Hadi Kıbrıs’ı Vegas yapalım

Önceki gün haber sitelerine ve gazetelere düşen bir haberde Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu’nun İngiltere’deki Daily Telegraph Gazetesi’ne bir demeç verdiği ve bu demecinde KKTC’yi Las Vegas Yapacağız’ dediği yer alıyordu.

Önceki gün haber sitelerine ve gazetelere düşen bir haberde Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu’nun İngiltere’deki Daily Telegraph Gazetesi’ne bir demeç verdiği ve bu demecinde KKTC’yi Las Vegas Yapacağız’ dediği yer alıyordu. Ertesi gün yayınlanan haberde ise Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Osman Ertuğ, Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu’nun İngiltere’deki Daily Telegraph gazetesine demeç vermediğini ve söz konusu gazetede yayımlanan KKTC ile ilgili haberin, gazetecinin izlenimlerini yansıtan kendi yorumları olduğunu ifade etmişti. Etmişti etmesine de benim aklıma takıldı; Acaba Kıbrıs Las Vegas olabilir miydi?

Las Vegas… Dünya’nın zenginlik, şatafat, eğlence ve görkem denilince ilk akla gelen ama aslında ABD’nin Mojave çölü üzerine kurulmuş sahte bir cennet. Her yıl binlerce kişinin kumar oynamak amacıyla gittiği ve bir buçuk milyona yakın nüfusu olan bir şehir. Bilindiği üzere Las Vegas bir dönem vahşi batının en delikanlı kovboylarının yer aldığı, denetimden yoksun bir mafya şehri olarak da ünlüydü ancak bugün hiç birimiz Vegas’ı böyle anımsamayız. Las Vegas, geçmişteki bütün kirli sayfalarını temizleyerek arındı ve ışıklı gazinoları, lüks binaları ve fıskiyeleri ile gerçek olamayacak kadar güzel bir şehir haline geldi. Peki biz Vegas olmayı başarabilir miyiz bir düşünelim…

Arazi açısından bizde en az Mojave çölü kadar kurak ve çolak bir araziye sahibiz. Güzel, bu benzemek için bir avantaj. Bunun dışında bizim ülkemizde de görkeme, şatafata, lükse düşkünlük var. Susuzlukla kavrulan bölgelerimize inat, sulu çemberlerimizde sularımız güldür güldür akıyor. Oh aman süper. Vallahi de benzeyeceğiz galiba Vegas’a. Başka nelerimiz var. Arka sokaklarda dahi var olan kumarhanelerimiz var ki bu Vegas’la en büyük ortak noktamız. Bizim de ülkemize gelen insanların çoğu kumar turizmi için geliyorlar. Cuma akşamları Ercan’a özellikle Türkiye’den gelen ve pazartesi günü iş başı yapacağı için Pazar gece yarısı ya da pazartesi kargalar daha uyanmamışken Türkiye’ye geri dönen seferlerimiz var. Bu kadar çok özellik varken biz neden Vegas olamayalım o zaman yahu?

Olamayız arkadaş. Biz Las Vegas olamayız. Peki neden? çünkü bizde o kültür yok. Bir yurtdışı seyahatim esnasında Monaco’yu ve Monte Carlo’nun o meşhur kumarhanelerini dolaşma fırsatım oldu. Gündüz bir turist olarak ayağımda parmak arası terliklerim, tişörtüm, şortum, kafamdaki şapkam ile ‘ben turistim’ diye bağıran bir kıyafetle kumarhaneye girebildim. Kapıda hayatımda gördüğüm ve görebileceğim tüm lüks araçlar yan yanaydı. Hele de kıpkırmızı ojeleriyle bastonuna tutunarak kumarhanenin özel bir bölümünden çıkan ve bindiği sarı renk ferrarisiyle beni kendisine hayran bırakan seksen yaşındaki teyzeye köyden indim şehre bakışıyla bakakalmıştım. Turist kafilesinin haricinde gündüz sıcağına rağmen janti giyinmiş beyler ve birbirinden şık bayanlar topuklarını çıtlatarak hızlı ama kendinden emin adımlarla altın renkli bir kapıdan giriyorlardı. Merak ettim ve peşlerinden bende gireyim dedim. Kapıya yaklaştığım esnada smokin giymiş bir kapı görevlisi oldukça kibar bir İngilizce’yle bu kıyafetle içeriye giremeyeceğimi bayanların buraya sadece tuvaletle girebileceklerini ve girişin ücretli olduğunu söyledi. Hırs yaptım akşam bir güzel giyindim ve şıkır şıkır bir halde topuklu ayakkabılarımın üzerinde kendime inanamayacağım kadar büyük bir süratle altın kapının yolunu tuttum. Sabah beni reddedenler şimdi kibarca başlarını sallayarak hoş geldiniz diyorlardı. Kapıda giriş için 50 Euro ödedim. Yani Türk mantığıyla 100 TL. Ne yalan söyleyeyim içerde oyun oynamayacağım için o para içime oturdu. Neyse içeri girdim. Her yaş grubundan yani 18’inin üstünde olan insanlar birbirlerinden şık kıyafetleriyle masaların başında birbirlerine ve özellikle casino personeline saygılı bir şekilde oyunlarını oynuyorlardı. Garsonlar ellerindeki içecekleri müşterilerine resmen rica minnet ikram ediyorlardı. Monte Carlo böyleyse Las Vegas nasıldır diye düşünmekten kendimi alamamıştım. Bunları düşünürken bir de aklıma Kıbrıs’taki kumarhaneler geldi. Özellikle belli bir yaşın üstündeki teyzeler ve amcalar 10 TL attıkları makinelerin başında sabah, öğle, akşam üç öğünlerini geçirirler, yer, içerler. ‘Sigara getirsene, çay versene’ diye emir buyururlar. Hele de kaybederlerse makinelere küfür ederler. Kurpiyerlerin yüzüne 10 dolar verdiği masada iskambil kartlarını çarpan ve makineleri kırarcasına tuşlarına basan, hele de makine dokunmatikse on parmak ekrana dokunan ve kendinden geçen, etrafına rahatsızlık veren pek çok kişi var Kıbrıs kumarhanelerinde. Ya çantasını yandaki makineye bırakan ve hamle yaptığınız esnada ‘beyim gelecek o oynayacak diyen, ya da birinin milyonları harcadığı makinesine aman bu verir diye başında nöbet tutan hatta ve hatta siz oyun oynarken durup başınızda sizi izleyen ve bir kart seçmeniz gerektiğinde yok o değil öbürkü deme yüzsüzlüğünde bulunan sayısız insan var.

Oysaki benim bir yıllık maaşımı bir oyunda masaya yatıran ve kaybetmesine rağmen kibarlığından hiçbir ödün vermeyenlere karşılık kendi ülkemizde yapılanları düşündüm ve bir anda tüylerim diken diken oldu. İlk başta beni heyecanlandıran acaba Kıbrıs Vegas olabilir mi sorusunun cevabı evlat acısı gibi oturdu yüreğime ve vazgeçtim. Boşverin Vegas’ı da önce biz insanca davranmayı öğrenelim gerisi Allah kerim…

Emine Şahin

Bu haber 417 defa okunmuştur

:

:

:

: