Cemal Bulutoğluları, geçen TV sohbetimizde, bana çok ciddi bir itirafta bulunmuştu.
“Bak abi, politikada, siyasette arkadaş, arkadaşlık yok. Var olsa bile, herkes önce kendi hedefleri ve çıkarları peşinde koşar”.
Bunun çok yerinde bir değerlendirme olduğunu günlük yaşamımızda da görüyoruz, değil mi?
Adam, bilmem hangi siyasi partiden milletvekilliği için, Belediye Başkanlığı için, Cumhurbaşkanlığı için aday olmuş.
Her şeyden önce, kendi hesaplarını yapmaz mı? Seçimi kazanmak için en yakın arkadaşlarını, aldatmaz, arkadan vurmaz mı? Emellerini gerçekleştiremeyince de partiden partiye uçmaz mı? Bir koltuk uğruna, aile çıkarları uğruna nereden nereye atladıkları, hangi mavi boncukları kapınca da daha önce söylediklerini, verdikleri sözleri unutmaz mı, unutturmaz mı?
Yıllardan beri bunun örneklerini gördük ve bazen de “aşkolsun, ne yani bunun için mi biz bunları seçtik” diye hayıflanmadık mı?
İşte halen yaşıyoruz. Görüyoruz, işitiyoruz.
UBP iktidarda kalabilmek için neleri deniyor, kimlerle flört ediyor, kimlerden medet umuyor.
DP ve ÖRP yetkilileri, fırsat bu fırsat, kurulması muhtemel koalisyon hükümetinde ortak olabilmek için can atmıyor mu?
Ama pazarlıklara gelince de, “şunu şunu verirseniz, kabul ederseniz” düşüncesi ile önce kendi çıkarları doğrultusunda hareket etmiyorlar mı?
En yakın dostlarını rakip görerek harcamayan siyaset adamını çok nadiren gördük. Ve , can ciğer arkadaşların da nasıl düş kırıklığına uğratıldıklarına şahit olmadık mı?
Cemal’a hak veriyorum.
Fakat yinede, kişi, makam ve koltuk uğruna, değişik çıkarları için kişiliğinden, adamlığından, güvenirliğinden ödün vermemelidir diye düşünmez miyiz?
DP, şartsız desteğini UBP den geri almış. Neden? Üç bakanlık istemiş de kendisine iki teklif edilmiş. Belediyeler konusunda da anlaşamamışlar.
ÖRP ve diğer siyasi partilere de ortaklık teklifi yapıldığında, onların daha az isteyeceklerine inanmak kolay mı? CTP ye de teklif ayıp mı?
İstemek ayıp değildir.
Almaya alışmış insanlar, siyasi liderler, kolayca karşısındakilere vermeye yanaşır mı? Sıkılmadıkça, çaresiz kalmadıkça, zırnık bile vermezler.
İrsen Küçük çok zor ve ağır sorumluluk taşıyan bir görev üstlenmiştir.
Kolay değildir hem Cumhurbaşkanı Eroğlu’nu, hem UBP ileri gelenlerini, hem ortaklık kurmayı planladıklarını, hem de Ankara’yı memnun etmek.
Ne yapacak şimdi? Ara yol, uygun yol, zararsız yol bulmaya çalışacak.
Halk ve seçmen de merakla, heyecanla bekleyecek. Stres ve endişe içinde, hükümet kurulduktan sonra ne gibi zamlar, uygulamalar, pahalılık, sınırlamalar, kemer sıkmalar vs. gelecek, ceplerine ne girecek, ne çıkacak hesapları yapacak. Günler de geçip gidecek.
Ya, Kıbrıs sorununun çözümü ne olacak? Eroğlu ve danışmanları mı çözecek?
Nasıl çözecek?
Tek egemenliği, tek uluslararası kimliği, tek ve birleşik Kıbrıs’ı reddedecek mi? Mülk sorunundan başlayarak Hristofyas ile pazarlıklar yapacakmış. Sormaz mı seçmenler. Biz seni, Talat’ın bıraktığı yerden devam edesin diye mi seçtik, yoksa daha katı, ciddi ve taviz vermez politika izleyesin diye mi?
Talat’ın bıraktığı yerden devama hazırsan, Talat’ı değiştirmemize ne gerek vardı?
Yıllarca, “vatan, bayrak, KKTC sonsuza dek yaşatılacak, yüceltilecek, ambargolar kırılacak, Avrupalı olacağız, Türkiye’nin garantörlüğünden asla vazgeçmeyeceğiz” edebiyatının yerine şimdi “yılsonuna çözüm bulunabilir” ifadesi nasıl gerçekçi olabilir? Bu da bir aldatmaca, halkı ve seçmeni uyutmak değil mi?
Yerel seçim öncesinde, Mağusa ara seçimi arifesinde, hala daha bir ortaklık hükümeti kurulamaması bu çilekeş ve sabırlı halkı düşündürmez mi, endişelendirmez mi?
Siyaset adamları, kendi çıkarlarını hesaplar da halk ve seçmen kendi menfaatlerini düşünmez olur mu?
Düşünmesine düşünür de, yine, birkaç tatlı söz ve vaatle kanmaya mütemayil olduğundan, bir kez daha uykuya dalar.
Serdar, Avcı, Çakıcı, Soyer ve diğerleri bütün iş ve güçlerini bırakıp da Kıbrıs Türk halkının ve KKTC’nin geleceğini, güvenliğini, mutluluğunu mu gerçekleştirmeye emek verecekler. Yoksa evvela ben, yine ben, gene da ben, sonra da ben zihniyeti ile emelleri peşinden koşacaklar?
Benim olsun da, ister milletvekilliği, ister belediye başkanlığı, ister üyeliği, ister müdürlük, müsteşarlık...
Ama Bakanlık, Başkanlık olsa daha iyi olmaz mı? Aliden Veliden bana ne! Her şeyden önce ben.
Hafta sonu ve yeni haftaya, bakalım bu yaklaşımda bir değişiklik yaşanacak mı?