Aşağıda bir özetini okuyacağınız yazı, 20 Mart 2010 tarihinde kaleme alınıp, yazdığım gazete ve internet portalında yayınlanmıştır. Yazıyı okuyalım:
“ …Temsili demokrasinin ruhu, hükümeti, meclis çoğunluğuna yaslar. İradenin çoğunluğunu temsil etmiyorsanız, hükümette bulunmanız ve ısrar etmeniz, “gasp”tır. Hem meclis başkanlığına kendiniz dilekçe verip, kendi ağzınızla “biz meclis çoğunluğunu yitirdik” diyeceksiniz ve hem de artık azınlık olduğunuzu ikrar ettikten sonra, hükümette oturmaya devam edeceksiniz. Gerekçe eğer genel seçim olsa, gene bir dereceye kadar anlaşılır ama hayır, gerekçeniz de hükümeti veya meclisi doğrudan etkilemesi söz konusu olmayan cumhurbaşkanlığı ve belediye seçimleri…
Geçen gün sevgili İrsen Küçük, SİM FM’de bu konuda konuşuyor: “Bizim en yetkili organımız olan Parti Meclisimiz, genel başkanımıza tek başına hükümet kurma yetkisi verdi. O kararın yerine yenisi üretilmedikçe, başka bir arayış içinde olamayız. Cumhurbaşkanlığı seçimi geçsin, Yerel Yönetim Seçimleri de geçsin, herhalde parti meclisimiz başka bir karar verecekse, ona göre de duruma bakarız!”
… Bana ne sevgili kardeşim, senin partinin yetkili kurulundan? UBP’li olmayan şu kadar vatandaşın umurunda mı UBP’nin yetkili kurulu? Sadece parti üyelerini bağlar o karar… Eğer senin parti meclisin öyle bir karar verdiyse, o gün; 26 milletvekilin vardı diye vermiştir. 10 tane olsaydınız mecliste ve sen kendi parti meclisine sorsaydın: “ Tek başımıza mı kuralım, koalisyon mu?”, senin parti meclisinin vereceği kararı, herhalde hukuk değil, çok başka bir kurum ele alırdı? “Hükümet” denilen kavram, sadece UBP’lileri yönetmiyor ki o partinin yetkili kurullarının kararlarına bağımlı olsun!
Tüzüğü yasalar bağlar, yasaları anayasa! Anayasayı da genel hukuk ve siyaset felsefesi! Çoğunluğu temsil etmeyen hükümet, “yok”tur, meşru anlamda! Çoğunluğu kaybettikten sonra, o makamda oturup, onu daha üst bir makama aday olmak üzere kullanmak ise doğrudan doğruya meşruiyetin ihlâlidir. Meclis çoğunluğuna dayanma gereği duymayan bir hükümet, ne meşrudur, ne yasaldır ve ne de demokratiktir. Denilebilir ki, “o oylar bu partiye verildiydi ve henüz iradenin değiştiğini gösteren bir işaret de yok!” Bu, bir softa şaşırtmasıdır. İşin aslı eğer gerçekten böyle olsaydı, milletvekiline ihtiyaç duyulmazdı! Halkın genel oylarına bakılır, parti başkanlarının oyları da ona göre belirlenirdi. Eroğlu evet deyince 25, Soyer deyince 15, Çakıcı deyince 2, Serdar deyince 5, Avcı deyince de 3 oy sayılırdı, biter giderdi. Temsili demokraside, iradenin temsilcisi yasal olarak vekillerin iradeleridir. Parti, etik bir bağımlılıktır. Yoksa demokrasiden değil, çeşitlilikten değil, belki oligarşiden bahsedersiniz, belki bir başka kavramdan! Egemenliğin kaynağında, halkın iradesi yatar, ayrı ayrı her partinin delegelerinin iradeleri değil! O bakımdan Ertuğruloğlu’nu atınca, çoğunluğu kaybedersin… Meclis çoğunluğunu yitirmiş hükümet de bir saat orada duramaz.
Bizim anayasamızda da bütün anayasalarda yazılı olduğu gibi, hükümetin nasıl kurulacağı anlatılır. “ Cumhurbaşkanı, mecliste çoğunluğun desteğini alacağını düşündüğü bir milletvekili’ne, hükümeti kurma görevini, verir.” Parti başkanına, şuna buna değil… Bir milletvekiline!... Mecliste çoğunluğun desteğini temin edeceğini inandığı bir milletvekiline! Bu işin ruhudur bu…
Bu kadro, seçimi, demokrasiyi, hükümeti, hukuku; hasıl-ı kelâm bütün ciddi kavramları, evrensel kurallarına göre değil, kurnazlıkla kendine yontarak yorumlamayı marifet bellediğinden, bu memlekette bir yandan içi boşaltılmadık kavram, öte yandan da sürdürülebilir hiçbir değer kalmadı…”
Şimdi oynanmakta olan tiyatroya Çakıcı da bir kenarından katılınca, durum tam ortaya çıktı! Asıl “keser döndü, sap döndü”, şimdi aklımız başımıza geldi… Altı ayda…