Çocukluğumuzda ilk öğrendiğimiz atasözlerindendir, domuzun kuyruğunu kırk yıl mengeneye koysanız da yine eğri durmaya devam eder...
Zaman içinde kendimce sebeplerden dolayı ben bu sözün en çok memleketimizin eğreti siyasetçileri ve beslemeleri için geçerli olduğuna inandım.
Memleketin her işini mafyavari bir kafayla yapmaya alışmış siyasetçileri rant ve popülizm maceralarını sürdürebilmek için siyasetlerini ille de domuzun kuyruğuna benzetme çabasındadırlar...
Domuzun kuyruğuna benzettikleri siyaset anlayışlarıyla eğreti koltuk sevdalısı siyasetçilerimizin en son marifeti Lefke bölgesinde yerleşim yerlerinin içine, deniz kenarına petrol dolum tesisi yapılmasına karşı çıkan sivil toplum örgütlerine ve bizim gibi önceliği insan yaşamının kalitesinin artırılmasına verenlere veryansın etmek, Rumların ekmeğine yağ sürdüğümüzü iddia etmek, memleketin gelişmesine takoz koyduğumuzu ileri sürmek oldu...
Bu konuda siyasilerin gizli saklı işler çevirmelerini eleştirirken YAGA direktörü Derviş Besimler’in bölgeye gelip de konuyla ilgili gelişmeleri toplumla paylaşmasını takdir etmiştim.
Fakat Sn. Besimler’i bu konuyla ilgili olarak televizyonda, Kıbrıs TV’deki programda izlerken işin kolaycılığına kaçıp da bu tip girişimleri protesto edenleri yaygaracı olarak görmesi, bu yaygaracıların da Rumları uyandıracağı ve Rumların da bu tip yatırımların engellenmesi için elinden geleni yapacağı konusunda söylemler sergilemesi beni hayretler içinde bıraktı...
Lefke belediye başkanı Mehmet Zafer’in elindeki bir tomar kağıdı havaya kaldırarak ve gözümüzün içine bakarak “işte elimde ÇED raporu, olumludur” diyerek koskoca bir insan grubunun önünde alenen gerçek dışı olduğu belli olan bir beyanda bulunması, kendisinin de paydaş olacağı kolaycı bir istihdam alanı olacağı için bu tarz bir yatırımı desteklemesini doğrusu hiç yadırgamamış, dikkate almamıştım bile...
Aradan iki haftadan uzun bir süre geçtikten sonra yine aynı belediye kaynağından elimize bir ÇED raporu çalışması geldi, hazırlayan da petrol dolum tesisini yapmak isteyen şirketin özelde çalışan üç kişiye yaptırdığı bir rapor, devlet tarafından bu rapora katkı koyan hiç kimse yok ama...
Ne biçim bir raporsa, okudukça gülesim geldi, ve güldüm de...
Raporun içine tesise ve amaçlarına uygun, bu yatırımı şirin gösterecek her türlü ıvır zıvır doluşturulmuş, tesisin yapılacağı yer başıboş bir katı atık alanı (çöplük) olarak değerlendirilmiş, fakat bu tesisin insan ve çevre sağlığı üzerindeki olası etkilerine hiç değinilmemiş...
Raporu okurken, madem her hurdalık, çöplük alan bu şekilde değerlendirilebilir, aslında bu işi Lefke Belediyesinin hurdaya dönmüş binasında da yapabilecekleri, nasılsa orasının da enkazdan farksız olduğu aklıma geliverdi...
Hazır belediye başkanı bu işi desteklerken yatırım da tam isabetle yerine oturur!
Bu tip tesislerde sürekli olarak yaşanan yangın felaketinin olması halinde de yapacakları işin “denizden emme basma tulumda, ya da su pompası ile su çekerek yangını söndürmek” olacağı dile getirilmiş raporun satır aralarında...
Sonuç olarak karşımızda tam bir tiyatro var!!!
Bu tiyatroyu bir tarafa bırakıp da gerçeklere dönersek, dünyanın en gelişmiş ülkelerinden İngiltere gibi bir ülkenin Buncefield petrol tesislerinde 2005 Aralık ayında çıkan yangını bütün İngiliz itfaiyesi ve bölgedeki ordu birlikleri da seferber olmasına rağmen söndürememişlerdi ve yanarak bitmesine seyirci kalmışlardı...
Petrol tesislerindeki yangın bir milyar sterline yakın bir maddi zarara sebebiyet vermiş, olayın çevresel boyutu ve çevreye verdiği zarar ise hesaplanamamıştı...
Bu felaketin benzerleri yakın zamanlarda Türkiye’de de üst üste yaşanmıştı ve yangınların kendi kendine sönmesi beklenmişti.
Bu tip felaketlerde ne yazık ki mevcut teknoloji maddi ve çevresel zararları önlemeye
yeterli değil, hem de dünyanın hiçbir yerinde yeterli değil...
Lefke-Gemikonağı’ndaki meseleye tekrardan gelince...
İkide bir yanan (doğrusu yaktırılan olmalıdır) Lefke çöplüğünü söndürmekten bile aciz kalan, bütün bölgenin rezilane bir çevre ve çöp sorunuyla başbaşa kalmasına yirmi senedir seyirci kalan, CMC gibi bir felaketin söz konusu olmadığını, CMC’nin varlığının halk sağlığı konusunda bir tehlike oluşturmadığını, CMC’nin verdiği zarar konusunda bilimsel veriler olmadığını Türkiye’den gelen misafirlerimin önünde vurgulayarak kendi kendisini komik durumlara düşüren Sn. Lefke Belediye Başkanı hazretleri acaba bu tesislerde çıkabilecek bir yangını söndürmek için birkaç denizden çekeceği birkaç lenger suyla mı müdahale edecektir???
Dahası, Sn. Başkan ve bir elin parmaklarını geçmeyen destekçileri tanklardaki hava sıkışmasını önlemek için her yıl sürekli olarak kontrollü veya kontrolsüz şekilde havaya sızdırılacak olan onbinlerce ton petrolün ve kimyasalların havaya karışırken gül kokuları mı saçacağını düşünüyor, yoksa Lefke portakalının çiçekleri gibi mis kokular yayacağını mı ve tıpkı arabanın motoruna kattığı enerjiyi kendilerine de aynen katacağını mı düşünüyorlar???
Yoksa CMC’nin yaydığı asit ve kükürt kokusuyla çöplük kokusuna bölge halkının nasılsa alıştığını, kanserden patır patır dökülmeye de alıştığını ve bunu da hiç itiraz etmeden yutacaklarını mı sanıyorlar???
285 kişilik istihdam gelecekmiş, bölgeye yatırımlar engelleniyormuş, yatırıma karşı yaygaracılık yapılıyormuş, Rumların dikkati bu yatırıma çekiliyormuş da böyle giderse Rumlar engel çıkaracakmış, böyle giderse bölgeye yatırım da gelmeyecekmiş, yatırımcı ürkecekmiş, memleketin yönetimi sivil toplum örgütlerine bırakılamazmış, vesaire vesaire...
Gidin külahıma anlatın siz bunları...
Hayatımız ve ülkemizin kaderi tek işi palavra üstüne palavra atmak olan, memleketi pisliğe boğan, ayan beyan yalanlar söyleyerek insanları aptal yerine koymaya çalışan siyasetçi hazretlerine bırakılmayacak ve bu konuda ne gerekirse de yapılacak!!!
Lefke bölgesinde birkaç siyasetçi beslemesi hariç, herkes bu işe köpür köpür köpürüyor ve bu gidişata seyirci kalmaya kimse de niyetli değil...
Bölgenin turistik, kültürel ve tarımsal potansiyeli ortada dururken, bu potansiyel değerlendirilerek yatırım yapılmasından ısrarla kaçınılırken, işin kolaycılık tarafına kaçıp da saçma sapan işlerin yutturulmasına bu bölge halkı seyirci kalmayacak, evlerimizin içinde bu tesisler yapılmasına izin verilmeyecek, memleketi kılıktan kılığa sokan domuzun kuyruğunu düzeltmek için de kimse kırk yıl daha harcamayacak...