İlk mitinge çocukken Selimiye Camii (Aya Sofya Camisi derlerdi) Meydanı’nda katıldım. Aşırı milliyetçi rahmetli babam elimden tutmuş beni de götürmüştü. İlk kez Dr. Fazıl Küçük’ü, Faiz Kaymak’ı, Osman Örek’i, Kemal Deniz’i orda görmüştüm. Yapılan konuşmalardan, koparılan alkışlardan ve “Yaşa Varol” seslerinden, ciddi, milli davanın vurgulandığını yeni yeni kavrayıyordum. Kıbrıs Türk Toplumunun hakları, ada üzerindeki gücü, tarihi dile getiriliyordu.
Daha sonraları Necati Özkan ismini, yakılan sigara fabrikasını ve çıkarttığı “İSTİKLAL” gazetesini, Pamir isimli bir sütçü tarafından darp edildiğini de işittim, öğrendim.
Meslektaşım Şener Levent’in dünkü yazısında vurguladıklarını okuyunca aklıma geldi ve ben de geriye bir göz atıp, gelmiş geçmiş liderlerimizi, liderlik yarışmalarını, sürtüşmelerini, kavgalarını ve birbirlerini nasıl ekarte ettiklerini, kimler tarafından desteklendiklerini hatırlamaya çalıştım.
Dr. Fazıl Küçük’ün o dönemdeki TC’nin Lefkoşa Büyükelçisi tarafından desteklenerek, rakipleri gördüğü Faiz Kaymak ile Necati Özkan’ı nasıl pasifize ettiğini, büyüklerimden işittim. 1940’lı yıllardan başlayarak taa 1973’e kadar liderimiz ve Kıbrıs Cumhuriyeti kurulduğunda Cumhurbaşkanı Muavinimiz olduğunu aklımdan geçirdim. Bulanık bir şerit gibi gözümün önünden geçerken Berberoğlu’nu, Zeka Beyi, Dr. İhsan Ali’yi farkettim.
Bu yazı biraz uzun olacağa benziyor. Umarım Genel Yayın Yönetmenimiz Mehmet Davulcu’nun makasına takılmaz. Çünkü anlatmak istediklerim esasında bir iki sütuna sığmaz.
Evet;
Siyasi yaşam tarihimize baktığımızda liderlik yarışının İngiliz sömürge idaresi esnasında başladığını, başlatıldığını görürüz. O zamanlar İslam cemaatı, orta ve yüksek okulumuz bile İslam Lisesi olarak isimlendirilmişken, Kıbrıs Türk toplumunun azınlık hakları mücadelesi başlatılmıştı. Lefkoşadaki tek Lise Kıbrıs Türk Lisesi olmuş, EVKAF idaresi İngiliz’in elinden büyük bir mücadele sonucu alınmış ve Sir Münür’den sonra, galiba Halit Ali Riza Evkaf Mürahhası olarak göreve getirilmişti.
Kıbrıs Türk toplumu, liderimiz durumuna getirilen Dr. Fazıl Küçük, yakın mesai arkadaşları Faiz Kaymak, Kemal Deniz, Osman Örek ve Rauf Denktaş ile birlikte (dahaları da vardı ama ben pek hatırlayamayabilirim) İngiliz Vali’ye Kıbrıs Türkünün varlığını hissettirmeye başlamıştı.
Belediye konularında, belediye başkanlıklarında, meclis üyeliklerinde, muhtarlıklarda, komisyonlarda yer alma mücadelesi ve yarışı ateşlenmişti.
KIBRIS CUMHURİYETİ VE SONRASI
1950 li yıllarda İngiliz’in oyunları ile başlayan Rum-Türk sürtüşmeleri, uzlaşmazlıklar, ayrılışları, çarpışmaları 1959 da Zürüh anlaşması, 1960’da da İngiliz’in Kıbrıs’a bağımsızlık vermesi ve idareyi Rum-Türk toplumlarına devretmesi yaşandı. Söz konusu ortaklık Cumhuriyeti, hiçbir zaman ne Rum’un ne de Türk’ün nihai hedefi oldu. Rumlar ENOSİS (Yunanistan’la bütünleşme) Kıbrıs Türkleri de TAKSİM (adanın Rumlarla Türkler arasında paylaşılması) peşinde koştu. Kıbrıs Cumhuriyetini yaşatmak peşinde koşulmadı. Daha Cumhuriyetin ilanının ilk gününde Başpiskopos Makarios, “Şu anda elde edilebilecek budur, Nihai, milli hedefimiz değişmemiştir, bu oluşum ENOSİS’e bir sıçrama tahtasıdır” diye ilan etmişti. Nitekim Cumhuriyetin ömrü ancak üç yıl sürebilmişti.
21 Aralık 1963’de başlatılan silahlı, kanlı Rum saldırıları veTürklerin direnişi Kıbrıs Cumhuriyeti’nin berhava edilmesine yol açmıştı. Rumlar Cumhuriyeti bütün organları ile gasbederlerken, Türkler de kendi yönetimlerini ve otoritelerini ada üzerindeki bütün Türk kasabalarına ve yerleşim birimlerine yaymıştı. Fazla ayrıntıya girmiyorum. Çünkü liderlik kavgalarımıza gelmek istiyorum.
KİMLER NASIL LİDER ve BAŞKAN OLDU
Ayrılık sonrası kurulan Geçici Türk Yönetimi’ne, geçici sözü kaldırıldıktan sonra Kıbrıs Türk Yönetimi’ne, Otonom Kıbrıs Türk Yönetimi’ne, Kıbrıs Türk Federe Devleti’ne yönetici olarak başa gelenler Dr. Fazıl Küçük ve ekibi olmuştur. Rauf Denktaş, Dr. Fazıl Küçük’ün yanında yer alıp, Muavini, baş danışmanı sıfatları ile güçlenerek liderlik ve başkanlık için hazırlamıştı. En güçlü destekcileri de TC Büyük Elçileri ve TMT nin komutanları, Kıbrısta görevli Türk Silahlı Kuvvetleri temsilcileri olmuştu. Kıbrıs Türk halkı hiçbir zaman tam anlamı ile demokratik seçim yolu ile liderlerini ve başkanlarını seçememiştir diye birçok kez iddialar ortaya atılmıştır. Bunun gerçek payı büyüktür, kimse inkar etmeye kalkışmasın. Çünkü az sonra yazacaklarım yaşanmış olaylardır.
Faiz Kaymak’ın, Necati Özkan’ın, liderliğe aday Dr. İhsan Ali’nin değişik bahanelerle siyasi yaşamımızdan dışlanmalarından sonra, çok daha ciddi müdahaleler yaşanmıştır. Bizzat Dr. Fazıl Küçük, Denktaş’ın “Doktorla çalışma nosyonumuzu yitirdik” beyanından ve Doktor’un başkanlık adaylığından çekilmesi için yapılan müdahale sonucu, “Benim etim yenmez, kaynatılmakla pişmez, çizmeleri giyip köylere çıkacağım, görsünler halk kimi istiyor” demeçleri de para etmedi. En yakınlarından işttim. Doktor’un bu beyanatı üzerine, “Köylere çıkalım abi, ama Ankara bu işe ne der” sorusuna Dr. Küçük, kendine özgü sesi ile, “Ankara sıçtı ağzıma” cevabını verince, kendisi ile o yolu yürümeye hazır “yanılmıyorsam İsmail Sadıkoğlu, kardeşim Komando Özer ve birkaç yakını” Küçük’e, “Madem Ankara Denktaş’ı destekleyecek, onu istiyor, seçime girersen sana kaybettirecekler, seni rezil de edecekler, vaz geç, köylere çıkmayalım” önerisini yapmış ve o da kenara çekilmeyi içine sindirmiş. Zaten, Ankara yetkililerinin de, Denktaş’ın iddia ettiği gibi ,“Doktor artık yaşlandı, bize dinamik eleman lazımdır” sözleri de gözardı edilemezdi. Doktor, yakınlarına hatta bize bile, TC Büyükelçiliğine nasıl çağrıldı ve aday olmaması telkini yapıldı, içki masasındaki sohbetlerde anlatmıştı. Ve “O Rauf’u asla affetmeyeceğim” de demişti. Ama yıllar sonra yanında yer almış ve KKTC ilanında ilk Cumhurbaşkanı olması için onu desteklemişti.
Bu arada, Ahmet Mithat Berberoğlu da çok kez anlattı. O da nasibini almış. Adaylığı açıklayıp ben de başkanlığa adayım dedikten sonra, malum yerlere çağrılmış ve vazgeçmesi istenmiş. Hayır, ben adayım deyince de, kendisine, “Buradan çıktıktan sonra başınıza bir kaza da gelebilir, bir serseri mermi de olabilir” hatırlatması yapılmış. O da kenara çekilmiş. Daha sonra, genç dinamik güçler ve hatta bazı TMT’ciler, Yüksek Mahkeme Başkanlığı yapmış, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi yargıçlarından Mehmet Zeka Bey’i aday gösterme kararı almış. Zeka Bey’i ikna da etmişler. Damadı Oktay Feridun Bey’e de sordumdu, ne oldu da Zeka Bey son anda vazgeçti. Biraz çekinerek, “Büyükelçi hem Bayraktar mı kim çağırmış, konuşmuşlar, vaz geçti” dedi ama ayrıntıya girmedi. (ADA TV mülakatımızda kayıtlıdır). Diğer bir başka liderlik adayı (resmi aday olmasına hiçbir zaman fırsat verilmemiş) Baflıların çok sevdiği Dr. İhsan Ali, ne acıdır ki bazı sistematik iftiralarla aforoz edilmiş ve toplumdan dışlanarak sivrilmesine izin verilmemişti. Bu konuda, Dr. Fazıl Küçük’ü ve Sayın Denktaş’ı suçlayıcı çok iddialar ortaya atılmıştı. Tıpkı, Jandarma Komutanı Niyazi Bey meselesindeki gibi... Bu iki değerli Kıbrıs Türküne, maalesef, hainlik damgası bile vurulmuştu. Yıllar sonra, Niyazi Bey’e iadeyi itibar konusunda Niyazi Bey’in istediği açıklama BRT’den yapılmamıştı, o da sözlü iadeyi itibarı reddetmişti. İhsan Ali ise, her nedense kasıtlı kötülemelerle halkımızdan tamamıyle kopartılmış, uzaklaştırılmıştı.
Aradan yıllar geçti. Bu kez, Dr. Derviş Eroğlu, Sayın Denktaş’a rakip olarak adaylığını koymuş ve Denktaş’la ikinci tura kalmıştı. Benzeri gelişmelerle onun da adaylıktan çektirileceği şüpeleri üzerine, Lefkoşa Uluslararası Fuar Alanı’nda düzenlenen mitingde, yer gök titrerken, Rahmetli Dr. Salih Miroğlu halka hitaben Eroğlu’nun kesin kazanacağını müjdelerken Eroğlu da, “Sonunda ölüm dahi olsa adaylıktan çekilmeyeceğim” demişti. Ama yine ne olduysa oldu ve ikinci tur için sandıklara gitmeye bir iki gün kala Dr. Derviş Eroğlu da adaylıktan geri çekilmişti. Rauf Raif Denktaş da tek aday kalarak tekrardan Cumhurbaşkanı ilan edilmişti.
Ve tarih tekerrür etti. Gün geldi, o güçlü siyasi, asırlık çınar ağacı Denktaş da bir kenara itilmekten kurtulamadı. O Denktaş ki kaç kez, “Ben kazanacağım, çünkü Ankara beni istiyor” dedi ve kazandı. Ama karşısına CTP lideri Mehmet Ali Talat dikilince ve aday olmaması telkini yapılınca, adaylığını dahi koyamadı. Ve bir zamanlar çok suçladığı CTP lilerin lideri Mehmet Ali Talat, başlıca rakibi Eroğlu’nu da mağlup ederek Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturdu. Oturtuldu diyenler çok.
Geçmişte yaşananların bir muhasebesi yapıldığında, Talat oraya oturtuldu diyenlere hak vermemek elde mi? CTP’nin, UBP’nin ve diğer partilerin gücü belli iken, Sayın Talat, nasıl oldu da öylesine bir zafer kazandı diye soranlar haksızlar mı, nedenini bilmiyorlar mı?
Kıbrıs Türk tarihinin, siyasi, ekonomik, askeri yaşamında, var oluş mücadelesinde Ankara’daki yöneticilerin ve askeri makamların etkin rolü ne gözardı edilebilir, ne de inkar.
Günün sonunda, ortaya çıkan tablodan anlaşılıyor ki, Ankara’daki yöneticiler, Kıbrıs halkı liderleri arasından kimlerle uyum içinde çalışabileceğine göre ve mevcut konjonktür şartlarının getirdiği ortama göre hareket etmiştir ve edecektir de.
Bu kez, Nisan 2010 da yapılması beklenen KKTC Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de Ankara’nın önemli rol oynamayacağını kim iddia edebilir ki?
KKTC seçmenleri nasıl yönlendirilirse, Talat’a mı, Eroğlu’na mı, yoksa sürpriz bir adaya mı oylarını verecektir, anketler değil, Ankara’dan gelebilecek sinyaller gösterecektir.
Her ne olursa olsun, ister kendi aralarındaki yarışma, ister husumet, ister beceri olsun en önemli ve etkin rolü oynayan unsur Ankara’ya olan yakınlık, uyum ve güvendir. Ankara’daki yöneticiler, askeri makamlar hangi liderimize, adayımıza güveniyorsa kesinlikle o kazanacak ve görevi alacaktır. Kıbrıs Türk halkının ve KKTC nin geleceğini güven altına alabilecek, onları mutluluğa, refaha ve güvene taşıyacak hangi aday seçilirse seçilsin onunla birlikte yürümek, ileriye doğru mesafe katetmek hepimizin vatani ve milli görevi olmalıdır.
Geçmişte yaşananlar, tarihimiz, Ankara ile olan sarsılmaz bağlarımız yol göstericimiz olacaktır.
Talatlar da, Eroğlular da, Hasipoğluları da ve diğer çıkacak adaylar da gelip geçecektir, Kıbrıs Türk halkı baki kalacaktır. Muhalifi de muvafıkı da, hepimiz ele ele Ankara ile birlikte, haydi ileri, yürüyelim arkadaşlar, dargınlıklara, zıtlaşmalara fırsat vermeden...