Kutlu Doğum sahibinin hayranlık uyandıran hallerinden

En çok sevdiği hizmet, yoksullara yardım hizmetiydi.

En çok sevdiği hizmet, yoksullara yardım hizmetiydi. Nitekim bir gün yine davet ettiği yoksullara önceden hazırladığı yardımlarını sırayla dağıtmış, alanlar da sevinçle evlerine dönmüşlerdi ki, tam o sırada uzaklardan koşarak gelen bir başka yoksul, dağıtımın bittiğini, kendisine verilecek bir şeyin kalmadığını anlayınca oraya yığıla kalmıştı. Şefkatle baktığı bu yoksula da:- Üzülme dedi, sana da bir çare bulabiliriz. Bulduğu çareyi de hemen orada anlattı. Buradan doğruca Medine çarşısına git, ihtiyaçlarını satan dükkanlara gir, ne lazımsa al, sonra de ki: 'Mal benim borç Resulullah'ındır!.'

Yoksul adam, tereddüt edince de tekrar etti. Unutma dedi: 'Mal benim borç Resulullah'ın diyecek, gerisini düşünmeyeceksin!' Böylece yoksula verecek bir şeyi kalmayınca borçlarını üstlendi, mahrum kalmasına gönlü razı olmadı. Mütevazı olmayı, vazgeçilmez vasfı kabul etmişti. Bu sebeple misafirlerine bizzat kendisi hizmet eder, ikramda bulunurdu. Bir gün çölden gelen biri, 'Kim bu insanların büyüğü?' diye sordu. O sırada misafirlerine bardaklarla içecek ikram ediyordu. 'İnsanların büyüğü insanlara hizmet edendir!' diye cevap verdi. Bu sözüyle hem büyüklerin insanlara hizmet edeceğini ifade etmiş hem de aradığı kimsenin kendisi olduğuna işarette bulunmuştu. Zaten hizmet edilmeyi değil, hep hizmet etmeyi sever, hizmeti tercih ederdi. Nitekim bir yolculuk dönüşünde herkes hurmalıkta istirahate çekilmiş dinlenirken, bazıları onlara yemek hazırlamak üzere harekete geçmişlerdi. Biri, yemek yapayım, biri, su getireyim, derken biri de ben de ateş yakayım, deyince, 'Öyle ise ben de odun toplayayım.' dedi. Biz bu hizmetleri yaparız, siz istirahat buyurun, diyenlere de:

-Bilirim ki sizler bu hizmetleri yaparsınız, ama ben hizmete seyirci kalmayı değil, hizmete iştirak etmeyi severim, diyerek kalkıp odun toplayarak hizmet edilen değil, hizmet eden olmayı tercih ettiğini göstermiş oldu.
Komşularının yemediğini yemez, giymediğini de giymezdi. Bir gün bir sepet dolusu taze hurma getirip kendisine uzattılar:

- Turfanda hurma, henüz kimsecikler yemedi, ilk olarak zatınıza getirdik, dediler. Oynayan çocukları gösterdi:

- Götürün bu turfanda hurmaları şu oynayan çocuklar yesinler. Ben komşularımın yemediğini yemem. Ne zaman komşularımız da turfanda hurma yemeye başlarsa işte o zaman getirin, ben de komşularımızla birlikte gönül rahatlığı içinde turfanda hurma yiyebilirim, buyurdu.
Faydalı icat ve teknolojik buluşların kim tarafından bulunursa bulunsun sahip çıkılıp Müslümanların istifadesine sunulmasını isterdi.
Bir gün bir tüccar sahabi Şam'daki Hıristiyanlardan aldığı bir kandili getirip mescide asmıştı. Gelenler bunun Hıristiyanların buluşu olduğunu öğrenince, 'Müslümanların mescidine Hıristiyan'ın buluşunu mu asıyorsun?' diye tereddüt göstermişlerdi.

Az sonra Efendimiz (sas) gelip dumansız, külsüz yanıp ışık veren kandili görünce, 'Kim getirdi bunu?' diye sordu. Suçlu gösterir gibi gösterdiler. Bunun üzerine kandili getiren Temimdari'ye tebessümle bakarak şöyle dedi:
- Sen bizim mescidimizi aydınlattın, Allah da senin kabrini aydınlatsın!.. Sözlerine şunu da ekledi:

- Faydalı şeyler Müslüman'ın kaybettiği malı gibidir. Hangi ırk ve dinde görülürse görülsün sahip çıkılıp Müslümanların istifadesine sunulmalıdır.

Evet, şimdi düşünme sırası. 'Bir saat düşünmek bir sene nafile ibadetten üstündür!' diye de uyarmıştı bizleri.



ONU ÇOCUKLARA NASIL TANITMALIYIZ?

Eskiden dedelerimizden, ninelerimizden dinlediğimiz tatlı hikayelerle tanışırdık Peygamberimizle. Şimdi bu görevi daha çok çocuklara yönelik kitaplar alsa da ilahiyatçılar, psikologlar, yazarlar O’nu hikâyelerle tanıtmanın önemine değiniyor.
“Çocuklara Peygamberimiz’i nasıl tanıtmalı?” diye sorduğumuz ilahiyatçılar, psikologlar, yazarlar; O’nu hikâyelerle tanıtmanın önemine değiniyor. Çocuk, hayal gücüne seslenen hikâyelerle hem rahatlıyor hem O’nu tanıyor. O’nun bütün yaratılanlara karşı sevgisi, sıkıntılar karşısındaki sabrı, güzel ahlakı, erdemli tavırları bir film gibi canlanıyor gözünde. Ve zamanla hayatına düstur edineceği örneklere dönüşüyor.

ÖNCE KENDİLERİ ÖRNEK ALMALI
“Çocuk, gördüğünü değerlendiren bir mercek gibidir” diyor İlahiyatçı Yazar Reşit Haylamaz. Sözleri, çocuklara yalnızca efendimize ait hikâyeleri anlatmanın yetmediğinin kanıtı. Evet, anne-babaların çocuklarının hayatını bu tür hikâyelerle renklendirmesi önemli. Ancak hikâyelerdeki yaşam tarzını ve güzel davranışları gündelik hayatlarına taşıyarak çocuklarına örnek olmaları da gerekiyor. Haylamaz’a göre, anne-babanın eğilimleri, gündemleri, evde konuştukları, verdikleri tepkiler, hatta hareketleriyle onayladıkları meseleler, kısacası onlardan tezahür eden her görüntü çocuğun geleceğine yön veren deniz fenerleri gibi. Yani çocuğuna efendimizi tanıtıp sevdirmeyi düşünenlerin öncelikle kendilerine bakması, varsa eksiklerini telafi etmesi şart. Psikolog Farika Teymur Artır’a göre anne-babanın hassasiyeti, çocukta sevgi ve güven duygusunun gelişmesi için de önemli. Çünkü çocuk hikâyeler içindeki güzel davranışları örnek alırken, anne-babasının da aynı kişiyi örnek aldığını görmesiyle sevgi ve güven duygusu gelişiyor.


NE TÜR HİKÂYELER ANLATILABİLİR?
Prof. Dr. Mehmet Emin Ay, Hz. Peygamber’in çocuklara sevgisinin örneklerle verilebileceğini söylüyor. Peygamber’in çocukluğu nasıl geçmiştir? Bunları anlatmak, çocuklarda peygamber sevgisinin pekişmesi bakımından faydalı. Sonra Kur’an’da ismi ve hikâyeleri geçen peygamberler de anlatılabilir. Hz. İbrahim ve Hz. İsmail’in başından geçenler, Hz. Yusuf’un ibretli kıssası… Bunlar, çocukların kavrayış seviyelerine uygun anlatıldığı takdirde, peygamberlere iman öğretiminde istifade edilebilecek kaynaklar Mehmet Emin Ay’a göre. Reşit Haylamaz ise Peygamberimizi anlatan, çocuklara yönelik kaynaklara değiniyor. Ona göre bu kaynaklar çeşitlendirilerek çoğaltılmalı. Haylamaz, “Kitap ve derginin olmadığı dönemlerde yetişen çocukların bıraktıkları izlere bakıldığında, bu kaynakların her şey olmadığı görülmektedir. Elbette bu, mevcut kaynakları küçümsemek anlamına gelmiyor; benim maksadım, çocuğun etrafında yer alan insanlardaki temsil ağırlığıdır. Din söz konusu olduğunda veya efendimizin adı geçtiğinde sergilenen duruş, çocuk için her türlü malzemeden daha değerlidir.” diyor.

KAÇ YAŞINDA BAŞLAMALI?
Farika Teymur Artır (Uzman Psikolog): Okulöncesi dönemde çocuk geniş bir algılama özelliğine sahiptir. Bazı uzmanlar tarafından (Montessori) emici zihin olarak adlandırılan bu özellik sebebiyle çocuklara doğrudan söylenen sözlerden çok, anne-baba ve yakın çevresindekilerin hal ve davranışları etki eder. Bu sebeple bütün dünyada diğer dinlerin mensuplarınca dinî eğitim hayatın ilk günlerinden itibaren başlar. İsim koyma törenleri gibi.

Reşit Haylamaz (İlahiyatçı-Yazar): Dikkat ve ilgisini çekebildiğimiz ölçüde her yaştaki çocuğa din adına bir şeyler öğretilebilir ve Efendimiz anlatılabilir. Önemli olan bizim bu konulardaki hassasiyetimiz. Dünyaya geldiği andan itibaren ihtiyaç duyduğu gıdayı hangi hassasiyetle veriyorsak onun ruh dünyasını şekillendirecek, duygularını besleyecek ve şuuraltını oluşturacak bilgileri de aynı titizlikle ve bünyesinin kaldıracağı ölçüde vermek gerektiği kanaatindeyim.

ÇOCUKLARIN DİLİNDEN EFENDİMİZ
A. (6 yaşında): Kutlu Doğum Haftası’nı peygamberimizi hatırlamak için kutlarız. Peygamberimiz, çocukları çok severmiş. Kadınlara ve çocuklara iyi davranırmış. Peygamberimiz, insanlardan namaz kılmalarını istemiş. Hepimizin cennete girmesi için dua edermiş. Peygamberimize O’nu çok sevdiğimi söylemek isterdim. Peygamberimizin en çok merhamet özelliğini seviyorum. Peygamberimizin bizimle yaşamasını isterdim… O’ndan istediğim başka bir şey yok.

B. (6 yaşında): Peygamberimiz gül kokarmış. Bir çocuğa dokunduğu zaman o gül kokusu hiç gitmezmiş. Keşke, ben de öyle güzel koksam! Çocukları çok severmiş Peygamberimiz. Ben de O’nu çok seviyorum. O bizim temiz olmamızı, ellerimizi yıkamamızı, odamızı düzenli tutmamızı, çalışkan olmamızı istiyor. Bir de arkadaşlarımızla, kardeşimizle hiç kavga etmemeliyiz.

M. (5 yaşında): Peygamberimiz, hayvanları hiç öldürmüyormuş. Peygamberimiz, gül kokusu kokuyormuş. Annem-babam peygamberimizi anlatırken güzel şeyler düşünüyorum. Ama O’nu rüyamda görebilirim. Peygamberimizi rüyamda göreyim diye dua ediyorum.

Haftanın Ayeti
Hakiki müminler o kimselerdir ki Allah anıldığı zaman kalpleri ürperir, karşılarında ayetler okunduğu vakit, imanlarını artırır. Ve yalnız Rablerine tevekkül ederler. ‘ O kimseler ki; namazlarını dosdoğru kılarlar. Ve Kendilerine verdiğimiz rızıklardan Hakk yolunda harcarlar’(8/2-3

Haftanın Hadisi
Resulullah (sav) yere bir çizgi çizdi ve: “Bu insanı temsil eder” buyurdu. Sonra bunun yanına ikinci bir çizgi daha çizerek: “Bu da ecelini temsil eder” buyurdu. Ondan daha uzağa bir çizgi daha çizdikten sonra “Bu da emeldir” dedi ve ilave etti: “İşte insan daha böyle iken (yani emeline kavuşmadan) ona daha yakın olan (eceli) ansızın geliverir. BUHARİ No: 149-

Haftanın Duası
Allah’ım! Bizleri sabır kapısını açanlardan, korku hendeklerini dolduranlardan, heva köprüsünü aşanlardan eyle!”“Yâ Rab! Canımı hayır sahipleri, iyiler, özü sözü doğru olanlar arasında al. Beni şerliler arasında bırakma.”“Yâ Rabbi! Bize hâlimize bakarak muamele etme. Kendi ikram ve ihsanına göre muamele eyle
Bu haber 68 defa okunmuştur

:

:

:

: