Gündemimiz ne? Seçim. Sorunlarımızın hangisi kimin seçileceği ile ilgili? Hemen akabinde soralım.
İçinde bulunulan ekonomik sorunların halli neye bağlı?
Dikkatinizi çekerim. “Kime bağlı” diye sormadım. “Neye bağlı” dedim.
Kimin seçilmesi, içinde bulunulan ekonomik durumu düzeltilmesinde bir katkısı olacak?
Ekonomik sorunlarımızın halledileceği vaadiyle gelen Sayın Eroğlu, misyonunu tanjant geçti sanki. Vizyonunu dahi ortaya koymadı. Koyamadı. Halbuki neler söylemiş, ne vaatlerde bulunmştu. Ekiplerinin, uzmanlarının sorunlarımızın çözümü için gerekli plan ve programların bir süreden beri hazırlanmakta olduğunu, göreve başladıktan hemen sonra kısa bır süre içerisinde göreceğimiz vaadinde bulunmamış mıydı?
İşsizler ordusu küçülmeyi bırak azalma trendine girdi mi?
Özel sektörün önü daha mı açık?
Son bir yılda,
Ne kadar iş yeri kapandı? Ne kadar yeni iş yeri açıldı?
Hangi sahalarda hangi niteliklerde istihdam olanakları gerçekleşti?
Yurt içinde veya yurt dışında lisans üstü eğitim görmüşlerin durumu ne? Topluma kazandırabildik mi?
KİT’lerin kamu maliyesine olan ağırlığı azaldı mı?
Üretimimizde artışlar kaydetmiş miyiz? Var mı öyle bir artış?
Rekabet edebilirliğimizi daha yüksek bir düzeye getirecek neler yapıldı? Yapıldı mı?
Bütün yukarıda saydıklarımın cevabı negatif. Son bir yılın sonucu bu mu olmalıydı? Beni de düşündüren, manzaranın bu oluşu. Gözleri ümitle ışıldayan insan görmenin hasreti oldum demekten kendimi alamıyorum.
Ekonomik çıkmazdan kurtulma yollarını hala kişisel sorunları halletmekle halledileceği sanılmakta. Yöntem, yangın söndürme yöntemi.
Halk adına sormak durumundayım.
**** Saydığım ekonomik sorunların kronikleştiği bir ülkeyi, yaşatma amacına nasıl ulaşılır?
*** * Ülkeyi yaşatabilmenin ön şartının, halkın rekabet edebilirlik düzeyinin üstün olması zorunluluğunun kaçınılmazlığı gerçeği ile gerçekleştireceğini vaat ettiği ekonomik vizyonunu ortaya koymadığı gerçeğini nasıl açıklar?
Toplumu kemiren “gelecek” kaygısını, ümit dolu bir geleceğe dönüşmesini sağlayacak yaklaşımının ne olacağı hakkında söyleyeceklerini halkımızın sabırsızlıkla beklediğini, bundan kaçınma değil, bunu yerine getirme mükellefiyetini hatırlatmak isterim.
Sözünü ettiği adil ve kalıcı çözüm için kendisinin nasıl bir yaklaşımla elde etmeye çalışacağını ortaya koyması gereği var.
Cumhurbaşkanı olmak için seçim yolunda olduğu ülke toplumunu beş yıl sonra nasıl görmek istediği vizyonunu ortaya koymamışlığının nedeni ne olabilir?
Oy talebinde bulunduğu halkımızı rahatlatacağına inandığı “kapsamlı çözüm”den kastedilenin ne olduğu, kastettiğinin gerçekleşmesinde yaklaşımın ve takınacağı tavrının, “çözüm”e ulaşımla bağdaşır olduğu güven ve güvencesini halka verme görevinden kaçınılamaz.
Bunca yıllık bir politikacı olan Sayın Eroğlu’nun yeni liderlik yarışında, düşüncelerini halkımızla paylaşmasını, halkımıza olan bir güven borcu olarak da niteliyor, tecrübe birikimini halkı ikna edici, rakiplerine galip gelecek argumanlarını halkın huzurunda sergilemesi çağrısında bulunur, bunun bir fırsat olduğu inancını taşıyorum.
Kendisinden beklenilen budur. Yoksa, reklamını yaptığı şekliyle, görüşmeci olarak her şeyin halkla paylaşılacağı, saray kapılarının halka açık olacağı mesajlarının çok sathi ve basit kalacağı inancındayım.
Bir hususa daha değinmek isterim.
Kendini tehdit altında hisseden, davranışlarını da konuşmalarını da saklayarak, düşündüğü ile söylediğinin çelişkisini yaşayan devlet memuru camiasına
“Maaşlarınız zamanında ödenecektir” mesajı vermenin anlamı ne idi? Maaşların zamanında ödeneceği haberini vermeyi olağan üstü bir şey yapmış gibi müjdeleme ihtiyacının, ne denli aşağılayıcı olduğunu idrak edilmediği inancı mı var? Böylesine bir haberin gazetelerde başlık olması neyi kanıtlar?
Bu onur kırıcı duruma düşürülmüşlüğü algılayamadan alkışlama da alkışlanma da bir anlam taşıyorsa vay halimize.
Bunu kendimize yakıştırmayacağımızı, sineye çekemeyeceğimizi zan ediyorum.
Oylarımızla mükafatlandıracağımız başarı anlayışının bu olduğu zannı kaygılarımı daha da artırıyor.
( Devamı yarın)