Güney’den Alışveriş

Ekonomi ile pek aram yoktur. Çok çok iktisat tarihi ve sosyal tarihin kapsadığı kadarıyla, genel olarak dünya ekonomik tarihi hakkında temel bir fikrim vardır.

 

Ekonomi ile pek aram yoktur. Çok çok iktisat tarihi ve sosyal tarihin kapsadığı kadarıyla, genel olarak dünya ekonomik tarihi hakkında temel bir fikrim vardır. Ama Gayrısafi Milli Hasıla ile Bütçe arasındaki farkı bilmeyip de ekonomi hakkında atıp tutanlar kadar da cahil sayılmam. Kendi cebindeki parayı bile idare etmek konusunda ciddi sorunlar yaşayan biri olarak, ekonomi hakkında laf üretmek pek de doğru olmasa da ülkemizde gelişen ekonomik olayları takip etmek ve bunlar hakkında bilgi toplamaya çalışmak, idrak sınırlarım dahilinde de bunlar hakkında düşünmek her vatandaş kadar benim de alışkanlığım.

Son günlerde Güney Kıbrıs’tan yapılan alışverişlerle, Kuzey Kıbrıs’tan güneye bir para akışı olduğu ve bunun ekonomiyi kötü yönde etkilediği tartışmaları had safhaya ulaştı. Muhalefet, iktidarın aldığı önlemlerin yanlışlığından dem vururken, iktidar da toplumsal bir dayanışma çağrısında bulundu. Hatta Maliye Bakanı bazı marketleri gezerek, ucuz satış yaptıkları için ödüllendirdi. Ne ilginçtir ki o market de sınıra en yakın köylerden birindeydi. Bundan daha ilginç olanın ise en hızlı milliyetçilerin bile artık “Türkten, Türke” kampanyalarını faşizan ve baskıcı bulmasıydı. Polisiye tedbirlere gerek yokmuş. “Kıbrıs Türk Mücadele Tarihi”ni bir Kıbrıs Türk burjuvazisi yaratma çabası olarak başarısızlıkla noktalayan sağ, anlaşılan artık uluslararası sermayeye, onun kompradorlarından daha çok güveniyor. Sloganlarla düşünmeye alışık bir toplum olduğumuzdan, alın size bir slogan: “Boyacı öldü, yaşasın Orphanides”... Tabii ki Orphanides’ten büyük deve de var ama sıra daha onlara gelmedi.

Bu aşamada bir yanda suçlanan halk ve diğer yanda da suçlanan esnaf ve ikisinin arasında suçlanan bir devlet var. Halk ucuz olduğu için gidip alışverişini güneyden yapıyor. Fakat bunun karşılığında kendi idaresine vergi, gümrük vesaire gibi hiçbir ödeme yapmazken, Güneydeki idareye bunları ödüyor. Diğer yandan esnaf, hükümetin ödenmeyen vergilere karşı bir önlem olarak koyduğu stopajı da fiyatlara ekleyerek fiyatları şişiriyor. Bu da yetmezmiş gibi o günün değer kazanan parası neyse fiyatları da o para birimi üzerinden belirleyip kur farkından da ekonomik rant elde etmeye çalışıyor. Bu arada hiçbir irade koyma hakkı olmayan tek taraf devlet ve onu idare ede(mey)en iktidar oluyor.

Halkın ucuz mal alma hakkı var mı, yok mu? sorusu soruluyor. En azından 50 yıldır yarım yamalak devletler altında yaşamaktan olsa gerek, bu soruyu soranlar bir ayrıntıyı unutuyorlar. Tamamen serbest bir piyasa (Laissez-faire), ham bir hayal ürünüdür ve devletler her zaman fiyatlara ve ücretlere müdahale ederler.

Sonunda Maliye Bakanı KDV iadeleri yerine, lotarya gibi Roma devrinden kalma yöntemlerle karşımıza çıkıyor. Devletin bir örgütlenme değil, bir ikbal kapısı olarak görüldüğünün en güzel örneği herhalde bu uygulama olacak. Oldu olacak Lefkoşa’nın ortasına bir de hipodrom kurulsun da at yarışları yapılsın. Kermiya’da araba yarışı yapacağına, gençlik buralarda parçalansın. (bunu da talep etmeyen olmadı değil.) Ya da Köşklüçiftlik’e bir arena kurulsun da çoluk çocuk Lemar’ın arkasında buluşup birbirine gireceğine, burada işlerini görsün.

Eğer bir devletseniz, devlet olmanın gereklerini yerine getirirsiniz. Vergisini ödemeyeni, hapse sokarsınız olur biter. Koskoca Al Capone bile tek mahkumiyetini vergi kaçakçılığından aldı.(Yoksa ABD’den daha mı liberaliz?) İsveç, Ingmar Bergman gibi bir ulusal kahramanı ve uluslararası sanatçıyı, vergi sorunları yüzünden başka ülkelerde yaşamaya zorladı.

Fakat bu ülke nüfusunun çok büyük bir kısmı memur ise; sanayi hemen hemen yok ise ve tüccar da vergi ödemeyi bir “aptallık” kabul edip, ödemeyene de bir şey olmuyorsa, bunların hepsi doğaldır. Ha bu arada, stopajı da fiyatın üzerine koyup iadesini olarak alacağı bir kalemi, maliyet kalemi olarak göstermeye çalışırsa... Ne mi olur?

İnsanlar gidip ucuz olandan alırlar bu tüccarlar da batar. Devlet, toplayamadığı verginin, kokusunu bile bulmaz. Memur maaşları ödenemez ve Türkiye’ye gidip para istenir. O da “şunu şöyle, bunu böyle yapın” der. Sonra da alın size yeni bir yaygara.

Kabul edelim, ticaret yapamıyoruz. Bunu bilmiyoruz. Fernand Braudel’in bir tespiti vardı: Her jenerasyonun kapitalistlerinin, kendini yarattığını söyler. İlk defa yarım da olsa serbest piyasa ile karşılaşan esnafımız batacak... E peki yenileri çıkmayacak mı? Onlar da çıkacak. Ama onlar, başka türlü düşünmek zorunda olacak.

Bu haber 34 defa okunmuştur

:

:

:

: