Partisinin liderlik koltuğuna oturduğu 2005 yılının Kasım ayında ilk olarak, “Kazanmak için değişmemiz gerektiğini söylemiştim. Kazandığıma göre, artık değişeceğiz. Görünüşümüzü değiştireceğiz. Düşünce şeklimizi değiştireceğiz. Davranışlarımızı değiştireceğiz” demişti David Cameron.
Muhafazakar Parti’yi iktidara taşıyan 5 Mayıs seçimlerine de “Değişim” sloganı ile giren Cameron, “ülke için doğru, bugüne uygun, modern, ılımlı merkeze yakın bir muhafazakar anlayış”la parlamentoda en fazla sandalyeyi kazandı.
Cameron’un, “modern, ılımlı ve bugüne uygun muhafazakarlık”tan kastının ne olduğu ortaya koyacağı icraatlarıyla daha da yerli yerine oturacak zamanla.
Liberal Demokrat Parti ortaklığında kurulan mevcut koalisyon hükümetinin ilk icraatlarına bakılırsa, “ülke için doğru” olduğu varsayılan mevcut anlayışın değiştiğini söylemek zor bugün itibarıyla.
Özellikle de göçmenliğe bakış açısında muhafazakarların hiç değişmediğini söylemek bilmem çok erken mi?
İçişleri Bakanı Theresa May’ın geçtiğimiz günlerde ortaya koyduğu tabloya bakınca, değişim bir tarafa, 1990’lı yılların muhafazakar anlayışna dönüş özlemleri görmek bile mümkün.
Theresa May, göçmenlere getirilecek sınırı açıklarken, 1990’lı yılların rakamlarını hedeflediklerini belirtiyor.
İstisnasız tüm ağır işlerde ve hizmet sektörlerinde, göçmen kökenlilerin çalıştığı bilinmesine rağmen, koalisyon hükümetinin tamamen Muhafazakar Parti anlayışlı kısıtlamalara yönelmesi, her alanda geriye gidiş endişelerini de beraberinde getiriyor.
“Muhafazakar Parti anlayışlı” sözümün altını özellikle çiziyorum. Çünkü bu konuda tam tersi çıkışları ile bilinen, şimdinin Başbakan Yardımcısı Nick Clegg’in üç yıl önce dile getirdiği göçmenlere af talebi unutulmuş değil.
Nick Clegg’in, yaşamını İngiltere’de sürdüren ve kaçak durumdaki göçmenlere yönelik genel affı “göçmenlerin ülkede kalışları yasallaştırılarak ülke ekonomisine büyük oranda katkı sağlayacağına inanıyorum” sözleriyle savunduğu dönemde, kendilerine daha yakın olan İşçi Partisi iktidardaydı.
“Vasıflı göçmen” kabul etme politikasını hayata geçiren İşçi Partisi iktidarını eleştiren aynı Nick Clegg, Muhafazakar Parti’nin göçmen girişini 1990’lı yılların seviyesine indiren icraatlarına imza atıyor bugün başbakan yardımcısı olarak.
İçişleri Bakanı Theresa May’in, göçmen sayısını önümüzdeki yıllarda 90’ların seviyesine indirileceğini açıklaması, David Cameron’un seçim kampanyasındaki vaadlerden birinin harfiyen yerine getirildiğini gösteriyor.
Bir dönem iki yüz elli binlere varan göçmen akınının, yaşanan global ekonomik kriz ve İşçi Partisi hükümetlerinin getirdiği puanlama sistemi sayesinde son yıllarda yüz kırk binlere kadar düştüğünü de hatırlatalım bu arada.
Koalisyon hükümetinin bütçe açığını azaltma, ekonomik krizden çıkış gibi öncelikli politikalara paralel olarak göçmen karşıtlığına sarılması, bu ülkede küçümsenmeyecek bir nüfusa sahip göçmen kökenlileri haklı olarak endişelendiriyor.
Benzeri uygulamalar nedeniyle geçmişte eleştirilen Almanya ve diğer bazı Avrupa Birliği ülkelerini aratmayan bu politikalar, farklı toplumların yaşadığı Britanya’nın çokkültürlü yapısını da zedeliyor.
Mevcut tabloya göre Britanya’daki göçmenlerin üçte birini serbest dolaşım hakkına sahip olan Avrupa Birliği’ne mensup ülke vatandaşları oluşturuyor. AB üyesi ülke vatandaşları için bir sınırlama sözkonusu değil.
İngilizce dil eğitimi ve üniversitelerin ciddi bir ticari sektör haline geldiği Britanya’da, hükümet, Birlik üyesi ülke dışından gelecek göçmenleri önlemekle bindiği dalı kesiyor aynı zamanda.
Bunu sadece biz söylemiyoruz…
İktidarları döneminde göçmenlere puanlama sistemi getiren, bugünün muhalefeti İşçi Partisi sözcüleri gibi iş çevreleri de göçmen sınırlamasının doğrudan ekonomiye zarar vereceğini savunuyor bugün.
Eğer hafızam beni yanıltmıyorsa, göçmenlerin ülke ekonomisine önemli katkısı olduğunu ve Britanya’nın göçmenlere ihtiyacı olacağını, bugün sınırlara bariyer kurma hazırlığı yapan Başbakan David Cameron da savunmuştu bir dönem.
Politikada, roller ve konumlarla birlikte savunulan fikirlerin tersyüz olduğuna Muhafazakar Parti ağırlıklı koalisyon hükümetinin icraatlarında bir defa daha tanık oluyoruz.
İktidarın, elbette muhalefetten çok daha fazla sorumlulukları var. Ama her muhalefet partisi, bir gün iktidar olacağını da hesaba katarak, verdiği sözleri, bir iktidar durumunda geri almak gibi ilkesiz bir duruma düşeceğini de hesaplamalı.
Ama biliyoruz ki, politika bu tür ‘matematik’ için uygun bir zemin değil. Herkes istediği rakamın yerini işine geldiği gibi değiştirebiliyor.
Çıkan sonuç yanlış da olsa, ‘hesap’ hep doğru kalıyor nedense.
Özellikle iktidardayken...