Laleler, nergisler, ayrelliler

Bu Kıbrıs adası o kadar güzel ve çekici olmalıdır ki tarih boyunca Cenevizlisi de Arap’ı da, Lüzinyan’ı da, Venediklisi de, Osmanlısı da, İngiliz’i de, Yunanlısı da, Türkü de ona tecavüz etmekten geri durmamıştır, duramamıştır.

Bu Kıbrıs adası o kadar güzel ve çekici olmalıdır ki tarih boyunca Cenevizlisi de Arap’ı da, Lüzinyan’ı da, Venediklisi de, Osmanlısı da, İngiliz’i de, Yunanlısı da, Türkü de ona tecavüz etmekten geri durmamıştır, duramamıştır. Kıbrıs’ı Akdeniz’in fahişesi durumuna soktular. Gelen bindi indi, giden bindi indi. Hayret doğrusu! Bu güzel fahişe nasıl oluyor da hala daha harap olmadan duruyor, direniyor. Ama her geçen gün güzelliğinden ve çekiciliğinden kaybediyor, değil mi? Güzelim dağları, sahilleri, ormanları, ovaları acımasızca saldırıya uğruyor. Yaban laleleri, nergisleri, ayrellileri, karavollileri (salyangoz), mantarları yağmalanıyor. Yaban hayvanları, kuşları yok olmamak için az mı direniyor. Ne üveyiği, ne karatavuğu ne ciklası, ne çulluğu, ne de ambelopulyası kalmadı. Daha dün, bir Rum lokantasında 500 adet ampelopulya ele geçirilmiş. Yaban laleleri (Medoş lalesi dediğimiz), yabani nergis, ambelopulya koruma altına alınmış. Toplanması, tüketilmesi yasakmış.


Yollarda, sokaklarda çocukların ellerinde demet demet nergisler, laleler, ayrelliler (kuşkonmazlar) salyangozlar, mantarlar satılıyor. Sevenleri, meraklıları alıp tüketiyor. İlgililer görmüyor mu? Hani da yasaktı? Ne acıdır ki tüketenlerin başında da hep varlıklılar, zenginler, yüksek rütbeli kamu görevlileri vs. geliyor. Kökleri ile soğanları ile toplanan Medoş Laleleri, nergisler, yeni sürgün vermiş ayrelliler yok edilişe daha ne kadar zaman dayanacak soran, ilgilenen var mı? Yok. Kıbrıs’ta, Kuzeyde Türk, Güneyde de Yunan dönemi başladığından beri, adanın yeni misafirleri, yurttaşları yerleşeliberi tam bir çevre katliamı gözlemlenmektedir. Ne ormanları ne dağları ne yabani bitki örtüsü korunmuyor. Dağları taş ocakları tarafından delik deşik edilmiş, ormanları kesilmiş, yakılmış, Allah’ın zeytinleri harnupları yok edilmiş. Bunlarla ilgilenen yok. Ama siyaset, liderlik, koltuk kavgaları, ekonomik çıkarcılık öylesine yaygınlaşmış ki varsın güzelim Kıbrıs bir kez daha batsın. Öyle ya, ada iki kez batmış, denizlerin altında kalmış, yeniden çıkmış. Doğal olarak bunlar yaşanmış. Ama bu kez galiba, üzerinde yaşayan insanlar ve de etrafında gaz, petrol, yakası açılmadık kaynaklar, arayanlar tarafından batırılacak. Tehlike büyük. Gören, ilgilenen yok.


Varsa da yoksa da, hep bana, hep bana kavgaları. Rumlar ve Yunanlılar bütün, birleşik Kıbrıs istiyor. Adanın münhasır ekonomik sahalarının sahipleri de biziz diyor. Ee, Türkler boş mu duracak? Hayır, yarısı sizin yarısı bizim diyor. Ve kavga, uyuşmazlık, bencillik sürüp gidiyor. Bu arada eşit paylaşıma önem vermeyenler, doymayanlar, açgözlüler işi daha da ilerilere götürüyor. Hem kuzey hem de güney Kıbrıs’ta kolay tarafından zengin olmak, servete konmak uğruna kadın ve uyuşturucu ticareti yapılıyor. Kaçakçılık, kumar, hırsızlık, soygun, rüşvet almış başını gidiyor. Kıbrıs adasının dünyanın başka yerlerinde görülmemiş laleleri, nergisleri, ayrellileri, yasemenleri, salyangozları, mantarları, yaban kuşları, hayvanları değildir sadece yok olmakla karşı karşıya. Aborjin, yani orijinal Kıbrıslılar da nerede ise yok olmaya yüz tutmuş. Ne dilleri, ne adetleri, kültürleri, sosyal yaşantıları, birbirlerine olan saygı ve sevgileri kalmış... İnanılmaz değişiklere uğramış. Sadece eski kütükler, yaşları ilerlemişler kalmış değişmeyen. Kıbrıslıların kendilerine ait Akdeniz’in en güzel kızı/kadını ellerinden avuçlarından parmaklarının arasından sıyrılıp gidiyor, başkalarının ellerine kucaklarına düşüyor da farkında değiller. Varsınlar sarhoşlar gibi yalpa vursunlar ta ki durduğu yerde dik durmasını bilen, bastığı yerin kıymetini anlayan ve savunan birileri bir dokunuşla kendilerini yere sersin. İşte o zaman belki ayılırlar ve etraflarındaki olup bitenlerin farkına varırlar. İnşallah geç kalmazlar. Aksi takdirde Kıbrıs’ın insanı da, lalesi de, nergisi de müzelik olacaktır. Yıllar sonra kendilerinden tarih kitaplarında bahsedileceklerdir. Mum ile aranacaklar ama bulunmayacaklardır. Tıpkı Cenevizliler, Lüzinyanlar ve onlardan evvelkiler ve sonrakiler gibi. Onlar da bilememişler bu güzelim adanın kıymetini. Veya bilmişler de kimse ile paylaşmak istemedikleri için tümünü kaybetmişler.

Bu haber 272 defa okunmuştur

:

:

:

: