Trodos eteklerindeki cennet

Güney’de Kalan Kıbrıs bu hafta sizleri en verimli topraklara sahip olan Türk köylerinden Güney’de kalan Dizdar’a götürüyor. Bu haftaki yol arkadaşımız ise 16 yaşında köyünden ayrılan ve 55 yıldır köyüne gitme fırsatı bulamayan Meral Ertürk olacak.

Güney’de Kalan Kıbrıs bu hafta sizleri en verimli topraklara sahip olan Türk köylerinden Güney’de kalan Dizdar’a götürüyor. Bu haftaki yol arkadaşımız ise 16 yaşında köyünden ayrılan ve 55 yıldır köyüne gitme fırsatı bulamayan Meral Ertürk olacak.
Dizdar köyüne ulaşabilmek için Lefkoşa’dan çıkış yapmanız gerekiyor. Kısa bir süre yola devam ettikten sonra tertemiz havası ve bereketli toprakları ile vaktiyle her türlü sebze ve meyvenin yetiştirildiği ve Rum nüfusunun Türk nüfusuna oranla daha yoğun olduğu ancak herkesin huzur içerisinde yaşadığı bir köy olan Dizdar’a geliyorsunuz. Bizde köye yaklaştığımız zaman yol arkadaşımıza 55 yıl önce köyünün nasıl olduğunu sorduk ve o da bize 55 yıl öncesinden aklında kalan köyünün son halini anlattı;
“Dizdar köyü yani bizim köyümüz Lefkoşa kazasının en güzel köylerinden birisiydi. Bunun nedeni benim köyüm olduğu için bana güzel gelmesinden ötürü değildi. Trodos dağlarının eteklerinde yer alan cennet gibi bir köydü.
Kuyuların birbirine bağlandığı ve bir karpuzu içerisine koysanız donabilecek kadar soğuk ama bir o kadar güzel ve lezzetli bir suyu vardı. Zeytinleri belki de Kıbrıs’taki en güzel zeytinlerdi. Bunun yanı sıra üzüm bağları, inciri, patatesi, yoncası, her türlü sebzesi ve meyvesi vardı. Her türlü hayvancılıkta yapılırdı. Köyümüzde yaşadığımız müddetçe dışarıdan sadece tuz satın alırdık. Onun dışında her şeyi kendimiz yetiştirirdik. Ekmeğimizi ve yağımızı, bulgurumuzu bile biz yapardık. Dolayısıyla köyümüz böyle bir köydü. Rumlar bizden daha fazlaydı. Yaklaşık 80-90 tane Türk ailesi vardı. Belki bir 100-120 kadar da Rum ailesi vardı. Yani %55 kadar onlar %45 bizdik. İç içe ve birlikte yaşardık. Ana bir yol vardı. O yolun bir tarafında Rumlar bir tarafında biz yaşardık. Ben köyden ayrılırken 15-16 yaşlarındaydım ve o zamana kadar aramızda hiçbir sorun yaşanmamıştı. Herkes birbirine karşı çok saygılıydı” diyerek aklında kalan köyünü anlatıyordu bizlere. Bunca zaman neden köyüne hiç gitmediğini de sorduk yol arkadaşımıza. O da sorumuzu bakın nasıl cevaplandırıyor; “Ben okulumu bitirip mezun olduktan hemen sonra memuriyete başladım. İngiliz dönemiydi ve bende devlet radyosunda göreve başlamıştım. Ondan sonra 1960’da KKTC Devleti kuruldu. Görevime devam ederken 21 Aralık 1963 olayları yaşandığı zaman bende o gece mahsur kalan grubun içerisindeydim ve ondan sonra Kuzey tarafına geçtik. Bayrak Radyosu kuruldu ve orada görevime başladım. Emekli olduktan sonra da çeşitli yerlerde çalıştım ve çalışma hayatım hep aktif bir şekilde devam etti. Kapılar açıldıktan sonra Rum tarafına çok fazla geçtim ama kendi köyüme gitmek hiç kısmet olmadı” diyerek 55 yıllık özlemin nedenini anlattı bize.

DİZDAR CAMİİ
Dizdar’a girdiğimiz zaman yol arkadaşımız heyecanlanmaya başlıyor. 55 yıl sonra doğduğu topraklara ilk kez gelmek kolay değil tabii ki. Hafızasını biraz zorluyor ve ‘burada falanca arkadaşım otururdu, burada şöyle bir bina vardı’ diye heyecanla aklına gelenleri anlatıyordu. Köy içerisinde şöyle bir tur attıktan sonra yol arkadaşımızla Türk mahallelerinin en önemli yerlerinden birisi olan caminin önünde sohbete başlıyoruz. ‘Nasıl buldun köyünü?’ diye soruyoruz yol arkadaşımıza, O da başlıyor anlatmaya…
“Köy eskiye nazaran büyümüş. Eskiden sadece bir ana yol varmış. Şimdi bir çok dükkan ve ev var yolun kenarında. Camii bir zamanlar köyün en bakımlı olan yerlerinin başında gelirdi ama şu anda çok bakımsız durumda. Sanırım artık burada Türkler yaşamadığı için pek bakım yapılmamış”…
Caminin içerisinden giden merdivenler dikkatimizi çekiyor. ‘Acaba bu merdivenler nereye çıkıyor’ diye düşünürken yol arkadaşımız gülerek yanıtlıyor bizleri;“Bu merdivenlerin nereye çıktığını ben çok iyi biliyorum. Küçükken bu merdivenlerden çok çıktık. Bu merdivenler caminin minaresine çıkıyor. Cuma günleri öğretmenimiz bizi camiye getirirdi ve din dersimizi burada yapardık. Ondan sonrada ders bitiminde merdivenlerden koşturarak caminin minaresine çıkar etrafa bakınırdık. Caminin sol tarafında köyün zenginlerinden bir tanesinin yani Tahsin Bey’in bir konağı vardı. Tahsin Bey’in 3 çocuğu vardı ve üçü de doktor oldu. Köyümüzün en zengin olan kişilerinden birisiydi. Evlerinin pencerelerinin oradaki kilit taşında bir ay yıldız vardı. Bizim evimizde caminin hemen yanında bulunan iki katlı evdi. Az ilerimizde halamlar oturuyordu. Oynamak için hep caminin avlusuna gelirdik”…

TÜRKLER VE RUMLAR HEP BİRLİKTEYDİ
Camideki turumuzu tamamladıktan sonra köy içerisindeki gezimize devam ediyoruz ve yol arkadaşımızın 6 senesini geçirdiği okuluna geliyoruz. Okulun bahçesinin küçüldüğünü söylüyor yol arkadaşımız okulunu görür görmez. Aklında okuluyla ilgili hatırladığı neler olduğunu soruyoruz ve o da aklında kalanları paylaşıyor bizlerle; “Okulumuz tek bir binadan oluşuyordu ve içerisinde 6 tane sınıf vardı çünkü o zaman ilkokul 6 seneydi. Yaklaşık 25 kadar öğrenci vardı. Öğretmen evimiz vardı ve öğretmenimiz o lojmanda kalıyordu. Okulumuzun karşısında da Rum evleri vardı. Eskiden köy küçüktü bu kadar büyük değildi. O nedenle içli dışlı olurduk. Dini günlerde bayramlaşırdık ve birbirimizi kutlardık. Kimse kimseye karışmazdı. Cenazelerde de birlikte olurduk. Bir sorun yaşanmamıştı o zamana kadar. Hatta misafirliğe bile gidip gelirdik birbirimize. Kim o gün sıcak ekmek yaptıysa ya da özel bir yemek yaptıysa bunu Rum, Türk diye ayırt etmeden kapı komşusuna da verirdi Bunun yanı sıra aklımda kalan çok net hatırladığım bir kare var okulumla ilgili olarak. Kraliçe Elizabeth’in taç giyme töreni vardı ve tacını giydiği zaman bana da bir bardak verdiler. İngiliz dönemiydi ve bir de bir marş okutturdular bize. Ben o gün İstiklal Marşı’nı okumadık diye ağlamıştım. Öğretmenimiz Hayri Bey beni teselli etmeye çalışıyordu ve; ‘İnşallah İstiklal Marşı’nı okuyacağımız o günde gelir’ demişti. O günü hiç unutamıyorum” diyerek köyüyle ilgili aklında kalan anıları paylaşıyordu bizlerle.
Güneyde Kalan Kıbrıs’tan bu haftalık da bu kadar.


Güneyde Kalan Kıbrıs Her Pazar 18:00’de ADA TV’de…

Bu haber 220 defa okunmuştur

:

:

:

:

DİĞER HABERLER