde yaşayabiliyorsa, orada çalışabiliyorsa, evini yapabiliyorsa ve çocuklarını doğup büyüdüğü topraklarda yetiştirebiliyorsa, o köy yalnızca nüfusunu korumaz.
Köy yeniden hayat bulur. Bakkalı yaşar. Kahvesi yaşar. Okulu yaşar. Üreticisi yaşar.
Tarımı, hayvancılığı, küçük esnafı yaşar.
Dolayısıyla kırsal kesim arsası politikası, sadece konut meselesi olarak ele alınmamalıdır.
Bu aynı zamanda bir yerleşim, üretim ve nüfus politikasıdır.
Gençleri köylerinde tutmanın yolu onlara sadece “Burada kalın” demekten geçmez.
Onlara burada bir gelecek kurabilecekleri imkânı vermek gerekir.
İşte mesele tam da budur.
Arsa dağıtmaktan çok daha fazlası…
Toprağa insan kazandırmak.
Gençleri geleceğe bağlamak.
Köyleri boşalmaktan kurtarmak.
Üretimi yerinde tutmak.
Ve en önemlisi, bu ülkede gelecek kurmanın mümkün olduğunu gençlere göstermek.
Gençler kendi topraklarında yuva kurarsa, ülkenin geleceği de kendi topraklarında kurulur. Bizden söylemesi…