Cumhuriyet Meclisi’nin, Ortadoğu’nun göstermelik parlamentoları gibi sessiz ve işlevsiz oluşu, demokratik kültürü günden güne aşındırıyor.
Meclis’teki koltukların yarısının boş kalması, bağımsızlık ve egemenliği içtenlikle önemseyen bütün sağcı ve solcuların en yakıcı ortak sorunudur.
Bu ülkede meclis eskiden beri tartışmalıdır. Hem müdahalelere açık seçimlerle oluşması hem de iradesini gölgeleyecek karışmalara karşı direncinin zayıf olması nedeniyle parlamentodan umudunu kesen insan sayısı hiç de az değildir.
Bunların bir bölümü politik tavır geliştirerek seçimleri boykot etme yolunu seçerken, bir bölümüyse kayıtsız ve umursamaz kalarak, meclisi önem atfedilemeyecek faydasız bir yer olarak kodluyor.
Parlamentoda, antidemokratik koşulları gizlemeye dönük tehlikeli bir örtbas oyunu oynanageldiğini savunanlar, burayı bir mücadele platformu olarak görmüyorlar.
Aslında parlamento, her şeye rağmen Kıbrıs Türk insanının kendi kendini yönetme arzusunu ayakta tuttuğu için gözden çıkarılamayacak kadar önemli bir yer.
Meclisin hepten devre dışı kalması halinde, sokakta gerçek bir demokrasi mücadelesinin ateşleneceğini varsayan yaklaşım epey fantezik görünüyor.
*
Kuzey Kıbrıs’ın Türkiye’deki siyasal krizden çıkarabileceği çok ders var.
Türkiye’deki krizin temelinde temsiliyet sorunu yatıyor. Oyların yarıdan fazlasının baraj altında heba olmasına yol açan seçim sistemi ve iki partiden müteşekkil meclis yapısı, müzakere ve uzlaşı yerine tahakküm ve çatışma kültürünü besliyor.
Birlikte başarabildikleri tek şeyin kriz olduğu hissini uyandıracak kadar kanlı bıçaklı görünen ideolojilerin, yakın geçmişte çok uyumlu hareket ettikleri hala hafızlarda.
Demirel’in DYP’si ile İnönü’nün SHP’si, Erbakan’ın RP’si ile Çiller’in DYP’si, Ecevit’in DSP’si ile Bahçeli’nin MHP’si ve Yılmaz’ın ANAP’ı Türkiye’nin en muhabbetli hükümetleri arasında yer aldı.
Keza Demirel, koalisyon ortakları DYP ve SHP’nin oylarıyla sorunsuz bir şekilde Köşk’e çıktı.
Öte yandan gerilim, en çok tek parti iktidarları döneminde tırmanıyor. Turgut Özal’ın Cumhurbaşkanlığı’na, muhalefet tarafından uzun süre itiraz edilmişti. İtirazın gerekçesi ANAP’ın oy oranıyla orantısız bir parlamento gücüne sahip olmasıydı.
*
TBMM, daha çok partinin ve daha fazla görüşün temsil edildiği bir yer olsaydı, Cumhurbaşkanlığı konusunda bugün parlamento dışı güçlerden medet umanlar daha demokratik tavırlar sergilemek durumunda kalacaklardı.
CHP, mecliste tek muhalefet partisi olarak kalma sevdasıyla, sağ ve sol bütün cumhuriyet yanlılarını kendi çatısı altında seçime girmeye çağırdı. Baykal, seçim yasasının değiştirilmesi için mücadele etmek yerine, yasanın kusurundan faydalanmaya devam etmek istiyor. Bütün farklı renkleri, kendi kırmızısında yok etmeye niyetli...
Abdullah Gül, en azından ANAP ve DYP’nin reddedeceği bir aday değildi. Ama parlamentodaki büyük güç farkı, bu partileri AKP’ye payanda olmama duygusuyla uzlaşıdan kaçırdı. Netice vahim...
*
Parlamentolar, farklı görüşlerin müzakere ve uzlaşı mabedine dönüştükleri oranda demokrasiye hizmet ederler.
CTP, pazularını sıkıp güç gösterisi yapan dopingli vücutçular gibi davranmayı bırakıp, muhalefetsiz meclis zulmüne son vermelidir. Halkı için...