Talat değişmeye mi başladı?

Cumhurbaşkanlığı seçimi ile ilgili tahminler seçim günü yaklaştıkça artıyor. Dün filanca kazanır diyenler, yaşananları gördükçe bugün ağız değiştirmeye başladı. O günkü şartlarda siyasi konjüktür öyleydi, bugün değişen şartlarlarda böyledir diyerek, adayların yüzdeliklerini tartışmaya başladı.

 Cumhurbaşkanlığı seçimi ile ilgili tahminler seçim günü yaklaştıkça artıyor. Dün filanca kazanır diyenler, yaşananları gördükçe bugün ağız değiştirmeye başladı. O günkü şartlarda siyasi konjüktür öyleydi, bugün değişen şartlarlarda böyledir diyerek, adayların yüzdeliklerini tartışmaya başladı.
Teşbihte hata olmaz. Padişah’ta, dilenci de acıkınca ayni iştah ile yemeği tüketmeye koyulur. Dolayısıyla ağız değiştirenlerin yanı sıra, adayların da seçimi galip gelerek tamamlamak için değişime uğramaya başladıklarını gözlemledik. Örneğin Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, CTP’nin adayı olmadığını bağımsız bir aday olduğunu halka ispat etmek için işe yanındaki kurmaylarını yenilemekle başladı. Talat’ın bir zaman yanında yer alan ve düzenlenen özel günlerde ‘Özel’ şeyler yapmak için çırpınan CTP’li özel danışmanların yerine değişik partilere mensup isimlerin faaliyet gösterttiklerine tanık olduk.
Örneğin, Talat’ın adaylığını açıklayacağı gece, kürsüde boy gösteren ve konuşma yapan isimleri görünce inanın ben bile ‘Küçük dilimi’ yutmaktan zor kurtuldum. Yılların TKP’lisi, TKP’nin Genel Sekreterliği’ni uzun bir süre yapan ve partinin ikinci adamı konumunda olup bir siyaset uzmanı olan Mehmet Davulcu’nun yanı sıra, işadamı, bir sivil toplum örgütünün başkanı Şua Saraçoğlu’nu, hatta sağ partilerde Bakanlık yapmış Onur Borman’ı kürsüde görünce ‘Allah, Allah ‘ demekten de kendimi alamadım.
Sonrasında yine Cumhurbaşkanı Talat’ın düzenlediği bir başka organizasyonda başı çeken, hatta o organizasyonu düzenleme misyonunu üstlenen yılların TKP’lisi, BDH’lısı ve TDP Sempatizanı Abdullah Cangil’i başrollerde görünce bendeki jeton işte o zaman düştü.
Sanırım Cumhurbaşkanı Talat, Beyaz Saray’ı ticari kart vizit dağıtmak suretiyle bir çeşit ticarethaneye dönüştüren, haklarında ihaleler ile ilgili çeşitli spekülasyonlar yapılan, ‘Nerden Buldun’ yasası olmadığı için kaynağı belli olmayan trilyona yakın paralar ödeyerek en güzide yerlerden arsalar alan isimlerden bu seçimde biraz uzak durmak istemiş olabilir. Bir başka anlamda ben, yalnız CTP’nin değil, ‘Bağımsız’ bir adayım imajını yaratmaya çalışmış da olabilir. Bu nedenle, belki de kendine yıllarca en amansız muhalefeti yapmış bir Davulcu’yu uzmanlık alanı olan siyaset biliminden yararlanmak ve imajı yeniden tazelemek için yanına almış ve eğriye eğri, doğruya doğru dediği için halk nezdinde beğeni topladığı için Abdullah Cangil’i yanında görmek istemiş de olabilir.
Sen CTP’nin adayısın, haklarında birçok iddia öne sürülen bazı hamma hummacılar, senin yanında kol bağlayıp gerdan kırıyor dedirtmemek için haklarında en ufak bir dedikodu yapılamayan bu isimlerden yardım istemiş olması da kuvvetle muhtemel.
Hatta Sayın Talat daha da ileri giderek, aman aman öyle büyük faaliyetlerde bulunmayan, isimleri ön plana pek çıkmadığı için yıpranmamış ve halk nezdinde saygınlığını korumuş bazı sol görüşlü sendikalara da onun için yaklaşmaya başlamış da olabilir.
Şayet düşünce buysa Talat’ın bu politikası tuttu. Talat, yeni politikasındaki bu imajını sanırım 18 Nisan tarihine kadar daha da cilalayacak gibi. Çünkü bu yeni politikasının tuttuğunu ve insanımızın beğeni hanesinde geçer nol aldığını gördü. Etrafını temizlemesi ve yeni bir imaj yaratmaya çalışması, kıyıda köşede kalmış sendikaları telefon ile araması da sanırım bundandır.
Evet, Talat cephesinde durum böyle. Ancak Başbakan Eroğlu ile Tahsin Ertuğruloğlu cephesine baktığımız zaman durumun tam bir ‘Meydan Savaşına’ döndüğünü söyleyebiliriz. Tahsin Ertuğruloğlu’nun DP’yi ziyaret edip, aday göstertmeyen DP’den destek istemesini belkide birçoğumuz doğal olarak nitelendirebiliriz. DP’nin Eroğlu’nu destekleyeceğini açıkladığını öne sürerek verilen söz var denilebilir. Ama lütfen biraz nostalji yaparak, Güney’in AB’ye girişinde önemli rol oynayan Kopenhag günlerine dönelim. Tahsin Ertuğruloğlu o günlerde Baba Denktaş’ın sözlerinden bir milim bile çıkmış mıydı? Baba Denktaş tarafından verilen talimatları, Kopenhag’da virgülüne kadar uygulamamış mıydı? Bir başka deyişle UBP’li bir bakan olmasına karşın sapına kadar DP’li olan Denktaş’ın, ‘Prensidir’ diyenleri yanıltmış mıydı? Cevap hayır ise bugün Denktaş’ın ona bir vefa borcu olmaz mı? İşte onun için istenen destek sonrasında, değerli dostum Serdar Denktaş, lafı eveleyip, ehem, hımmm, demeye getirmeye başladı.
Yoooo, Serdar Denktaş UBP ile koalisyon için anlaştı. 3 Bakanlık alacak. Serdar hükümet dışında kalmayı hazmedemez diyenler olursa da onlara da bir çift sözüm var. Türkiye Başbakanı Erdoğan ile Baba Denktaş arasındaki kavga henüz sona ermedi. Halen Baba Denktaş, Türkiye’nin en ücra köşelerinden bile Erdoğan ile hükümetine veryansın etmeyi sürdürüyor. Peki böyle bir durumda sizce, Erdoğan’a rağmen, DP koalisyonda yer alabilir mi? Veya sürekli olarak Erdoğan’ın politikalarını eleştiren TDP ile Çakıcı’yı, UBP, hükümetine koalisyon ortağı olarak alabilir mi?
Bence UBP’nin koalisyon açısından tek çıkış yolu ÖRP kaldı. AKP’nin, işaret parmağı ile gösterttiği adayı sessiz sakin bir şekilde görünmezlik zırhı içerisinde destekleyecek olan ÖRP, Avcı ile Gökmen’e verilecek birer bakanlık sonrasında hükümetteki yerini alacak. Her ne kadar bu bakanlıklardan biri Erdoğan Şanlıdağ’ın hakkı olsa bile, onlar Milletvekili oldukları gerekçesi ile bu koltuklara oturacaklar gibi.
Bence çok bilinmeyenli denklemin bir kısım problemleri çözülmeye başlandı. Müdahale yok dendiği noktada ‘Müdahalenin ‘ Allah’nın yapıldığı bir devre yaşıyoruz. Başbakan Eroğlu’nun, sanırım bu noktada eleştirileri haklı. Ancak çok deneyimli bir politikacı olan Eroğlu’nun da ‘Fil ile yatağa girenlerin ezilme riskini ‘ göz ardı etmemesi gerektiğini de aklından çıkartmamasını hatırlatırım.
Bu haber 175 defa okunmuştur

:

:

:

: