Biz neciyiz burada?
Madem söylediklerimiz bir işe yaramıyor, madem kavgamız büyüdükçe ve açığa çıktıkça bize gösterilen dişlerin sayısı artıyor:
Gelin kavgayı bırakalım, teslim olalım;
Ya da maskeler bu derece düşmüşken son bir hissa verelim!
***
Sendikal Platformun 25 sene önce dağıtılan bildiriyi yeniden dağıtması çok anlamlıydı. Adeta o günden bu yana parça parça satılığa çıkarılmışçasına bozguna uğratılışımız açığa çıkarıldı.
Yalnız bozguna uğratılmışlığımız değil ama, halkın mücadelesi anlamına gelen halkın çıkarı için hizmet eden sendika ve sivil toplum örgütlerinin sözlerinin doğruluğu da açığa çıkmış oldu.
İyi bir liderin açık fikirli ve uzak görüşlü olduğu söylenir ya hani; işte sendikaların açık ve uzak görüşlülükleri de ortaya çıkmış oldu bu sayede.
Gerçek anlamda halkın toplu çıkarına hizmet edenlerin gerçek mücadelelerinin resmidir bu!
Ama insan beyni bu! Sormadan, sorgulamadan duramıyor ki!
25 yıldır aynı şeyleri söylüyoruz da, yıllardır kavga veriyoruz da ne oluyor? Yıllardır, Kıbrıslı Türkler üzerinde oynanmakta olan oyunlara da, bizler üzerinden elde edilen çıkarlara da, adadaki stratejik çıkarları olanlara karşı durmayı da denedik. Onlara “Hayır” dedik de ne oldu?
Gördüğünüz gibi halkta yaratılmaya çalışılan farkındalık dışında “HİÇ”!
Biliyorsunuz, 2004’te bir defa da “Evet” diyelim demiştik. O da bir işimize yaramadı.
Zaten ilgilenmekte olan çevreler dışında yeni çevrelerin dikkatini ne kadar çekebildiğimiz yine tartışıldı. Somut ve maddi pek bir kazancımız olmadı. Bunun için ateş püskürdük. Bunun için bir sürü kesimi suçladık. Sonuç ortada:
Kimse bizi sallamıyor.
Kimse bizi insan yerine koymuyor.
Kimse bizi toplum yerine koymuyor. Hep bir yerlere yamaymış gibi muamele görüyoruz.
Biliyorum ki hepimiz bunu anlayacak kadar tecrübeliyiz. Ancak unutmamalıyız ki bunu ifade edenlere karşı koyacak kadar da tecrübeliyiz.
***
Dedim ya:
Ama insan beyni bu! Sormadan, sorgulamadan duramıyor ki!
Yıllar önce dağıtılmış bir bildiri, bir kez daha bana bir Kıbrıslı Türk olarak varlığımı sorgulattırdı.
25 yıldır söyleye söyleye dilimizde tüy bitiren meselelerin devam etmesi bir tarafta, ensemize basa basa yükselenler ve çıkar elde edenler bir yana…
O halde bu durumu nasıl okumalıyız?
Zaten hiçbir sonuç alamıyoruz, yeter mi diyelim; yoksa 25 senedir bıkmadan uğraşanlar varsa yolumuza devam etmeliyiz mi diyelim?
25 senedir uğraşıyoruz, bizi yok etmeye çalışanların, bizim üzerimizden kazanç sağlamaya çalışanların kökünü kazıyıp bir düzen tutturamadık diye teslim olmak bize uymaz. Göz göre göre yok oluşa giden kapının anahtarını teslim etmek anlamına gelir bu. Buna ne Kıbrıslılık bilincimiz, ne yaşam felsefemiz, ne de insanlığımız izin vermez. Diğer yandan 25 yıldır hala daha yurdundan ümidini kesmeyen insanların oluşu son derece ümit verici bir durum. 25 yıldır söylemekten usanmayanlar var. Mücadeleye katılan yeni bireyler var. 25 yılın sonunda kazanılmış kitleler var. 25 yıldır söylenenler arasında halkın nefretini kazanan kesimler var. Yavaş yavaş, istikrarlı ve sağlam kazanımlar az da olsa ortaya konuldu.
Şimdi kazandıklarımız kazanamadıklarımıza yol çizsin deyip devam etmeliyiz.
Unutmayınız!
Hiçbir mücadele sonuçsuz kalmamıştır.
Hiçbir haksız kazanç cezasız kalmamıştır.
Er ya da geç haksız kazançlar da haksızlık yaratan ilişkiler de ortaya çıkar.
Cezalandırılır da...
Belki kişilerin ya da kesimlerin cezalandırılması yıllardır kaybettiklerimizi yerine koymaz. Ancak Kıbrıslı Türkler üzerinde uygulanan oyunların da, duyulmayan haykırışların da sonu yok.
İşte bunun için ne yaşadığımız coğrafyanın, ne bizim, ne de geleceğimizin hiçbir işine yaramayan bazı uygulamalara kapılarımızı sonuna kadar açmanın kime ne kazandırdığını; kazanıldığı iddia edilenlerden hangi kesimlerin faydalandığını, bu arada halk ve geleceğimizin ne gibi çıkarlarını olduğunu sorgulamak şart oldu.
Bana göre 25 yıllık hiçe sayılmaya çalışılan, bastırılan ve cezalandırılan bu uygulamaların sonu gelmeli. Gözü küçük çıkarlar uğruna kapatanların kendilerine getirilmeleri şart.