HUZUR NEREDE UNUTULDU?

“Peki, geçmiş mi daha güzeldi, yoksa biz mi daha az yorgunduk?”

“Peki, geçmiş mi daha güzeldi, yoksa biz mi daha az yorgunduk?”
Bu soruyu zaman zaman kendime soruyorum. Yıllar geçiyor, hayat değişiyor, alışkanlıklarımız farklılaşıyor. Teknoloji gelişiyor, imkânlarımız çoğalıyor. Bugün bir zamanlar hayal bile edemediğimiz pek çok şeye kolayca ulaşabiliyoruz.
Yine de içimizde bir yerlerde, eski günlerin kokusunu, sesini ve en önemlisi huzurunu arıyoruz.
Belki çocukluğumuzun geçtiği sokakları özlüyoruz. Belki komşularımızın sesini, birlikte içilen kahveleri, kapımızı çalan dostlarımızı… Belki de bütün bunların ötesinde, kendimizi daha huzurlu hissettiğimiz günleri arıyoruz.
Çünkü bazen özlediğimiz şey geçmişin kendisi değil, geçmişte hissettiklerimizdir.
Peki, huzur nerede unutuldu?

BİZİM KÜÇÜK BİR DÜNYAMIZ VARDI
Çocukluğumun en sevdiğim akşamlarını hâlâ hatırlıyorum.
Yemeğimizi yedikten sonra televizyonun karşısına geçer, Adile Naşit'in o sıcacık sunumuyla Uykudan Önce programını izlerdim. Onun sevecen sesiyle geçen o dakikaların ardından odama geçerdim.
Çünkü benim için günün en güzel saatlerinden biri daha yeni başlıyordu: Kitap okuma saatim…
Kitabımı okuyacak olmanın heyecanını duyar, kendimi mutlu ve huzurlu hissederdim. Küçük bir mutluluğum vardı ve ben onun kıymetini biliyordum.
Şimdi geriye dönüp baktığımda, insanın huzurunun bazen ne kadar küçük ayrıntılarda saklı olduğunu düşünüyorum. Sevdiğimiz bir ses, elimizdeki bir kitap, günün sonunda kendimize ayırabildiğimiz birkaç sakin dakika…
O yıllarda dünyanın dört bir yanında neler olup bittiğini bugünkü kadar bilmiyorduk. Her gün birbirinden üzücü haberlerle karşılaşmıyor, dünyanın farklı yerlerinde yaşanan olayların kaygısını sürekli içimizde taşımıyorduk.
Bizim küçük bir dünyamız vardı. Ailemiz, arkadaşlarımız, komşularımız, oyunlarımız ve hayallerimiz…
Belki imkânlarımız daha sınırlıydı ama kendi dünyamızın içinde mutluyduk.
Elbette geçmişin her şeyi güzel değildi. O yılların da kendine göre zorlukları vardı. Ancak bugün geriye baktığımızda, hayatın daha sakin aktığı, küçük mutluluklara daha fazla yer ayırabildiğimiz zamanları özlemle hatırlıyoruz.
Belki de asıl özlediğimiz, hayatın bütün zorluklarına rağmen huzur bulabildiğimiz anlardı.

HER ŞEYİMİZ VAR, PEKİ HUZURUMUZ NEREDE?
Bugün istediğimiz bilgiye saniyeler içinde ulaşabiliyoruz. Dünyanın öbür ucundaki insanlarla konuşabiliyor, bir tıkla pek çok ihtiyacımızı karşılayabiliyoruz.
Fakat bütün bu kolaylıkların içinde kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor:
Hayatımız kolaylaşırken neden kendimizi daha yorgun hissediyoruz?
Belki de sürekli bir yerlere yetişmeye çalıştığımız için…
Daha çok çalışmak, daha çok kazanmak, daha fazlasına sahip olmak, başkalarından geri kalmamak için mücadele etmek.
Oysa herkesin yaşam şartları ve mücadelesi farklıdır. Daha çok şeye sahip olmak isterken sahip olduklarımızın kıymetini unutabiliyoruz.
Sevdiklerimiz yanımızdayken onlarla geçireceğimiz zaman yerine başka işlerle ilgilenebiliyor, dinlenirken bile aklımızdan yarının yapılacaklarını geçiriyoruz.
Belki de huzuru kaybetmedik. Onu, hayatın karmaşası içinde fark etmeyi unuttuk.

GELECEĞİ DÜŞÜNÜRKEN BUGÜNÜ KAÇIRMAK
Elbette geleceğimizi düşünmek zorundayız. Sorumluluklarımız var, yerine getirmemiz gereken görevlerimiz var. Özellikle ekonomik sıkıntılar ve geçim derdi, pek çok insanın omuzlarında ağır bir yük oluşturuyor.
İnsan bazen yalnızca bugünü kurtarmaya çalışırken bile yoruluyor. Yarın ne olacak, ihtiyaçlarımızı nasıl karşılayacağız, sevdiklerimizin geleceğini nasıl güvence altına alacağız diye düşünüyoruz.
Bütün bu kaygıları yok saymak mümkün değil.
Ancak henüz yaşanmamış günlerin endişesiyle bugünü tüketmek de bizi daha huzurlu bir geleceğe taşımıyor.
Çünkü bazen yarın için o kadar çok kaygılanıyoruz ki bugün elimizde olan güzellikleri göremiyoruz.
Birlikte içilen bir kahvenin, içten bir sohbetin, sevdiklerimizle geçirilen bir akşamın değerini fark edemiyoruz. Zihnimiz başka yerdeyken yanımızdaki insanı dinlemeyi bile unutabiliyoruz.
Oysa anı yaşamak, geleceği hiç düşünmemek değildir. Sorumluluklarımızı yerine getirirken bugünün de bize ait olduğunu hatırlamaktır.
Yarını planlayalım ama bugünü de yaşamayı unutmayalım.
Çünkü hayat yalnızca ulaşmaya çalıştığımız hedeflerden ibaret değil. O hedeflere giderken yaşadığımız küçük anlar da hayatımızın kendisi.

HUZUR YENİDEN BULUNABİLİR Mİ?
Bence huzuru yeniden hissedebilmek için önce kendimize dönmemiz gerekiyor.
Her şeyi aynı anda yapmak zorunda olmadığımızı kabul etmekle başlayabiliriz. Bazen durup nefes alabilir, telefonlarımızı bir kenara bırakabilir, sevdiklerimizle gerçekten ilgilenebiliriz.
Bir dostumuzu yalnızca bir mesajla hatırlamak yerine arayabiliriz. Bir komşumuzun kapısını çalıp hâlini hatırını sorabiliriz. Bir kitabın sayfalarında kaybolabilir, yürüyüşe çıkabilir ya da hiçbir yere yetişmek zorunda olmadan kendimize biraz zaman ayırabiliriz.
Daha da önemlisi, kendimizi sürekli başkalarıyla kıyaslamaktan vazgeçebiliriz.
Çünkü herkesin hayatında görünmeyen mücadeleler var. Dışarıdan kusursuz görünen bir hayatın içinde bile endişeler, yorgunluklar ve yalnızlıklar bulunabilir.
Belki de huzur, her şeye sahip olmakta değil; sahip olduklarımızın kıymetini bilmekte saklıdır.
Geçmişi geri getiremeyiz. Çocukluğumuzun sokaklarına, o günlerin akşamlarına yeniden dönemeyiz. Ancak geçmişte bize iyi gelen değerleri bugün de yaşatabiliriz.
Birbirimize zaman ayırabilir, daha çok dinleyebilir, daha az yargılayabilir ve küçük mutlulukları ertelememeyi öğrenebiliriz.
Belki de huzur hiçbir yere gitmedi.
Biz onu ararken, hayatın telaşı içinde yanımızdan geçip gitmesine izin verdik.
Şimdi biraz yavaşlamanın, kendimizi ve birbirimizi yeniden duymanın zamanı değil mi?




EBEVEYNLERE NOT
Çocuklarımıza yalnızca başarılı olmayı, daha fazlasını elde etmeyi ve geleceğe hazırlanmayı öğretmeyelim. Mutlu olmayı, küçük şeylerden keyif almayı, sevdiklerine zaman ayırmayı ve hayatın güzel anlarını fark etmeyi de öğretelim.
Çünkü çocuklar yalnızca söylediklerimizden değil, yaşama biçimimizden de öğrenirler.
Biz sürekli telaş içindeysek, onlar da hayatın hep bir yarış olduğunu düşünebilirler. Birlikte sakin bir akşam geçirebiliyor, sohbet edebiliyor ve birbirimizi dinleyebiliyorsak huzurun ne demek olduğunu yaşayarak öğrenebilirler.
HAFTANIN CÜMLESİ
“Belki de huzur kaybolmadı; biz hayatın telaşında, onu fark etmeyi unuttuk.”
Bu haber 8 defa okunmuştur

:

:

:

: