Dallas gibi bir memlekette yaşıyoruz vallahi. Kimin eli kimin cebinde, kim kiminle, nerede ne yapıyor, kim görmüş, ne söylemiş kaosu hiçbir zaman dinmiyor memleketimizde. Bir gün sendikalar çıkıyor, devlete laf söylüyor. Devlet erkanı çıkıyor cümle aleme söyleniyor.
Dallas gibi bir memlekette yaşıyoruz vallahi. Kimin eli kimin cebinde, kim kiminle, nerede ne yapıyor, kim görmüş, ne söylemiş kaosu hiçbir zaman dinmiyor memleketimizde. Bir gün sendikalar çıkıyor, devlete laf söylüyor. Devlet erkanı çıkıyor cümle aleme söyleniyor. İş adamları çıkıyor birbirine söyleniyor. Devletin kurumundaki çalışanlar çıkıyor müftüye laf söylüyor. Müftüler çıkıyor Vakıflara laf söylüyor ve sonunda Vakıflar öyle bir bomba patlatıyor ki bir anda herkes sükût ediyor. İşte bu bomba dün Star Kıbrıs Gazetesi’nin manşetinde patladı. ‘Uçan Halı’ başlığıyla manşetten verilen haberde son günlerin ismi en çok telaffuz edilen kişisi Vakıflar İdaresi Yönetim Kurulu Başkanı Tekin Köse’nin iddiaları yer alıyor. Köse, Saray Otel’in bodrum katında bulunan ve içerisinde Osmanlı döneminden kalma 16 antika halının olduğu odanın üç farklı anahtarı olduğunu ve bu anahtarlardan birinin Din İşleri’nde, birinin Vakıflar da birinin de Saray Otel’deki yetkili de durması gerektiğini belirtiyor. İşin sonrası da buradan sonra başlıyor zaten. Köse’nin iddialarına göre bu anahtarların üçü de görevden alınan Din İşleri Başkanı Yusuf Suiçmez’de durmaktaymış ve yaklaşık 1,5 ay önce yaptıkları kontrolde halılardan dördünün sahte çıktığını söylemiş.
Bir bakalım… Halıların on altısı Saray Otel’de duruyor. Saray Otel’deki deponun anahtarlarının hepsi görevden alınan Din İşleri Başkanı Yusuf Suiçmez’de duruyor. Yapılan kontrol sonucunda halılardan dördünün sahte olduğu ortaya çıkıyor. Peki bu ne demek?
Çok açık tabiriyle bu halıları birileri uçurmuş demek.
Bu iddialarla birlikte yıllar önce İzmir’de bulunan Efes Harabeleri’nden çalınan ya da el altından satılan koca Artemis sütunu geldi aklıma. Yahu koskoca sütun be kardeşim. Cebe koysan koyamazsın, gömleğinin içine soksan sokamazsın. Daha başka verebileceğim örneklerde geliyor aklıma ama terbiye sınırım müsaade etmiyor. O bilmem kaç kiloluk ve kaç metrelik sütunun oradan gidebilmesi için en azından bir iş makinesinin ve bir kamyonun orada olması gerekiyordu. Hiçbir Allahın kulu görmedi mi bunu? Ya da devletin hiçbir kurumu neden bu konuda sorgulama yapmadı da mevzuyu çabucak kapattı? Demek ki o dolarlar onlardan birinin cebine girdi. Hadi o mevzu öyle kapandı gitti. Tarihin en önemli parçalarından biri kim bilir kaç milyon dolarlarla başka ellerin oldu. Şimdi benzer şüpheyi bizim halılar için taşıyorum. Üstelik bunlar altı üstü halı, kolunuzun altına alıp rahatlıkla gidebilirsiniz. Ya da alırsınız bir yerde değiş tokuş eder ve gerçeğinin bire bir aynısını alıp sahtesiyle değiştirirsiniz tıpkı Tekin köse’nin iddia ettiği gibi. Peki bu işten kim dolarları cebine indirdi? Halılar şimdi nerede, kim bu işe yataklık etti? Kimin bu işte parmağı var Türkiye’nin mi? Halılar şu anda bir antikacının el altından birilerine milyonlarca dolara satmaya çalıştığı bir yerde mi yoksa bir devlet büyüğünün evinin en güzel yerini mi süslüyor? Kafamda bu ve bunun gibi birçok cevap bekleyen soru var. Umarım bu konuda ülkemizdeki pek çok konu gibi oldu, bittiye getirilmez de kim neymiş, nerede, ne yapmış hep beraber görürüz.
Saygılarımla,
Mustafa SERT