İş yaşamında rekabet!
Ekonomik yaşamda rekabet!
Aşk yaşamında rekabet!
Duygusal yaşamda rekabet!
Güzel olmakta rekabet!
Eğitimde rekabet!
Siyasette rekabet!
...
Geçenlerde bir arkadaşımla konuşuyordum: “İyi ki kadınım ben” dedi bana. “Şov dünyası, medya, ekonomik yaşamın canlanması için gerekli olan pek çok şeyin ana konusuyum kadın olduğum için! Gazyağı pazarlanacak olsa benim cinselliğim üzerinden pazarlanır. Bazı ülkelerdeki kadınlar buna karşı çıkıyorlar. Ama ben mutluyum. Para kazanıyorum. Farkına varan ülkeler, bazan buna engel oluyorlar. Ben mutluyum. Şov dünyasından olmasam bile, magazin basını peşimde. Adımı tam hatırlamadıkları için çoğu zaman Mehmet Patron’un kızı olarak anılırım. Ama kıyafetim, tarzım herkesin ilgisini çeker. Geçen sene yılın en şık kadını seçilmiştim bir medya kuruluşunun açtığı oylama sayesinde. Hatta “en seksi” bile demişti falanca gazete hakkımda!”
O konuşurken ben düşünüyordum: Şov dünyasında seksilik yarışında olan pek çok kadın varken, niçin iş dünyasından seksi kadınlara ihtiyaç duyulur? Acaba erkek için bu kadınları seksi kılan, vücut ölçüleri mi yoksa erkek iktidarı karşında elde ettikleri güç ve bu gücün doğurduğu tehdit midir?
***
Ben anlattıklarını düşünürken devam etti arkadaşım: “Ekonomik krizden dolayı işçi çıkaracaktık. Önce kadınları dedi babam. Çünkü onların kocaları ya da babaları zaten çalışıyor, evlerine bakıyorlardır. İşten çıkarılabilecekler listesi yaptık. Biz işçilerimizin zarar görmesini istemediğimiz için belli bir politika izlemeliydik. En doğrusu bu olacaktı. Çocuklarına veya anne-babalarına bakmak zorunda olan ve akşamları iş uzadığında kalamayan kadın işçileri çıkardık önce. Onlar için iyi olur diye düşündük. Çok zordu bunu onlara söylemek. Ama doğru bir karar vermiş olmak bize cesaret veriyordu. Bu baskıyı kaldırabilmek öyle sanıldığı kadar kolay değildir! Daha sonra da iyi giyinemeyen, bakımsız(!), makyaj yapmayan, müşterilerimiz tarafından “beğenilmeyen” kadınları çıkaramaya karar verdik!”
O anlattıkça içim sıkılıyordu: İş dünyası erkeğin egemen olduğu, erkek bir alandır. İş dünyasının `kuralları` ve medyada iş yaşamına ilişkin temsiller de bize sürekli olarak bu durumu hatırlatır. İşyerinde kalan kadınlar evli olmayan veya çocuğu olmayan, yani evde sorumluluğu olmayan genç, haliyle bakımlı, güzel olanlardı. Rekabeti görebiliyor musunuz? İşsiz kalmamak uğruna o işyerinde kadınlar da kendi içlerinde bir dayanışmaya değil, yarışmaya/rekabete itilmektedir. Bu rekabet iş yaşamında erkeklerin de yaşamak zorunda kaldığı rekabetten farklı olarak, çoğu zaman erki elinde tutan erkekler tarafından `beğenilme`ye yönelik bir rekabettir.
Toplumsal cinsiyete dayalı keskin çizgiyi de görebilmişsinizdir: İş dünyası erkeklere, ev içi yaşam ise kadınlara aittir. İş yaşamındaki pratikler cinsiyetler arasındaki işbölümü ile çok yakından alakalıdır. Hatta bir otorite paylaşım alanıdır. Öyle ki; kadınların iş yaşamında varlığı, erkek otoritesini sarsacak nitelikte olmamalıdır. Çalışma yaşamında kadınlara uygun görülen işler de özel ve kamusal alan ayrımı çerçevesinde, kadınları yine özel yaşamın sınırlarına hapseden işlerdir. Bu işler, içeriği ve statüsü açısından kadınların ev içi rollerinin bir uzantısı olan, hemşirelik, sekreterlik, çocuk bakıcılığı gibi işlerdir. Bir de hosteslik gibi meslekler vardır ki kadının ev içi rolüyle, cinsel obje konumunu yazılı olmayan kurallarla harmanlayan bir meslek olarak algılanmaktadır.
***
Ekonomik yaşama katılacak olan kadın rekabeti bilecektir. Önce hemcinsleri arasında, toplumsal cinsiyet rollerini iyi yaptığını gösterecektir. Ardından işini iyi yaptığını. Bu arada duygusal yaşamdaki, aşk yaşamındaki rekabetlerden de kopmadan ayakta durmayı sürdürecektir. Ne de olsa o bir kadındır!
Cuma: Eğitimde rekabet! Siyasette rekabet!
Pazartesi: Aşk yaşamında rekabet! Duygusal yaşamda rekabet! Güzel olmakta rekabet!