Tartışma konusudur.
Dünya Barış Günü, 1 Eylül müdür değil midir? Kim ilan etmiştir.
Uluslar Arası Barış Günü nedir, kim ilan etmiştir, neden?
İnternete giriniz, değişik yorumlar ve eleştirilerle karşılaşırsınız.
Senede bir günü dünya-veya uluslararası-Barış Günü ilan etmekle gerçekten o tarihlerde bütün dünyamızda barış, hoşgörü, uzlaşma, paylaşma, karşılıklı sevgi saygı, insanlara yardım ve yardımlaşma günü mü yaşamaktadır? Yoksa silah tacirlerinin, süper silah sanayileri olan zenginlerin, emperyalist güçlerin, devletlerin, ülkelerin, milletlerin bir uydurmacası, insanlığı aldatmacası mıdır?
Aldatmacadan başka bir şey değildir, bana göre.
Bakınız, yakınımız Orta Doğuya. Gazze’ye, Filistin’e, göçmen kamplarına, milyonlarca insanın korku, endişe ve sefalet içinde yaşayışlarına.
İsrail ve Yahudiler komşuları ile Arap dünyası ile birlikte gerçek barış ve huzur içinde yaşayabiliyor mu, kendisi Müslüman veya Hıristiyan Araplara o ortamı hazırlıyor mu? Evet demek çok zor.
Ne İsrail ve Yahudiler ne de Araplar barış ve huzuru bir türlü bulmadı, bulamadı. Öldüren öldürene.
İspanyada, Endonezya’da, Sudan da, Etopya’da, Afganistan’da, Irakta, Afrika’da vs birçok ülkede, çıkar ve iktidar uğruna insanların canlarına kıyılmıyor mu, aç biilaç, evsiz barksız kalmalarına neden olunmuyor mu? Ve çırpınan, canını kanını kaybeden bu insanların durumlarını yaratan asıl süper silah sanayisi olan milletler, devletler değil midir?
Birleşmiş Milletler örgütü ve üyesi bulunan ülkeler bir karar üretmiş, 1 eylül veya 21 eylül dünya Barış Günü, veya uluslar arası barış günüdür demiş, ilan etmiş..
Öyle ilan etmiş de ne olmuş, yani? O günlerde, bütün dünyamızda silahlar susmuş, çatışmalar, insanların birbirlerini katletmeleri, aç susuz bırakmaları durmuş mu, evlerinin barklarının yıkılıp harap edilmesine son mu verilmiş?
İnsanlık nice sınavlardan geçti, nice imparatorluklar, diktatörlükler, saltanatlar, medeniyetler gördü, değil mi? Gelişti, çağ, hatta çağlar atladı. Ama etkin, uygulanır, yaşanabilir gerçek barışı buldu mu?
Hayır. Olsa olsa, bazı savaşlar, çatışmalar, toprak, ülke işgalleri, doğal kaynaklara saldırılar durmuştur, ara verilmiştir.
Ayni anda, başka diyarlarda, ülkelerde, ülkeler, milletler arası yeni kavgalar başlatılmıştır. Kan dökülmeli, canlara kıyılmalı, insanlar birbirlerine üstünlük sağlamak için kavga etmeli ki silah ve can tacirleri bu dökülen kandan beslenebilsinler.
İşte öyle bir dünya, öylesine bir çıkar alemi yarattılar. Utanmadan Dünya Barış Gününden de söz ediyorlar, edebiliyorlar. Resmen insanları ve aptalları uyutuyorlar.
Ayni güçler, birçok ülkede-Türkiye dahil- terör örgütleri kurdurtup, insanları birbirlerinin üzerine saldırtarak, öldürterek, çarklarını döndürmüyorlar mı?
Hala anlamış değilim.
Dünyamızın birçok bölgesinde insanlar açlıkla, yoksullukla, doğal afetlerle- sel, taşkın, toprak kaymaları, depremler, yangınlar- la mücadele ederken, yaşamak, var olmak için direnirken yardım elini cömertçe uzatan çok azı bulunuyor. Ama öldürtmek, aç, biilaç bırakmak, yaşatmamak için birçoğu değişik nedenler, araç-gereç icat ediyor.
Küçücük ülkemize de bir göz atınız. Kıbrıs adasında hiç gerçek barış ve huzur yaşandı mı? Kaç kez bu adacığın ırzına geçildi, yönetenleri, yöneticileri, işgalcileri gelip geçti. Ama geçerken iz, ölüm, yıkıntı bıraktı. Lüzinyanlar mı, Suriyeliler mi, Araplar mı, Cenevizliler mi, Venedikliler mi, ASLAN Yürekli Richard’lar mı, şarap müptelaları mı Kıbrıs’ta ve çevresinde yaşayanların barış ve huzur içinde yaşamalarını, gelişmelerini, güven ve refah içinde olmalarını sağladı mı?
Ada Rumları, Yunanlılar, İngilizler bin bir entrikalar, Bizans oyunları ve komplolarla, ada insanlarını birbirlerine düşürtmediler mi, birbirlerinin boğazlarına saldırtmadılar mı, kan döktürüp can kaybına, yıkıma neden olmadılar mı? Bütün o oyunları bozmak, kan dökümünü, canlara kıyılmasını durdurmak için adaya çıkan Türk silahlı kuvvetleri de, kendilerine ateş açılınca, savaşmadı mı, kan dökmedi mi, ölmedi, öldürmedi mi?
Yeter. Daha fazla yazmayacağım. Çünkü süper milliyetçiler, bizlerden çok daha Türk olduklarını sananlar, yanlış anlayacaklar, mesnetsiz yorumlar ve suçlamalar yapacaklar. Hoş, aldırmayız, ama herkesi yanlış yönlere çekmelerine fırsat vermemek için yazıyı daha fazla uzatmadan kesiyorum.
Ben, ne Dünya Barış günü ne de Uluslar Arası Barış günü diye bir şeye inanmıyorum, kutlanmasına da karşıyım. Hele hele bu tarihlerde politikacıların barıştan, dostluktan, güvenden, refahtan, hoşgörüden söz eden nutuklarına, demeçlerine hiç de gerek yoktur inancındayım.
Kendi içimizde bile barış yoktur. Dünyamızda derseniz hiç yoktur. Bir yerlerde insanlar mutlaka savaşmakta, ölmekte, öldürmekte, öldürtmekte, anaları, öksüzleri, sakatları ağlatmaktadır, acılara neden olmaktadır.
Birileri de bu durumları, sattıkları silahları ile kışkırtmakta, alevlendirmektedir. Dünya ve milyonlarca insan yanarken, can verirken, yıkıntılar altında kalırken Dünya Barış Günü’nden bahsetmek insanları uyutmaya, narkozlamaya yöneliktir.