Köy Kahvesi bu hafta sizleri adı gibi yeşil, enfes üzümlerin yetiştirildiği, sıcakkanlı insanların diyarı Yeşilyurt’ta götürüyor… Kahveler, buram buram portakal çiçekleri kokan bahçelerde yudumlanıyor….
Köy Kahvesi bu hafta sizleri adı gibi yeşil, enfes üzümlerin yetiştirildiği, sıcakkanlı insanların diyarı Yeşilyurt’ta götürüyor… Kahveler, buram buram portakal çiçekleri kokan bahçelerde yudumlanıyor….
Yeşilyurt yani eski adıyla Pendaya, 1974 olaylarından sonra pek çok göçmene ev sahipliği yapmış, onları bağrına basmış yemyeşil narenciye bahçeleri arasında bulunan sımsıcak bir köy. Yeşilyurt’taki gezimize başlar başlamaz. Bize ‘hoş geldiniz’ diye narenciye bahçelerinden seslenen bir ağabeyimizin yanına ‘hoş bulduk’ diyerek gidiyoruz.
Mis gibi narenciye kokuları arasında, başında güneşten korunmak için taktığı şapkasıyla bahçe içerisinde bir oraya bir buraya koşuşturan bu ağabeyimizin adının İbrahim olduğunu öğreniyoruz ve başlıyoruz kendisi ile sohbete. İbrahim Ağabeyimiz 1974 yılında Yeşilyurt’a göç eden göçmenlerden bir tanesi. Esas köyü Güne’yde kalan Gökağaç’mış. Gökağaç’tan göç etmeden önce de bahçe, zeytin ve harup işiyle meşgulmüş. Göç ettikten sonra da bildiğim iş diye yine narenciye, üzüm ve zeytin işiyle uğraşmaya başlamış. Yeşilyurt’taki çekirdeksiz yani bilinmen adıyla sultani üzümünü bahçesinde yetiştiren ender kişilerden biri İbrahim Ağabey. Tek sıkıntısı ise bu lezzetli üzümleri ihracat yapamadıkları için kendi çarsısında satmak zorunda kalması. “Herkes tadabilse bir şu üzümün güzelliğini” diye hayıflanıyor. ‘Nasıl başladınız çekirdeksiz üzüm üretimine?’ diye soruyoruz. O da başlıyor anlatmaya: “1974’ten önce Mehmetçik bizim köyümüzden fidanı getirdi ve sultani üzümü yetiştirdi. Bizde bu tarafa göç edince onlardan fidanı aldık ve yetiştirmeye başladık. Zeytincilik işini de Tarım Dairesi Türkiye’den getirdi. Bunlar halis mulis Gemlik zeytinleri aslında. Gemlik zeytinleri de çok çeşitlidir aslında. Benim tavsiyem bu çiftçiler eğer zeytinleri yağlık zeytin değilse uğraşmasınlar. Onu yeşil olarak yani çakisdes olarak tüketsin. Benim bahçemdeki zeytinler hem sofralık hem de yağlık 4 kg zeytinden 1 kg yağ alıyorum. O yüzden arkadaşlarıma da tavsiyem cinsinin uygun olmadığı zeytinleri illa ki yağ almak için kullanmasınlar” dedi.
NARENCİYECİNİN İSYANI
Yeşilyurt’un genci, yaşlısı bağdan, bahçeden fırsat kaldıkça arkadaşları ile bir araya gelerek köyün kahvesinde soluğu alıyor. Bu esnada da bir araya geldikçe iskambil kâğıtlarıyla çeşitli oyunlar oynuyorlar. Nitekim bizde Yeşilyurt’ta dolaşmaya devam ederken bir batak oyununun içerisinde buluyoruz kendimizi. Bilindiği gibi batak oyunu iskambil kâğıtlarıyla oynanan çok keyifli bir oyundur. Oyun esnasında ‘şeytanınız bol olsun’ diyoruz ve bir süre oyunu izliyoruz. Bir yandan da Yeşilyurt hakkında daha fazla bilgi toparlayabilmek için sorular yöneltiyoruz. Bir ağabeyimiz de Yeşilyurt’ta pek çok kişinin olduğu gibi Aleftora göçmeni. 1974 olaylarından sonraysa onun için artık hayat Yeşilyurt’ta başlamış tekrardan. “Tarım Bakanlığı’nda 30 yıl çalıştım ve artık emekli oldum. Çalıştığım günlerin yorgunluğunu da böyle arkadaşlarla vakit geçirerek atıyorum. Bunun yanı sıra bahçelerim var sık sık onlarla meşgul oluyorum. Eskiden greyfurt bahçem vardı ama artık o değiştirdim. Mandalina ve portakal yetiştiriyorum. Toprağından mıdır nedir bizim Yeşilyurt’ta bütün narenciyeler ayrı bir lezzetli olur. Ben hiç para almadığım yıllarda bile bu bahçeleri kurutmadım, baktım. 6 milyar su parası verip de 2 milyar toplam üründen aldığımı hatırlarım. Greyfurtları CTP döneminde hükümete verdik. Tonu için 130 vereceğiz demişlerdi ama ödemeye gelince 70 verdiler. Narenciye devlet tarafından destek ister. ‘Satılmıyor’ deniliyor ama yoktur öyle bir şey. Tahıl, arpanın kilosu 300-400’den giderken narenciyenin kilosu 20’den gidiyor neden? Bunu herkesin bu oturup düşünmesi lazım. Bunlar yanlış politikalardandır” diyerek narenciyecilerin şikâyetlerine tercüman oluyor. Ağabeyimize hak vermemek mümkün değil.
ORADAN ORAYA
Köy Kahvesi’nde bir masadan kalkıp diğerine gidiyoruz. Gerçekten Yeşilyurt’un insanları çok sıcak kanlılar. Bunlardan bir tanesi de Ayorgili Mehmet Sakallı Amca. ‘Nasılsın’ diyoruz Mehmet Amca’ya. “ İyi diyelim iyi olalım ama yaşım 92. Hafızamda çok bir şey kalmadı, unutuyoruz haliyle” diyor. Neler hatırladığını soruyoruz. Hafızasını biraz zorluyor sonra başlıyor anlatmaya; “Asla unutamayacağım zamanlar TMT’lik yıllarım. Ben Alman Harbi’nde İngiliz Askeri Birliği’ne gittim. İngiliz Askerliği’ndeyken Amerika atom bombasını attı ve 1945’te döndük geriye sonra tekrardan askeri kampa geri döndük. Rum- Türk karışıktı orada. Onlar ‘biz dışarı gitmeyiz çünkü siz bize harp bittikten sonra terhis olacağımıza söz vermiştiniz ’ dediler. Pakistanlıları ve bizleri toplayıp, tanklara doldurup İskele’ye kampa götürdüler. 2 ayda orada kaldık. Oradan oraya oran oraya gittik durduk bütün ömrümüzce” dedi. Gözlerindeki ifadeden daha fazla bir şeyler anlatmasının kendisini üzeceğini anladığımız için gençlik yılları mücadele içerisinde ve oradan oraya giderek geçen Mehmet Amcamıza Allahtan uzun ömürler dileyerek ve ellerini öperek teşekkür edip, Yeşilyurt’u dolaşmaya devam ediyoruz.
YEŞİLYURT’UN ENİŞTESİ
Yeşilyurt’taki gezimize devam ederken mis gibi yemek kokuları gelen bir kebapçıdan da davet alıyoruz. Israrlara dayanamıyoruz ve gidiyoruz. Yemeklerimizi yerken bir yandan da tatlı bir sohbete koyuluyoruz işyerinin sahibi Taner Bey’le. Taner Bey yıllardan beri kebapçılık işiyle meşgulmüş. Eşi Yeşilyurtlu olduğu için artık o da Yeşilyurtlu olmuş. “İnsanları güzel, havası, ortamı güzel seviyorum burayı” diyor. Kendisi aslen Akçaylıymış ama eşini görünce ve evlenmeye karar verdikten sonra ‘Hanım nereli biz oralı’ demiş ve Yeşilyurt’a taşınmış. ‘Yeşilyurt denildiği zaman aklınıza ilk defa ne geldi’ diye soruyoruz? “Yemyeşil bir köy” diye yanıtlıyor bizi. Narenciye bahçelerine vurulmuş. “Çok güzel bir köy ben 14 yıldır buradayım ve bu köyde olmaktan büyük mutluluk duyuyorum. Herkes bana burada ‘enişte’ diyor. Herkes birbirini sahiplenmiş. Portakalları ve üzümü de Yeşilyurt’u benim için ayrı kılar” diyerek de Yeşilyurt’un kendisi için ne anlam ifade ettiğini gayet güzel bir şekilde özetliyor.
Köy Kahvesi’nden bu haftalık da bu kadar
Haftaya bambaşka bir köyde buluşuncaya kadar Hoşça kalın!
Ayrı Kutu: Köy Kahvesi Her Pazar 20:00’de ADA TV’de…