İlkelerden vazgeçmemek

Bir toplumun geleceğini şekillendiren en önemli değerlerden biri eğitimdir. Ancak eğitimin gerçek gücü yalnızca sınıflarda verilen bilgilerle değil, öğretmenlerin sorumluluk anlayışı, toplumsal dayanışma ve zor dönemlerde gösterilen kararlılıkla ortaya çıkar. Kıbrıs Türk toplumunun geçmişinde bunun pek çok örneği vardır.

Bir toplumun geleceğini şekillendiren en önemli değerlerden biri eğitimdir. Ancak eğitimin gerçek gücü yalnızca sınıflarda verilen bilgilerle değil, öğretmenlerin sorumluluk anlayışı, toplumsal dayanışma ve zor dönemlerde gösterilen kararlılıkla ortaya çıkar. Kıbrıs Türk toplumunun geçmişinde bunun pek çok örneği vardır.

Babam Hüseyin Özdemir’in Limasol’daki müfettişlik yıllarına ilişkin anıları, eğitim hizmetlerinin kültürel faaliyetler ve toplumsal mücadeleyle nasıl iç içe geçtiğini gösteriyor.

Babam, görev yaptığı dönemde öğretmenlerin yalnızca mesleki gelişimleriyle ilgilenmemiş, sosyal hayatlarını zenginleştirecek etkinlikler de düzenlemişti. Üç ayda bir okul salonlarında tiyatro gösterileri, konferanslar ve eğlenceler gerçekleştiriliyordu. Öğretmen Hüseyin Kanatlı’nın sahnelediği Lüküs Hayat ve Arif Dırdır’ın komedileri büyük ilgi görüyordu.

Hüseyin Kanatlı, Kıbrıs Türk yayıncılığının öncü radyocularından ve sunucularından biriydi. 1931’de Baf’ta doğdu. Önce öğretmenlik yaptı, 1959’da radyoculuğa başladı ve uzun yıllar Bayrak Radyosu ile BRT’de çalıştı. “Plak Yarışı”, “Merhaba Dostlar” ve “Askerin Saati” programlarıyla tanındı. 2020’de, 89 yaşında hayatını kaybetti. Çağlayan Mahallesi’nde, Mühendisler Birliği’nin yanındaki evde oturduğu günler de gençlik anılarım arasında yer alıyor.

Müziğin de bu faaliyetlerde önemli bir yeri vardı. Limasol Lisesi öğretmenlerinden Nevzat Bey viyolonsel ya da akordeon çalarken babam da keman çalıyordu. Birlikte hazırladıkları konserleri kültür merkezinde ve Kandu köyünde halka sunuyorlardı. Bu etkinlikler, öğretmenlerin toplumla kurduğu bağı güçlendiriyordu.

Ancak aynı yıllarda Kıbrıs’ta siyasi gerginlik giderek artıyordu. ENOSİS hedefi doğrultusunda yaşanan gelişmeler, günlük hayatı ve insanların güvenlik duygusunu etkiliyordu.

Babam, EOKA’nın yarattığı tehlikelere karşı öğretmenlerin hazırlıklı olmalarını sağlamak amacıyla bir ay süren ilk yardım kursları düzenlemişti. Dr. Fikret’in verdiği eğitimlerin sonunda katılımcılara diplomaları törenle verilmişti. Annem de bu kurslara katılmış ve diplomasını almıştı. O günlere ait fotoğrafları hâlâ albümlerimde saklıyorum. Bu fotoğrafları zaman zaman sosyal medya hesaplarımda da paylaştım.

Eğitim faaliyetleri bunlarla sınırlı kalmamıştı. Limasol’da Türk tarihi, coğrafya ve matematik; Polemidya’da terzilik, Piskobu’da ise makinistlik kurslarının açılmasına öncülük edilmişti. Babam ayrıca Limasol kazasındaki öğretmenleri Türkiye’ye götürmüştü. Türkiye yolculuğumuzu dün gibi hatırlıyorum. İki motorlu uçakla yaptığımız seyahat, Anıtkabir’i ziyaretimiz ve Atatürk Orman Çiftliği’ni görmemiz çocukluğumun en güzel anıları arasında yer alıyor. Bugün bunları sizlere aktarırken o günlerin heyecanını yeniden yaşıyorum.

Babamın notlarında 1954 ve 1955 yıllarında yaşanan siyasi gelişmeler de anlatılıyor. EOKA’nın silahlı faaliyetleriyle birlikte İngiliz yönetiminin güvenlik önlemleri artırılmış, Limasol’da akşamları sokağa çıkma yasakları uygulanmıştı. Babam, kendisine verilen özel geçiş kartıyla askerî kontrol noktalarından geçebildiğini kaydediyor.

Bu dönemde eğitim müfettişliği görevinin ne kadar büyük bir sorumluluk taşıdığını gösteren olaylar da yaşanmıştı. Babam, öğretmenlerin derslere hazırlıklı gelmesini, öğrencilerin doğru bilgilerle yetişmesini ve görevlerin hakkıyla yerine getirilmesini önemsiyordu. Mesleki değerlendirmeleri sırasında karşılaştığı baskılara rağmen ilkelerinden vazgeçmediğini de anılarında anlatıyor.

Bugün bu anıları okurken babamın kemanıyla insanları bir araya getirdiği günleri, annemin katıldığı kursları ve öğretmenlerin dayanışmasını düşünmeden edemiyorum. Bütün bunlar, zor zamanlarda bile eğitimin ve kültürün ihmal edilmediğini gösteriyor. Üç kardeştik ve babam hepimize keman dersi aldırmıştı. Kardeşlerim arasında müziğe en yatkın olan, genel cerrah Dr.Niyazi Özdemir’di. Hâlâ opera ve müzikle ilgili konserlere katılması, babamın ona aşıladığı müzik sevgisinin bir yansımasıdır.

Geçmişi gelecek kuşaklara aktarırken yalnızca yaşanan sıkıntıları değil, o sıkıntılar içinde üretilen güzellikleri de hatırlamalıyız. Çünkü bir toplumun tarihî hafızası, verdiği mücadele kadar yetiştirdiği insanlarla ve yaşattığı değerlerle de anlam kazanır.
Bu haber 460 defa okunmuştur

:

:

:

: