Rumlar başardı, biz daha emekliyoruz

Kıbrıslı Türk toplumu ile Kıbrıslı Rum toplumunun birbirine çok benzediğini sıklıkla ifade ediyorum. Ancak bazı konularda bu benzeşmenin farklılık gösterdiği de bir gerçektir. Siyasi uzlaşı kültürümüz Kıbrıslı Rumlara göre zayıftır.

Kıbrıslı Türk toplumu ile Kıbrıslı Rum toplumunun birbirine çok benzediğini sıklıkla ifade ediyorum. Ancak bazı konularda bu benzeşmenin farklılık gösterdiği de bir gerçektir. Siyasi uzlaşı kültürümüz Kıbrıslı Rumlara göre zayıftır.

Rumlar 1974’te kadar gelen devrede son derece gerilimli bir siyaset atmosferi içindeydiler. Onların siyaset dünyasında bırakın uzlaşma anlayışını tersine suikastlar ve siyasi cinayetler vardı.

1974’te yaşanan Türkiye müdahalesi sonrasında Kıbrıslı Rumlar ciddi bir yalnızlık dönemi yaşadılar. Yunanistan’ın da o düşündükleri anlamda kendilerine yetmeyeceğini yaşayarak gören Rumlar kendi iç anlaşmazlıklarını asgariye indirmek için asgari müştereklerde bir uzlaşı arayışına giriştiler. Güney Kıbrıs’ta en önemli siyasi kararların verildiği “Ulusal Konsey” bu çabalarının sonucudur.

1974 sonrası dönemde Kıbrıslı Rumlar uzlaşı kültürlerini geliştirdiler. Makarios sonrası dönemde Spiros Kiprianu’yu iki kez cumhurbaşkanı seçen DİKO, AKEL ve EDEK ortaklığı oldu. Kiprianu DİKO Genel başkanıydı. Sonra bağımsız aday olarak Yogo Vasiliu’yu aynı ortaklar Cumhurbaşkanı seçti. Üçlü koalisyon partileri DİKO Genel Başkanı olan Tasos Papadopulos’u bir dönem cumhurbaşkanı seçti. Son olarak da yine üç partinin desteğiyle AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas’ı cumhurbaşkanı seçti.

Kıbrıs Türk toplumunda siyasi uzlaşı kültürü Rumlara oranla oldukça geridedir. Hatta tersine bizde ayrışma kültürü daha baskındır. Ayrışıp yeni parti kurma olayları sıklıkla yaşanmaktadır.

Son cumhurbaşkanlığı seçimlerinde var olan alışkanlıkların tersine önemli sayılabilecek bir uzlaşı ortamı doğdu. İki önde gelen aday etrafında toplanan siyasi partiler siyasal yaşamımızda uzlaşı kültürünün gelişeceğine dair olumlu sinyaller verdiler.
Cumhurbaşkanlığı seçim geride kaldı. Önümüzde yerel seçimler var. Bu durumda ilk akla gelen cumhurbaşkanlığı seçimlerinde oluşan uzlaşının yerel seçimlerde de bir şekilde devam etmesiydi. Ama gelişmelere baktığımızda gidişatın hiç de o yönde olmadığını görürüz.

Derviş Eroğlu’nu destekleyerek Cumhurbaşkanlığı makamına taşımayı başaran UBP-DP ittifakı, birkaç günden beridir bir koalisyon hükümeti kurmaya çalışıyordu. Dün itibarıyla kamuoyuna yansıyan bilgilere göre bu koalisyon kurulamayacak gibi…
Etrafa saçılan ve hangisinin doğru hangisinin uydurma olduğu pek belli olmayan bilgilere bakılırsa bu iki parti bugün ve en geç yarına kadar bir ortaklık hükümeti kuramazlarsa, önümüzdeki uzunca bir zaman diliminde artık bir araya gelmeleri bile mümkün olamayacak.
Dolayısıyla siyasal yaşamımızdaki cumhurbaşkanı seçtiren o örnek ittifak da, kötü bir anı olarak anılır olacak.

Siyasi anlamda ittifaklar batılı demokrasilerde yaygın olarak kullanılan yöntemlerdir. Çok sayıda siyasi parti ortak bir hedef bütünlüğü üzerinde uzlaşıp birlikte hareket edebilmektedir.

Kuzey Kıbrıs’ta son cumhurbaşkanlığı seçiminde yaşanan siyasi ittifaklaşmaların sonunun kötü gelmesi yakın siyasi geleceğimize de olumsuz yansıyacaktır.
Bundan önce yapılan ittifaklar da maalesef kötü sonuçlar doğurmuştu. Sol çizgideki üç siyasi partinin ortak hedefler bağlamındaki güç birliği olan Barış ve Demokrasi Hareketi (BDH)’nin ana hedefinden saptırılmasıyla ortaya çıkan kötü sonuçlar, siyasi anlayışları gereği uzlaşıya yatkın olan kesimlerde bile büyük olumsuzluk yarattı. Kıbrıs Türk toplumunun uzlaşıya en yatkın sosyal demokrat partisi olan Toplumcu Kurtuluş Partisi’nin zorlamayla da olsa kaydının silinmesine yol açan o gelişmeler, siyasi anlamda müştereklerde uzlaşmak ve ittifak kurmak isteyenlerin bunu “zayıf” oldukları için yaptıkları yönünde bir anlayış gelişti.

Kim ittifak arıyorsa ona zayıf gözüyle bakılmaya başlandı. Bu anlayış hala bir şekilde sürüp gidiyor. Son cumhurbaşkanlığı seçimi çok partili bir ittifakın desteğiyle kazanmış olmasına rağmen seçim yarışındaki tek partili adayın kazanması da bu anlamda oldukça manidardır.

Batılı demokrasilerde ittifaklar vardır. Çünkü demokrasilerde azınlığın da söz olduğu kabul edilmektedir. O nedenle siyasi ittifaklarda küçük siyasi partilere oy oranlarından fazla kazanımlar verilebilmektedir.

Maalesef bizde henüz bu noktaya gelinemediği parti liderlerinin açıklamalarında bile görülmektedir. UBP ile DP arasındaki paylaşım pazarlığının (henüz) olumlu bir sonuca ulaşamamış olması ile CTP ile TDP arasındaki yerel seçim ittifaklaşması pazarlığının sürerken bile karşılıklı suçlamaya dönüşmesi bunun göstergesidir. CTP tarafından TDP için, “hiç belediye başkanı yok, sadece iki tane belediye meclis üyesi var. Buna karşın talepleri çok yüksek” mealinde sözler söylenmesi, batılı demokrasilerdeki uzlaşı kültürüne ne kadar uzak olduğumuzun bir başka göstergesi sayılabilir.
Uzlaşı kültürümüzün daha yürümesi gereken çok yolu var.
Bu haber 254 defa okunmuştur

:

:

:

: