Kardeşlik Protokolde, Mesafe Siyasette: Azerbaycan Nereye Gidiyor?

Bazı fotoğraflar vardır; diplomatik bir ziyaretin hatırası olmaktan çıkar, ülkeler arasındaki ilişkilerin ruhunu tartışmaya açar. Bazen bir karşılama töreni, bazen bir devlet adamının kurduğu cümle, bazen de okul kapısından geri çevrilen küçücük bir çocuğun gözyaşı…

Bazı fotoğraflar vardır; diplomatik bir ziyaretin hatırası olmaktan çıkar, ülkeler arasındaki ilişkilerin ruhunu tartışmaya açar. Bazen bir karşılama töreni, bazen bir devlet adamının kurduğu cümle, bazen de okul kapısından geri çevrilen küçücük bir çocuğun gözyaşı…

Bugün Azerbaycan üzerinden tam da böyle bir tartışmanın içindeyiz.

Türkiye’nin Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın Azerbaycan temasları, iki ülkenin stratejik ilişkilerini bir kez daha gündeme taşırken, diğer tarafta başörtüsü nedeniyle okula alınmadığı bildirilen kız çocuklarının yaşadıkları ve Bakü yönetiminin Türkiye’ye yönelik “İç işlerimize karışmayın” mesajı dikkat çekiyor.

Peki, mesele gerçekten yalnızca bir okul kıyafeti düzenlemesi mi? Yoksa Türk dünyasının siyasi birlikteliği, ortak değerleri ve geleceği üzerine daha büyük sorular mı soruyoruz?

Bir millet, iki devlet; peki ya ortak değerler?

“Bir millet, iki devlet…”

Bu söz, Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkinin sıradan bir diplomatik ortaklıktan ibaret olmadığını anlatır. Aynı tarihî hafızanın, kültürel yakınlığın, acıların ve sevinçlerin ifadesidir.

Karabağ meselesinde Türkiye’nin Azerbaycan’a verdiği siyasi destek, iki ülke arasındaki dayanışmanın en güçlü örneklerinden biridir. Bu nedenle Azerbaycan’da yaşanan her gelişme Türkiye’de yalnızca dış politika başlığı olarak okunmaz; toplumun vicdanında da karşılık bulur.

Ancak kardeşlik, yalnızca zor zamanlarda birbirinin yanında durmak değildir. Kardeşlik, gerektiğinde birbirinin yanlış gördüğü uygulamaları da medeni bir dille konuşabilmektir.

Türkiye’deki bir siyasetçi Azerbaycan’daki uygulamaları eleştirdiğinde hemen “İç işlerimize karışmayın” deniliyorsa, burada şu soruyu sormak gerekir: Kardeşlik hukukunun sınırları nerede başlar, nerede biter?

Elbette Azerbaycan bağımsız ve egemen bir devlettir. Kendi eğitim politikalarını belirleme hakkına sahiptir. Türkiye’nin de Azerbaycan’ın egemenliğine saygı göstermesi gerekir.

Fakat egemenlik, hiçbir eleştirinin yapılamayacağı anlamına gelmez. Bir ülkenin iç hukukuna saygı duymak başka, o ülkedeki her uygulamayı sorgulamadan kabul etmek başkadır.

Dostluk, susmak zorunda olmak değildir.

Okul kapısında kalan çocukların suçu ne?

Azerbaycan’da tartışma yaratan düzenleme, laik eğitim ilkesi ve okul kıyafetleri üzerinden yürütülüyor. Ancak bazı okullarda başörtülü öğrencilerin derslere alınmadığına ilişkin haberler, meselenin yalnızca kıyafet tercihi olmadığını gösteriyor.

Burada sorulması gereken soru çok basit:

Bir çocuk, başını örttüğü için eğitim hakkından mahrum kalmalı mıdır?

Laiklik, devletin bütün inançlar karşısında tarafsız olmasıdır. Devletin herhangi bir inancı zorla dayatmaması kadar, insanları inançları nedeniyle dışlamaması da önemlidir.

Okul düzeni elbette kurallara dayanabilir. Ancak bu kuralların amacı çocukları eğitimden uzaklaştırmak değil, onların eşit şartlarda eğitim görmesini sağlamak olmalıdır.

Bir kız çocuğunun başörtüsü üzerinden ideolojik bir mücadelenin tarafı hâline getirilmesi, hangi siyasi anlayış tarafından yapılırsa yapılsın, üzerinde düşünülmesi gereken bir meseledir.

Üstelik Azerbaycan Anayasası’nın bir taraftan laik devlet ilkesini, diğer taraftan vicdan özgürlüğünü güvence altına alması, tartışmanın hukuki boyutunu da önemli hâle getiriyor.

Laiklik, inançsızlığın devlet eliyle üstün tutulması değildir. İnanç özgürlüğü de başkalarına bir inancın zorla dayatılması anlamına gelmez.

Asıl mesele, bu iki ilke arasında adil bir denge kurabilmektir.

İsrail ile yakın ilişkiler, Türkiye’ye mesafe

Azerbaycan’ın İsrail ile ilişkileri de bu tartışmanın dışında tutulamaz.

Bakü ile Tel Aviv arasındaki ilişkiler uzun yıllardır savunma, güvenlik ve enerji alanlarında gelişiyor. İsrail’in Azerbaycan’a yönelik savunma sanayisi iş birliği ve Azerbaycan petrolünün İsrail açısından taşıdığı önem, bu ortaklığın stratejik boyutunu ortaya koyuyor.

Nitekim Azerbaycan’ın İsrail ile ilişkileri, Gazze’de yaşananlar nedeniyle bölgedeki siyasi tartışmaların da bir parçası hâline gelmiş durumda.

Burada bir ülkenin başka bir ülkeyle ilişki kurma hakkını tartışmaktan çok, siyasi tercihlerin ortaya çıkardığı çelişkileri sorgulamak gerekiyor.

Türkiye, Azerbaycan’ın egemenliğine saygı gösterirken kendi değerleri ve dış politika öncelikleri doğrultusunda eleştiri yapabilir. Azerbaycan da kendi dış politikasını belirleyebilir.

Ancak şu soru cevapsız kalmamalı:

İsrail ile stratejik ilişkilerini kendi ulusal çıkarları çerçevesinde değerlendiren bir devlet, Türkiye’den gelen toplumsal ve siyasi eleştirileri neden aynı egemenlik tartışmasının konusu yapıyor?

Elbette iki mesele birbirinden farklıdır. İsrail ile diplomatik ilişkiler kurmak başka, okul kıyafetlerini düzenlemek başkadır. Bunları doğrudan birbirinin sebebi olarak göstermek doğru olmaz.

Fakat aynı dönemde yaşanan gelişmeler, Azerbaycan’ın bölgesel yönelimi ve Türk dünyasındaki ortak değerler üzerine daha geniş bir tartışmayı gerekli kılıyor.

Hakan Fidan’ın karşılanması ne anlatıyor?

Diplomasi, yalnızca söylenen sözlerden ibaret değildir. Protokol, temsil ve semboller de devletler arasındaki ilişkilerin bir parçasıdır.

Hakan Fidan’ın Azerbaycan ziyaretinde spor bakanı tarafından karşılandığı görüntüsü de bu açıdan tartışılabilir. Ancak yalnızca bir karşılama protokolünden hareketle Azerbaycan’ın Türkiye’ye siyasi mesaj verdiğini kesin biçimde söylemek doğru olmaz. Böyle bir sonuca varmak için ziyaretin programını ve diplomatik teamülleri de değerlendirmek gerekir.

Asıl önemli olan, iki ülke arasında yaşanan tartışmaların diplomatik görüntülerin gölgesinde bırakılmamasıdır.

Bir tarafta “Bir millet, iki devlet” söylemi; diğer tarafta karşılıklı eleştiriler karşısında yükselen egemenlik vurgusu…

İki ülke arasındaki ilişkinin geleceği, yalnızca törenlerde verilen görüntülerle değil, bu farklılıkların nasıl yönetildiğiyle belirlenecektir.

Türkiye’nin Azerbaycan’a yaklaşımı da duygusal tepkilerle değil, tarihî bağları ve uzun vadeli çıkarları gözeten akılcı bir anlayışla şekillenmelidir.

Kardeşlik, karşılıklı saygıyla yaşar

Azerbaycan’ın bağımsızlığına saygı duyuyoruz. Türkiye’nin kendi kararlarını kendisinin alması gerektiği gibi, Azerbaycan da kararlarını kendisi almalıdır.

Ancak bu ilke, eleştiriyi yasaklayan bir siyasi kalkana dönüştürülmemelidir.

Bir çocuğun eğitim hakkını savunmak, başka bir devletin egemenliğini ortadan kaldırmak değildir. Bir ülkedeki uygulamaya itiraz etmek, o ülkenin düşmanı olmak anlamına gelmez.

Aynı şekilde Türkiye’deki hiç kimse de Azerbaycan halkının tamamını yönetiminin aldığı kararlarla özdeşleştirmemelidir. Çünkü devletlerin politikaları değişebilir; halklar arasındaki tarihî bağlar ise çok daha derindir.

Bugün Bakü yönetiminin önünde önemli bir tercih vardır: Tartışmayı yalnızca bir egemenlik meselesi olarak mı görecek, yoksa kendi vatandaşlarının eğitim ve vicdan özgürlüğü konusundaki kaygılarını da dikkate alacak mı?

Türkiye’nin önünde de benzer bir sorumluluk bulunmaktadır: Kardeşlik hukukunu korurken yanlış gördüğü uygulamaları diplomasi ve hukuk çerçevesinde dile getirebilecek mi?

Çünkü gerçek dostluk, birbirinin her kararını alkışlamak değildir. Gerçek dostluk, gerektiğinde zor soruları sorabilmektir.

Unutulmamalıdır ki devletlerin sınırları vardır; vicdanın ise pasaportu yoktur.

Ve bir çocuk okul kapısından çevrildiğinde, mesele yalnızca bir ülkenin iç politikası olmaktan çıkar. Eğitim hakkı, insan onuru ve özgürlükler üzerine evrensel bir tartışmaya dönüşür.

“Bir millet, iki devlet” sözü, yalnızca geçmişin hatırası olarak kalmamalıdır. Bu söz, karşılıklı saygının, samimiyetin ve ortak geleceğe duyulan güvenin de ifadesi olmalıdır.

Kardeşlik protokol fotoğraflarıyla değil, zor zamanlarda gösterilen adaletle sınanır.
Bu haber 18 defa okunmuştur

:

:

:

: