Bizler Ramazan ayına nasıl bakıyoruz?

Bana öyle geliyor ki, her ayın özel ve güzel olduğunu siz de biliyorsunuz, ama yine siz de biliyorsunuz ki, Ramazan ayı bir başka... Her ayda oruç tutulur, zekât, sadaka verilir, ibadetler yapılır. Ancak Ramazan ayı yine bir başka...

Bana öyle geliyor ki, her ayın özel ve güzel olduğunu siz de biliyorsunuz, ama yine siz de biliyorsunuz ki, Ramazan ayı bir başka... Her ayda oruç tutulur, zekât, sadaka verilir, ibadetler yapılır. Ancak Ramazan ayı yine bir başka...
-Neden mi Ramazan ayı bir başka?.. Çünkü diğer aylardaki iyilik ve ibadetlere bire on, belki bire yüz sevap söz konusu olurken, Ramazan ayında durum aynı değildir. Onda yapılan tüm iyilik ve ibadetler için bire yedi yüz ve daha fazlasından başlar sevaplar... İnsanın ihlası, teveccühü nispetinde yükselir bu mükafatlar... Çünkü Rabb’imiz kulunu affetmek istiyor. Bunun için de özel bir ikram ve ihsan yüklüyor Ramazan ayına...
Bu özellikten dolayıdır ki, zekâtlar da, fitreler de diğer bütün iyilik ve ibadetler de bu ayda daha çok yerini bulur. Müminlerde uhrevî duygular bu ayda daha çok coşar, ebedi hayata yönelme niyet ve azmi bu ayda hemen herkeste daha çok gelişir, daha heyecanlı bir dinî hayat söz konusu olur. Bu özel ikram ve ihsana layık olma azim ve niyeti hemen herkeste müşahede edilir...
Şu hadis-i şerif de bunu ifade eder:
-“Eğer insanlar Ramazan’daki ikram ve ihsanın tam olarak farkına varabilselerdi, bütün senenin Ramazan olmasını isterlerdi!..”
İşte böylesine eşsiz kazanımlar söz konusudur bu mübarek ayda.
Ramazan ayının hürmetkârlarına sağladığı bu eşsiz fırsatlar şu çarpıcı misalle de nazara verilmektedir.
Mahşerde cehenneme doğru yol alanları gören cennetlikler soracaklar:
-“Sizler hiçbir Ramazan’a erişmediniz mi? Yok muydu hayatınızda Ramazan ayı?” Diyecekler ki:
-“Vardı var olmasına da, bizler onun özelliğine itibar etmiyor, değer vermiyorduk. Bu yüzden de kendimize bir çekidüzen verme gereği duymuyor, önceki aylar gibi ibadetsizliğimizi Ramazan’da da sürdürüyor, Ramazan’a hürmet diye bir düşünce taşımıyorduk. Onun için sizlere cenneti kazandıran Ramazan’ın şefaatinden bizler mahrum kaldık, cehenneme yollanacak hale geldik...”
Hatta bu konuda denebilir ki, samimi bir insan, Ramazan’ın başında halis bir niyetle kendisine çekidüzen verir, geçmişindeki hataları, günahları artık bırakıp tam bir niyetle tövbe ederek Rabb’ine yönelirse, mazideki lekeleri silip süpürebilir. Yeni bir beyaz sayfa açabilir. Samimiyet derecesine göre gerçekleşir bu beyaz sayfa... Bayramdan sonraki hayatına da bu yeni beyaz sayfa ile devam edebilir. Yeter ki, ibadetlerimizle, artan hayır hasenatlarımızla ihmal ettiğimiz ahiretimize artık ilgi duyalım, harap bıraktığımız gerçek yurdumuzu imar etmeye yönelelim...
Bu, (ihmal ettiğimiz ahiretimize ilgi duyup imar edelim) gerçeğine bir de hadisin işaretiyle bakalım. İnsan ahiretine neden ilgi duymuyor, orasını neden imar etmeyip harap bırakıyor, misallerle bir de onu görelim.
Bir gün Efendimiz’e (sas) gelen biri der ki: “Ben ahirete ciddi bir ilgi duyamıyorum, acep nedendir?” Efendimiz, “Malın var mı?” diye sorar. “Var” deyince de şu düşündürücü tavsiyede bulunur:
-“İnsan, malının bulunduğu yerde kalmak ister. Senin malın ise hep burada kalmış, oraya hiçbir şey göndermemişsin, biraz da oraya gönder de bak, kalbin, gönlün oraya da meyledecek, ahirete ilgi duymaya başlayacaksın. Çünkü insan yaratılış gereği olarak malının gittiği yere de gitmeyi arzular!..”
Buna benzer bir soruyu daha sonra Süleyman bin Abdülmelik’e de sorarlar. Derler ki:
-“Bizler ahiretimize karşı ciddi bir meyil duymuyoruz, sebebini de bilemiyoruz, neden varacağımız yere ciddi bir ilgi duymuyoruz?”
Büyük zat da aynı hatırlatmayı yaparak şöyle der: “Hep dünyamızı imar ediyoruz, ahiretimizi ise harap bırakıyoruz da ondan... İnsan, imar ettiği yerde kalmayı arzular, harap ettiği yere gitmeyi arzulamaz...”
Öyle ise Rabb’imizin lütfedip bir daha ulaştıracağı şu mübarek Ramazan ayında ihmal ettiğimiz ahiretimizi imar için özel bir gayret gösterip kendimize yeni bir çekidüzen verelim, burada topladığımız malımızın bir kısmını oraya da gönderelim, böylece oraya olan alakamızı da canlandırmış olalım. Yani bir beyaz sayfa açmaya şimdiden azimli ve kararlı olalım. Muhtemelen bayramdan sonra da açtığımız bu beyaz sayfa ile yepyeni bir hayata devam eder, vicdanen rahat duyacağımız mutlu ve huzurlu bir İslami hayat sürdürme azim ve aşkına kavuşuruz...
Şimdiden tebrikler... Bir beyaz sayfa açma azim ve aşkına dualar...


HİKAYE
Musa Aleyhisselam bir fakiri görür, fakir giyeceği olmadığı için kumun içine girmiştir.
Fakir:
- Ya Musa, bana dua et. Cenab-ı Hak ban yetişecek kadar dünyalık versin, yoksulluk beni tüketti.
Musa Aleyhisselam dua eder, Hak Teala fakire dünyalık verir.
Bir müddet sonra Musa Aleyhisselam bir kalabalık görür, ne oluyor diye yaklaştığında, o fakirin kalabalığın ortasında olduğunu görür ve sorar.
- Bu ne haldir, ne oluyor burada?
- Bu adam sarap içmiş, kavga etmiş, kavga ettiği adamı da öldürmüş, şimdi ona kısas uygulanacak.
Musa Alayhisselam bunun üzerine, Allah'ın adaletine bir kere daha iman ve bu cüretinden dolayı tövbe eder ve şu ayeti okur:
'Eger Cenab-ı Hakk kullarına rızkı lüzumundan fazla verseydi, yeryüzünde ne azgınlıklar yaparlardı'
Allah herkese layık olduğu şeyi vermiştir.
Öküzdeki iki boynuz eğer eşekte olsaydı, kimseyi yanına sokmazdı.
Bazı acizler olur ki kuvvet kazanır kazanmaz, kalkar acizlerin elini büker


GÜNÜN AYETİ

Bu dünya hayatı sadece bir eğlenceden, bir oyundan ibarettir. Kuşkusuz ahiret yurduna (oradaki hayata) gelince, işte asıl yaşama odur. Keşke bilmiş olsalardı!
Ankebut,29/64

GÜNÜN HADİSİ

Resulullah (s.a.a): “Ramazan ayı öyle bir aydır ki, başlangıcı rahmet, ortası mağfiret ve sonu Cehennem ateşinden kurtulmadır.“
“Her şeyin bir kapısı vardır, ibadetin kapısı da Oruçtur.”


GÜNÜN DUASI
Ey ihtiyaçve hacetleri gideren,belaları def edenAllahım!Bizim bütün ihtiyaçlarımızı gider.Yer yüzünün her köşesinde bütün belalarıbizden uzaklaştır ve kaldır ya rabbi.

GÜNÜN SÖZÜ
Dört yerde dört şeyi korumak, iki şeyi unutmamak, iki şeyi de unutmak gerekir. Korunacak şeyler: Namazda gönül, halk içinde dil, yemekte boğaz, el evinde göz. Unutulmayacak şeyler, Allah'ın büyüklüğü ve ölümdür. Unutulması gerekenler de, birine ettiğin iyilik ve sana yapılan kötülüktür.

SORU CEVAP
SORU: Fitrenin önemi nedir? Kimler verir, ölçüsü nedir?
CEVAP
İhtiyacı olan eşyadan ve borçlarından fazla olarak zekat nisabı kadar malı, parası bulunan Müslümanın fitre vermesi vacip olur. Nisaba malik değilse fitre vermesi vacip olmaz. Fakat vermesi iyidir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Ramazan orucu, gökle yer arasında durur. Sadaka-i fıtr verilince yükselir.) [Ebu Hafs]

(Sadaka-i fıtr, oruçlunun, uygunsuz sözlerinden hasıl olan günahları temizler.) [Beyheki]

(Sadaka-i fıtr, zenginlerinize bir tezkiyedir. Fakirleriniz de verirse, Allahü teâlâ onlara daha çoğunu verir.) [Ebu Davud] [Tezkiye, temize çıkarma, temizleme demektir.]
Dinen zengin olmayan herkes, fitre, zekat alabilir. İhtiyacı olan eşya ve borçlarından fazla olarak, zekat nisabı kadar malı, parası bulunan müslümanın, fitre vermesi vacip olur. Fitre, zekat alması, haram olur. Fitre nisabına katılacak malın ticaret için olması şart olmadığı gibi, elinde bir yıl kalmış olması da gerekmez

Halk arasındaki zenginlikle, dinin bildirdiği zenginlik farklıdır. Nisap miktarı malı veya parası olmayan bir kimse, fakir demektir. Evi olmayan, kirada oturan bir kimse nisap miktarı paraya, altına veya ticaret malına sahip ise dinen zengin sayılır, böyle bir kimsenin zekat vermesi gerekir ve zekat alması caiz olmaz.

Sadaka-i fıtr, Ramazan-ı şerifte verilir. Ramazandan önce ve bayramdan sonra da vermek caiz ise de bayram namazından önce verilmiş olması daha çok sevaptır

SORU: Teyzeye halaya amcaya dayıya fitre ve zekat verilir mi?
CEVAP Verilir.

SORU: Doğmamış anne karnındaki çocuğun fitresini vermek gerekir mi?
CEVAP :Verilmez

SORU: Zekat ve fitre aynı kişiye verilebilir mi?
CEVAP Evet.

SORU: Fakir kardeşe fitre verilir mi?
CEVAP Evet.

SORU: Kız kardeşime fitre verebilir miyim?
CEVAP Fitrenizi zengin değilse kız kardeşinize veya çocuklarına vermenizde mahzur yoktur




Namazı zayi etmek

Namaz, mümini Rabbi ile irtibata koyan bağdır, enerji kaynağı ile cihazı birleştiren kablo mesabesindedir. Kablosuz cihaz çalışmadığı gibi, ibadetsiz insan da karanlıkta kalır, rûh gıdasını alamaz ve güçsüz kalır. Âyet, ümmetlerin çöküşlerinin, namazı gevşetmekle başladığına işaret ediyor: “Kendilerinden sonra yerlerine öyle bir nesil geldi ki namazı zâyi ettiler, şehvetlerinin peşine düştüler. İşte bunlar da azgınlıklarının cezasını bulacaklardır.” (Meryem, 19/59) Dikkat edilirse, ayette ceza bulacak olanlar namazı terk edenler değil, onu zayi edenlerdir. Yani kılarken kılmıyor sayılanlar, Allah’a yakınlık vesilelerini uzaklık unsurları gibi kullananlar bu cezaya çarptırılacaktır

Peygamberimize ilk vahiy nerede gelmiştir?

 

 

 

Dünkü cevap:

Ficar harbi

 

Bu haber 45 defa okunmuştur

:

:

:

: