Dışişleri Bakanı Tahsin Ertuğruloğlu, bir kez daha İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) üyesi ülkelere çağrıda bulundu. Kıbrıs Türk halkına uygulanan haksız izolasyonların sona erdirilmesi için somut ve zamanında adımlar atılmasını istedi.
Peki, bu kaçıncı çağrı?
Kaç toplantı yapıldı, kaç bildiri yayımlandı, kaç kez dayanışma mesajları verildi? Kaç defa Kıbrıs Türk halkının haklarının korunması gerektiği söylendi? Peki bütün bu açıklamaların ardından elle tutulur ne değişti?
İşte asıl cevaplanması gereken soru budur.
Kıbrıs Türk halkı bunun sonuçlarını yıllardır yaşıyor. KKTC, uluslararası alanda tanınma ve dünyayla doğrudan ilişki kurma mücadelesi verirken İslam ülkelerinden daha güçlü bir dayanışma bekliyor. Buna rağmen siyasi ve diplomatik ilişkilerin geliştirilmesi, ekonomik iş birliğinin artırılması ve izolasyonların aşılması konusunda beklenen sonuçların alınamadığı görülüyor.
Oysa dayanışma, yalnızca kürsüden destek açıklaması yapmak değildir. Dayanışma, gerektiğinde siyasi irade ortaya koymak, ekonomik ilişkileri geliştirmek ve alınan kararları hayata geçirmektir.
İslam dünyasının ortak hareket etme konusundaki sıkıntısı yalnızca Kıbrıs meselesiyle sınırlı değil.
Filistin halkının yaşadığı acılar da bu tablonun en çarpıcı örneklerinden biri. Sivillerin hayatını kaybettiği, ailelerin dağıldığı, insanların evlerini ve yaşam alanlarını kaybettiği bir süreçte İslam ülkelerinin ortak ve etkili bir siyasi tutum oluşturabilmesi büyük önem taşıyor.
Elbette İslam ülkeleri arasında diplomatik girişimler yürütülüyor, ateşkes çağrıları yapılıyor ve insani yardımlar ulaştırılıyor. Ancak bütün bunlar, ortak siyasi iradenin ne ölçüde etkili olabildiği sorusunu ortadan kaldırmıyor.
Filistin konusunda verilen mesajlarla sahadaki gelişmeler arasındaki mesafe, İslam dünyasının önündeki en önemli sorunlardan biridir.
Kıbrıs Türk halkı açısından da durum farklı değil. KKTC'ye destek açıklamaları yapılırken uluslararası izolasyonlar devam ediyor. Filistin konusunda dayanışma mesajları verilirken de Filistin halkının yaşadığı insani trajedi bütün ağırlığıyla sürüyor.
Bu iki mesele aynı değildir. Ancak ikisinin de ortaya koyduğu ortak bir soru var: İslam dünyası, ortak değerlerini ortak bir siyasi güce dönüştürebiliyor mu?
Türkiye, hem Kıbrıs Türk halkının haklarının savunulması hem de Filistin meselesinin uluslararası gündemde tutulması konusunda önemli bir diplomatik çaba yürütüyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu kürsüsünden KKTC'nin tanınması yönünde yaptığı çağrılar bunun örneklerinden biri. Türkiye, Filistin meselesinde de uluslararası platformlarda ateşkesin sağlanması, sivillerin korunması ve Filistin halkının haklarının savunulması yönünde tutum ortaya koyuyor.
Ancak burada üzerinde durulması gereken önemli bir nokta var.
Türkiye'nin ortaya koyduğu çabaların, İslam ülkelerinin tamamından aynı ölçüde siyasi destek gördüğünü söylemek mümkün mü?
İslam dünyası için asıl sınav da burada başlıyor: Kardeşlik yalnızca sözde mi kalacak, yoksa ortak iradeye ve somut sonuçlara mı dönüşecek? Bizden söylemesi…