Konu mu bulamadın?

Eski, saygıdeğer bir dostla karşılaştım. Aramızda samimi bir sohbet gerçekleşti.

Eski, saygıdeğer bir dostla karşılaştım. Aramızda samimi bir sohbet gerçekleşti.
Hal hatır merasiminden sonra soruyu patlattı,

— Konu mu bulamadın be gardaş, sana ne Karpaz’ın özgür eşeklerinden? İnsanlarımıza bu kadar sıkıntılar, sorunlar, bunalımlar yaratanlara bakmaz da eşekler zarar ziyan yapıyor diye onlarla mı uğraşıyorsun? Geçtiğimiz günlerdeki yazını okudum. Hem güldüm hem de düşündüm ve kendi kendime, kusura bakma, bizim Özcan da kaçırıyor dedim

— Yapma be kardeş. Kaçırdığım bir şey yok. Karpaz’da idim, bölge insanlarının anlattıklarını dinledim, ilgimi çekti, problemlerini vurgulayıp yetkili makamları, hükümet edenleri harekete geçirmeye çalıştım

—Hangi hükümet, aha o çok güvendiğimiz UBP’yi tek başına iktidar yaptık. Başımıza getirmediğini bırakmadı. Kendi vatandaşlarının, nüfusunun sayısını tam olarak bilmeyenler, durup da eşeklerle, onların sayıları, yedikleri, içtikleri, ezip geçtikleri, verdikleri zararları mı hesaplayacaklar, önlem alacaklar?

—nüfusumuzu da bilmediklerini iddia ediyorsun

— Evet. Bak Başbakan ne der 600 bin diğer bir siyasi lider milyonu bulduk. Hangisi doğrudur? Maliye Bakanı, Tarım bakanı, İçişleri Bakanı bilir mi? Bilselerdi açıkça korkmadan Tayip Beye söylerlerdi, yaptığınız yardımlar, verdiğiniz, krediler, hibeler yetişmez bu kadar insana...

—Söylemediklerini nereden biliyorsun

—Bildirseler ve anlatsalardı Ankara yardımları artırır, kesenin ağzını açardı. Kendi gönderdiklerine, buralara yerleştirdiklerine gidecek olan parayı kısar mıydı? Ama Ankara da bilmiyor gönderdiği paraların kaçta kaçı yeni Kıbrıslılara, ne kadarı eski Kıbrıslılara, kamu harcamalarına giderdi, gider

— Yani bu ülkede kim ne yaptığını, nereye kime kaç para harcandığını, kaç kişi olduğumuzu da mı bilmiyor.

— Bilmiyor, o nedenle eşeklerin sayısını nereden bilecek. Bilimsel bir nüfus sayımı ne insanlarımız için ne de eşeklerimiz için yapılmadı. Rumlar kaçtığında arkalarında en çok toplam 100–200 eşek bıraktılar. 36 senede çoğalarak binleri aştılar, başıboş yaşıyorlar, daha da üreyiyorlar.

—Tamam kardeş. Öyle olsa bile, benim yazdıklarımın kime ne zararı var. Uyarmaktan, hatırlatmaktan, belki ilgilerini çeker diye yazmaktan başka ne yaptım, kötü mü ettim

—Yaz Özcancığım yaz da, biraz daha damarlarına basarsan seni da onarırlar

—Dayak yediğimizi duymadın galiba.

— Duymaz olur muyum? Arayıp geçmiş olsun demeye çalıştım, telefonlara çıkmadın

—Sağ ol kardeş. Kaderde kendi insanlarımızdan daha da Türk olanlardan dayak yemek de varmış. Olsun. Ama korkup da yazmayacağımı mı sandın, sanıyorsun

- Yoook, ben seni şimdi tanımadım. Doktor Küçük le de çalıştın, Denktaş’la da, TMT ye de çok işledin. Ama o hizmetlere saygı gösteren kalmadı artık. Allah bizleri korusun da daha kötü muamelelere maruz kalmayalım

- Amiin. Görüştüğümüze memnun oldum. Bak, Girne kapısından buraya kadar yürüdüm, tanıdık bir seni, senden önce de iki diğer dostu gördüm. Sen de hatırlarsın bu yoldaki Söğüdün kahveyi, hisar üstündeki Mindo’yu, Bakkal Ahmet Nabi’yi, Seher ebeyi, Ahmet Becerikliyi, Şamişici Abdullah’ı, Kahveci Kuşo’yu, Halkın Sesi’ni, Bozkurt’u, Cemal Togan’ı, Sadi Togan’ı, Liseli Mezunlar Birliğini, Hasan Taştı, Bisikletçi Arap’ı, Köfteci Yalluri’yi, Babacanı, Sarayönü’nün sembolleri Çöreniği, Kambilliyi, boyacı Rauf’u, kebapçı Abdullah’ı, fıstıkçı Osman Gezer’i, Eczacı Timur’u, Münür’ü, Mulla Hasan’ı ve kahvesini, atçı ciğerci Mustafa’yı, Berber Osman’ı, Berber Kayayı, Necatı, karşısında kitapçı Gökmeni... Hani hangisi var. Kala kala biz kaldık. Buraların kimliği de insanları da değişti. Kebapçılar, pideciler, çorbacılar, dönerciler, kotçular, tulumbacılar, avareler doldurdu ortalığı...

— Dilencileri görmedin mi? Bak köşede genç kadın, çocuk kucağında dileniyor, güya tesbih, kalem, mendil satıyor

—İşi yok gücü yok. Doldular buraya, pansiyonlarda, yıkık dökük evlerde birkaç aile, 5-10 çocuk birlikte yaşıyorlar, gayri sıhhi koşullarda, da biz eşeklerin derdine düştük, öyle mi
Evet, değerli okuyucular, sevgili dostlar. Bir konuya değindik bakınız bir nostaljik ve bir de gerçek durumla yüz yüze geldik.

Evvela, Kuzey Kıbrıs toprakları üzerinde yaşayan ister 500 ister milyon nüfus olsun. Kaç kişi isek, insan gibi hepimizin yaşamasını, huzurunu, gelirini, yaşam standardını, beslenmesini, sağlığını düzene sokacak birileri artık harekete geçmelidir.

Ciddi bir nüfus sayımı ile hem yurttaşlarımızı hem de eşeklerimizi saptamalıyız. Ondan sonra da ekonomimizi öyle bir ayarlamalıyız ki bu topraklar üzerinde yaşayan bütün canlılar nasibini paylaşabilsin, aç biilaç kalmasın.

Önce insanlarımıza insanca yaşayabilme olanakları ve koşulları sağlanmalı sonra da hayvanlarımızla, doğa ve çevre ile ilgili gerekenler yapılmalı. İşte o zaman yurttaş ve eşek sorunları minimuma çekilmiş olur.
Bu haber 190 defa okunmuştur

:

:

:

: