Birinin trafikte önümüze geçmesi, kasada birkaç dakika beklemek, bir çocuğun aynı soruyu tekrar tekrar sorması, bir arkadaşımızın farklı düşünmesi…
Eskiden belki daha kolay geçiştirdiğimiz pek çok şey, bugün bizi hemen öfkelendirebiliyor.
Birbirimize karşı sabrımız azaldı. Beklemeye, dinlemeye, anlamaya ve hatta bazen sadece susup karşımızdakine alan açmaya bile tahammül etmekte zorlanıyoruz.
Peki neden?
Belki hayatımız çok hızlandı.
Her şeyin hemen olmasını istiyoruz. Mesajımıza hemen cevap gelsin, işlerimiz hemen bitsin, trafikte hemen ilerleyelim, çocuklarımız hemen sözümüzü dinlesin, karşımızdaki insan da bizim düşündüğümüz gibi düşünsün…
Bir şey planladığımız gibi gitmediğinde ise sabrımız çabucak tükeniyor.
Oysa hayatın kendisi her zaman bizim istediğimiz hızda ilerlemiyor.
Bir çocuk yavaş öğrenebilir.
Bir yaşlı insan yürürken daha yavaş hareket edebilir.
Bir arkadaşımızın kötü bir günü olabilir.
Bir insan düşüncesini anlatırken kelimelerini toparlamak için zamana ihtiyaç duyabilir.
Bunların hepsi hayatın doğal bir parçası.
Tahammül Etmek Her Şeyi Kabul Etmek Değildir
Burada önemli bir ayrım var.
Tahammül etmek, yapılan her davranışı kabul etmek ya da kendi sınırlarımızdan vazgeçmek anlamına gelmez.
Tahammül; farklı olana, farklı düşünene, hata yapana ve bazen bizim hızımıza yetişemeyene biraz alan açabilmektir.
Bir insanla aynı fikirde olmayabiliriz.
Ama onu dinleyebiliriz.
Bir çocuğun davranışından rahatsız olabiliriz.
Ama bağırmadan da sınır koyabiliriz.
Birinin yaptığı hataya kızabiliriz.
Ama o hatayı yapan kişinin de insan olduğunu unutmadan konuşabiliriz.
Belki de bugün en çok ihtiyacımız olan şey, birbirimize biraz daha fazla “anlama payı” bırakabilmek.
Günlük Hayattan Birkaç Küçük An…
Bazen tahammülsüzlüğün ve sadece kendimizi düşünmenin hayatımızın içine ne kadar yerleştiğini, çok sıradan anlarda fark ediyorum.
Örneğin iş yerimden çıkıp evime gitmek için ana yola çıkmam gerekiyor. Ana yoldan geçen araçların çoğu, sanki orada başka bir araç yokmuş gibi, dönüp bakmadan yollarına devam ediyor.
Oysa bir araç kısa bir süreliğine yol verse, hem ben ana yola daha rahat çıkacağım hem de trafik daha düzenli ilerleyecek.
Birkaç saniyelik bir anlayış, herkesin işini kolaylaştırabilir.
Ama bazen yalnızca kendi yolumuza bakıyoruz. “Ben geçeyim, gerisi önemli değil.” düşüncesiyle hareket ediyoruz.
Oysa trafik de hayat gibi… Biraz birbirimize alan açsak, hepimizin yolu daha kolay olacak.
Markette ise bunun tam tersini yapmaya çalışıyorum.
Kasada önümde kimse yoksa ve arkamdaki kişinin elinde yalnızca üç dört parça ürün varsa, kendi yerimi ona vermeyi tercih ediyorum. Çünkü benim alışverişim daha fazla ve onun birkaç ürün için uzun süre beklemesini istemiyorum.
Belki bir dakikadan söz ediyoruz.
Ama mesele o bir dakika değil.
Mesele, karşımızdaki insanın zamanını da kendi zamanımız kadar değerli görebilmek.
Bazen hayatı kolaylaştırmak için büyük şeyler yapmamıza gerek yok.
Bir araca yol vermek, sırada bekleyen birine öncelik tanımak, bir başkasının işini birkaç saniyeliğine kolaylaştırmak…
Bunların her biri küçük davranışlar gibi görünebilir.
Ama toplum dediğimiz şey, işte tam da bu küçük davranışların toplamından oluşuyor.
Kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor:
“Ben bugün kaç insanın hayatını kolaylaştırdım?”
Belki de tahammülün en güzel hâli, yalnızca öfkelenmemek değil; başkasını da düşünerek hareket edebilmektir.
Çocuklara Karşı Tahammülümüz Ne Kadar?
Tahammülsüzlüğün en çok görünür olduğu yerlerden biri de çocuklarla olan ilişkilerimizdir.
Çocuklar soru sorar.
Hem de bazen aynı soruyu defalarca…
Bir şey anlatmak isterler. Bazen tam bizim acelemiz varken konuşmaya başlarlar. Bir oyunu tekrar oynamak, aynı hikâyeyi yeniden dinlemek isterler.
Biz ise çoğu zaman yetişmemiz gereken bir yer, bitirmemiz gereken bir iş ya da cevaplamamız gereken bir telefon olduğunu düşünürüz.
Oysa çocuk için o an çok önemlidir.
Çünkü çocuk dünyasında zaman bizimki gibi işlemiyor.
Onun için anlatacağı hikâye, göstereceği resim, soracağı soru ya da paylaşmak istediği küçücük bir ayrıntı, o anda hayatının en önemli konusu olabilir.
Elbette çocuklara her istediklerini vermek zorunda değiliz. Sınır koymak da çocuk yetiştirmenin önemli bir parçasıdır.
Ancak sınır koymakla tahammülsüz davranmak aynı şey değildir.
Çünkü çocuklar yalnızca söylediklerimizi değil, onlara nasıl davrandığımızı da öğrenirler.
Biz sabırsızsak onlar da sabırsızlığı öğrenebilir.
Biz farklı düşünene hemen öfkeleniyorsak, onlar da farklılıklara karşı aynı tepkiyi gösterebilir.
Biz hata yapan birine anlayış gösterebiliyorsak, onlar da zamanla anlayış göstermeyi öğrenir.
Belki de çocuklara tahammülü öğretmenin en güzel yolu, önce tahammüllü bir yetişkin olmayı onlara gösterebilmektir.
Çünkü çocuklar, nasihatlerden çok davranışlarımızı örnek alırlar.
Ebeveynlere Not
Çocuklara sabrı öğretmenin en güzel yolu, önce onlara sabırlı davranmayı gösterebilmektir. Çünkü çocuklar söylediklerimizden çok, davranışlarımızı öğrenir. Sınır koyarken bile sevgi ve saygıyı koruyalım.
Haftanın Cümlesi
“Tahammül, her şeye katlanmak değil; birbirimize hata yapma ve farklı olma hakkı tanıyabilmektir.”