Gözde AKBEN
Günaydın Ada programında Didem Tavukçu Gürses’in konuğu olan Ticaret Odası eski Başkanı Erdil Nami, Avrupa Parlamentosu Yüksek Temas Gurubu’nun KKTC’de yapmış olduğu temaslar konusunda açıklamalarda bulundu. AP’nin Rum lobisinin etkisi altında olduğunu söyleyen Nami, yapılan ziyaretin doğrudan temsiliyet yerine geçemeyeceğini belirtti.
“PARLEMENTO RUM LOBİSİ ETKİSİ ALTINDA”
Nami şöyle konuştu:
“Tabii ki iç temasların, bire bir temasların detaylarını arkadaşlarla görüşüp alma fırsatım olmadı. Fakat benim başkanlık zamanımda başlayan bir temastı bu. Avrupa Parlamentosu Yüksek Temas Grubu adında bir kuruluş kurdular ve o zamanlar içlerinde bu temas kurulunun biraz dengeyi sağlayan Türk Parlamenter Cem Özdemir’de vardı. Dolayısıyla Cem Özdemir orada aşırı derecede Rum yanlısı olan temas grubu üyelerini dengelemek yönünden büyük imkânlar sağlıyordu. Şu andaki kompozisyonun ne olduğunu tam bilmiyorum. Fakat bu temas grubu bizim doğrudan temsiliyetimizin yerine katiyen geçemez. Biz bunu o zamanlar hem yazılı hem de sözlü olarak Avrupa Parlamentosu Birliği’ne bildirdiğimiz gibi Avrupa Parlamentosu’nda biz temsil edilmiyoruz ve bunun yerine ikame olarak böyle bir ara formül buldular. Fakat bu temas grubu temsilcileri oradaki muhtelif, sosyalist, sağcı ve diğer grupların birer temsilcilerinden oluşuyor. Maalesef genellikle bunların çoğunluğu Rum lobisinin etkisi altında geliyorlar ve Kıbrıs’a bir açıdan Rum’ların gözüyle bakıyorlar. Bu gözlükle ana perspektif biliyorsunuz 10. protokol, Ankara protokolüdür. Protokoldeki temel yanlışlık Kıbrıs adasının tamamını Avrupa Birliği’ne aldık dediler. Ancak Kuzey Kıbrıs, Güney’deki resmi hükümetin kontrolü altında olmayan bölge olarak tarif edildi” dedi.
“OLMAZSA OLMAZ DERSEK HAKSIZ DURUMA DÜŞERİZ”
Ban Ki Moon’un adaya gerçekleştirmiş olduğu ziyaret ile ilgili olarak da bir değerlendirmede bulunan Nami; “ Ziyaretin nesnel, net kazanımından çok manevi kazanımı Türk toplumu için çok önemlidir. Çünkü bir kere aynı masada sağda ve solda iki liderin eşit şekilde bulunması ve bunun resminin tüm dünyaya verilmesi, iki tarafın cumhurbaşkanlıklarının konutlarında yemekler yenilmesi ve görüşülmesi adada iki eşit taraf olduğunu sembolik olarak bütün dünyaya ilan edilmiştir. Bundan müthiş derecede bir rahatsızlık duydular. Bunlar az önce bahsettiğim siyasal eşitliği kabullenememenin tezahürleridir. Ama bu şunu da gösteriyor, bizim sabırla ve soğukkanlılıkla yürüttüğümüz görüşmelerde ne kadar haklı olduğumuzu ve yavaşta olsa doğru yolda ilerlediğimizi kanıtlamış oldu. Görüşmelerde kim olursa olsun bu sabrı göstermemiz gerekiyor. Bunun alternatifi vardır tabii ki. Ben resmi bir görevim olmadığı için bunu rahatlıkla söyleyebilirim. Bunun alternatifi bir referandum olabilir, yazı yazılabilir ve denilebilinir ki; görüşülmemiş hiç bir şey yoktur. Ufak tefek rötuşlar vardır. Toprak konusu zaten halledilebilinir. Halledilemeyecek işler değildir. Gelin önümüze bir süre koyalım üç ay, altı ay neyse bitti bitti, bitmezse de siz yolunuza biz yolumuza diyebiliriz. İşte bunu dediğimiz anda çok haklı olsak dahi o an haksız duruma düşeriz. Dolayısıyla biz haklılığımızı sürdürüp dünyanın bunu görmesini beklemeliyiz ki her geçen gün taraflarımız çoğalıyor” dedi.
“TÜM DÜNYA KIBRIS’A YAPILAN HAKSIZLIĞI GÖRECEK”
Müzakere sürecinde çözüm olmaması durumunda artık Kıbrıs sorununda Güney Kıbrıs’ın tek başına AB üyesi olması hususunda Kuzey Kıbrıs halkına haksızlık yapıldığını tüm dünyanın göreceğini söyleyen Nami, doğrudan uçuşlar, doğrudan ticaretin uygulanması gibi hususlarda artık gelişim sağlaması gerektiğini de önemle vurguladı. Nami, “ Bütün dünya Kuzey Kıbrıs’taki halk çözüm için elinden gelen her şeyi yapmıştır. Ama diğer devletin bütün hak ve yetkileri elinde topladığı için çok keyfi davranmaktadır. Dolayısıyla yapabileceğimiz minimum şey Kuzey tarafını tanımak olmasa bile çünkü Kuzey tarafını tanımak işi ciddi boyutta yansımaları olan bir meseledir. O olmasa dahi biz Kuzey’i bir açık hava hapishanesi olmaktan çıkarıp doğrudan uçuşları, doğrudan ticaret yapabilmeleri ve ekonomik olarak kalkınmaları için bazı finansal mekanizmaları harekete geçirmemizin zamanı geldi de geçiyor demelidir” dedi.