Hani nerede editöryal bağımsızlık?

Kıbrıs Türk toplumunun örgütlü bir toplum olduğu söylenir. Örgüt sayısının çok olduğu doğrudur. Ancak bu toplumun örgütlü olduğu anlamına gelmiyor.

Kıbrıs Türk toplumunun örgütlü bir toplum olduğu söylenir.
Örgüt sayısının çok olduğu doğrudur. Ancak bu toplumun örgütlü olduğu anlamına gelmiyor.
Bizim mesleğimiz bu konuda en çarpıcı örneği oluşturuyor. Gazetecilerle ilgili çok sayıda örgüt var. Ama gazetecilerin örgütlü olduğunu ve çalışma koşullarının adam gibi olduğunu söyleyebilecek bir Allahın kulunu bulamazsınız.
Bunun birçok nedeni vardır. Ancak nedenlerin en başında basın dünyasının işverenlerinin ketumluğu gelmez. İşverenlerin ketumluğu belki üçüncü beşinci sırada yer alır. En başta gelen neden gazetecilerin gazetecileri sevmemsidir. Siz isterseniz buna “gazetecilerin düşmanı yine gazetecilerdir” de diyebilirsiniz.
BRTK’da yaşananlara bakarsanız ne demek istediğimi daha anlayacaksınız. Özer Kanlı bizim meslekte saygın yeri olan bir gazetecidir. Mete Tümerkan da öyle. CTP iktidara geldiğinde Özer Kanlı BRT’deki görevinden uzaklaştırıldı. Üstelik Kanlı, BRT’de müdür falan değildi. Yanılmıyorsam, “Haber Merkezi Amiri” gibi bir görevi vardı.
BRT Yönetimi CTP’lilerin eline geçince Kanlı’nın görevini başkasına verdiler. Dahası Kanlı’ya hiçbir görev vermediler. Yaklaşık 6 yıllık devrede Özer Kanlı BRT’den maaş çekti ama hiçbir iş yapmadı. Hatta BRT binasına bile pek gitmedi. Özer Kanlı’ya bunları yapan CTP’li müdürler de aslında birer gazeteciydiler.
Dönem değişti. CTP iktidardan gitti yerine UBP geldi. Yeni UBP hükümeti Özer Kanlı’yı BRTK’ya Müdür yaptı. CTP’li müdürlerin kendisine yaptığına benzer uygulamaları şimdi de Kanlı, Mete Tümerkan’a yapıyor.
Mete Tümerkan BRT TV’de bir program yapıyor. Kanlı Tümerkan’ın programına alacağı konuğu önceden bilmek ve onayından geçmesini sağlamak ister. Tümerkan da buna izin vermez. Bunun üzerine kanlı Tümerkan’ın çekimi yapılmış yayına hazır bekleyen programını yayından kaldırır. Gazeteci meslek grubunun, ne işe pek belli olmayan örgütleri, bu olayın üstüne gider ve kınayan kınayana. Kınama yarışına girenler arasında siyasi partiler de var. Sanki gazetecilerin editöryal bağımsızlık hakkının hayata geçmemesinin sorumlusu siyasi partiler ve onların kurduğu hükümetler değilmiş gibi.
Basın İş Yasasında gazetecilerin editöryal bağımsızlık hakkı vardır. Vardır ama o yasayı uygulamakla görevli olan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı görevini yapıp yasanın uygulanmasını sağlamıyor ki. Yasa var ama hak ortada yok.
Basın İş Yasası CTP’li hükümetler döneminde çıkarıldı. Fakat ne CTP’li Bakan ne de şimdiki UBP’li Bakan bu yasanın işleyip hayat geçmesi için parmağını kıpırdattı. Gazeteci örgütleri ise yasa çıkarılıncaya kadar çabalayıp durdu. Yasa çıktıktan sonra da işin peşini bırakıp derin bir uykuya daldı. Yasa şimdi tozlu raflarda duruyor.
BRTK Müdürü Kanlı, sansür iddialarını reddediyor ve kendisinin demokrasiye ve özgürlüğe önem verdiğini söylüyor. Yaptığı açıklamada, “sonuna kadar demokrasi, sonuna kadar özgürlük…” diyor. Ancak, Basın İş Yasası’nın Mete Tümerkan’a tanıdığı editöryal bağımsızlık hakkından hiç söz etmiyor! Yasanın tanıdığı hakkı çiğneyip sansür ve baskı yaparken bunu, kendince “disiplinsizlik” diye nitelendirip kendince cezalandırıyor.
En başta değdim gibi gazetecilerin düşmanı yine kendileridir. Başka düşmana gerek bile bırakmıyorlar.
Bu haber 187 defa okunmuştur

:

:

:

: