Bayrak taşıyıcımız, Milli Hava Yollarımız dediğimiz Kıbrıs Türk Hava Yollarının ölümünün 40’ncı günün dolması nedeni ile ruhuna ‘Fatiha’ okurken, helvasını da Türk Hava Yollarının açılışındaki ‘Mevlit’de yedik.
Türk Hava Yollarının yeni binasının açılışı nedeni ile Kaymaklı çemberi önünden başlayan Haydar Aliyev Caddesi’nin giriş yeri polis tarafından halka kapatılırken bizim ‘Malikaneye’ gitmek içinde uzunca bir yol kat etmek durumunda kaldık. Koskoca caddesi ve geniş bir kaldırımı olan Türk Hava Yollarının yeni binasının açılışında, caddenin vatandaşa kapatılmasındaki akılı ben anlayamadım. Patagonya’da bile eşine zor rastlanan olayda orada oturan halk evine nasıl gidecekmiş. Yolu uzatılan halkın çekeceği eziyetin boyutu ne olacakmış. Vız geldi tırıs gitti. Ben kapatırım olur biter, denilirken şikâyeti olan da ‘Dikili Taş’a gönderildi. 32 dişin tekmilinin birden görüldüğü gülücükler arasında kurdele kesilirken, yolu kullanmak zorunda olan vatandaşa da sizi Dikomo’ya kadar eşek tepsin örneği sunuldu.
Meclis’te yaşanan kavgalar, vekillerin birbiri üzerine yürümesi ve bir birlerini ‘ İndira Gandi’ ile suçlaması, balık baştan kokar sözüne uygun olarak diğer kuruluşları da tetikledi. Halkın malı ve devletin bir kuruluşu olan BRT’nin, muhalefet partisi TDP’nin başkanı Çakıcı’nın bile sözünü ‘Canlı’ yayında kesme cüretini gösterebiliyorsa gelinen noktayı varın siz düşünün.
Sevgili dostum Haluk Doğandor yine güzel bir habere imza atarak, Türkiye’den gelen insanımızın ‘Köle’ gibi çalıştırıldığını gözler önüne serdi. Turist olarak gelip de çalışmayı tercih edenlerin bunları yaşayacaklarını bilmeleri gerekir diyenler de çıkabilir. Yok, efendim o kadar da uzun boylu değil. Bir lokma ekmek için buralara gelip karın tokluğuna çalışanlara bu davranış biçim reva görülmemeli. Denetimini yaparsın, ya limandan içeri sokmazsın. Ya da, iş yerlerinde özellikle inşaatlarda yapacağın denetimle insanların insan gibi çalışma koşullarını bir düzen içerisine sokarsın. Yapacağın denetimlerde de yasaya aykırı bir şey bulursan ya sınır dışı edersin ya da yasal hizaya sokarak insana insan gibi davranışın sergilenmesini sağlarsın. Gerisi ‘Irkçılık’tan öte bir şey olmaz.
Evet balık baştan kokar demiştik. Bu ülkede Bankalar gibi Sigorta Kuruluşları da Maliye Bakanlığının denetimi altındadır. Bankalardan munzam komisyonluk adı altında yapılan kesintilere benzer bir kesinti de Sigorta Şirketlerinden yapılmakta. Bir fon altında toplanan bu paralar, faili meçhul kazalar ile sigorta şirketlerinin ödemekle yükümlü olmasına rağmen ödememekte ısrar ettikleri bazı hasarlar için kullanılmakta.. Eskiden genellikle Türkiye’de faaliyet gösteren sigorta şirketlerinin ‘Acenteleri’ olarak KKTC’de faaliyet gösteren sigorta şirketleri 1995 -96 yılında çıkartılan yasa ile ‘Yerel Sigorta Şirketleri’ne dönüştürülmüştü. Yerel Sigorta Şirketlerimiz, faaliyete başladıktan sonra Türkiye’de ve Avrupa’da faaliyet gösteren Reasürans Şirketleri ile de anlaşmak suretiyle üzerlerindeki rizikoları reasüre etmek suretiyle paylaşmayı da öğrendiler. Ancak bazı sigorta şirketlerimizin riskin reasüre edilerek dağıtmasına karşın hala daha ödeme konusunda müşterisine kan kusturttuğu iddiaları ayyuka çıkmakta.
Maddi kaynaklarını sürekli yükselten ve hasarlarını anında karşılayan şuan hatırımda kalanlar arasında olanları söyleyeyim, Asaf Can Sigorta, Anadolu Sigorta, Dağlı, Zirve Sigorta, Gold ve Kıbrıs Sigorta gibi yerel sigorta şirketlerinin yanı sıra, bazı sigorta şirketlerinin hasarlarını türlü mazeretler ile ödememe yoluna gittiklerine de sürekli vatandaşlar tarafından vurgu yapılmakta.
Eskiden sigorta şirketlerinin ‘Comprehensive’ olarak nitelendirdiği ‘Full Sigorta’ yapan ve bir hasar anında hasarının karşılanacağını uman vatandaşların sigorta şirketi yöneticileri tarafından yokuşa sürüldükleri, hatta hakarete maruz kaldıkları tabiri caizse ‘Maymun’ gibi oynatılmaya çalışıldıkları öne sürülmekte. Bu bir kez olduğu zaman sigorta ile müşterisi arasındaki bir sorundan kaynaklandığı ödemenin veya hasar tazminin bunun için yapılmadığı veya geç yapıldığı söylenebilir. Ancak bu olayların sürekli hale dönüştürülmesi bunun bir anlaşmazlıktan öte bir alışkanlıktan kaynaklandığını gösterir. Bu durum hem sigorta sektörüne hemde vatandaşa zarar verir. Çok yakın bir tanıdığım, bir bankanın yan kuruluşu olması nedeni ile oğlunun arabasını anlı şanlı denilen bir sigorta şirketinde ‘Full Sigorta ‘ olarak yaptırdığını ancak bir müddet sonra oğlunun kaza yaptığını, hasarın giderilmesi için başvurdukları sigorta şirketinin tamam demesine karşın 10 gündür arabayı daha uygun fiyat bulmak için kaportacıdan kaportacıya gezdirdiğini, izahat istenme noktasında da sigorta yetkilisinden birde fırça yediklerini ve araya koyduğu banka müdürlerinin bile sigorta yetkilisinin davranışından el aman çekerek geri çekildiklerini ve en önemlisi bu durumun da sürekli olarak o sigorta şirketinde yaşanmakta olduğunu öğrendim. Şimdi burada eğri oturalım ve doğru konuşalım. Siz bir arabayı bir olay sonrasında tamir etme taahhüdünde bulunarak ‘Full Sigorta ‘ yaparsınız. Normal sigorta bedelinin kat be kat üzerinde olan Full Sigorta bedelini de cuk cebe oturtursunuz. Kaza sonrasında da tamam tamir edeceğiz demenize rağmen, elinizde fırça, dilinizin döndüğü kadar müşterinizi de haşlamaya çalışırsınız. Sonrasında da bunun adına müşteriye hizmet dersiniz. Yok bırakın kalsın ben almayayım.
Bir veya iki sigorta şirketinin yalnız bununla da kalmadığı İstanbul’da kurdukları sigorta acentelikleri vasıtası ile KKTC’de kurdukları ve başlarına yakınlarını getirdikleri yerel sigorta şirketi vasıtası ile İstanbul üzerinden Resasürans faaliyetlerinde bulundukları söylenmekte. Maliye bunun kontrolünü mutlaka yapmalı. Yaparlarsa ne olmuş yapsınlar diyenler çıkabilir. Ama kazın ayağı öyle değil. Reasürans yani yapılan sigortayı tekrar bir başka şirkete satma işleminde sigorta şirketleri üzerlerine aldıkları yük kadar bir maliyetin altına imza atarlar. Bunun da bir sınırı var. Örneğin 1000 tonaja sahip bir gemiye 2000 ton yük koyarsanız ne olur? Gemi alabora olur. İşte sigorta şirketinde de durum böyledir. Yük fazla olunca Maliye Bakanlığı bu noktada ya sınırın bu kadar artık yeter der veya ortaklardan hisse artırımına gitmelerini ister. Reasürans İstanbul veya bir başka yerde işlem görürse Maliye bunu kontrol edememenin yanı sıra, alacağı kazanç vergisi ile harçlardan da mahrum kalır.
İmam osurursa, cemaat s......r derler ya. İşte tam o noktadayız. Ramiz Dayı’nın dediği gibi mesele balığın baştan kokması değil, kokudan buralarda oturamayacağımızdandır.