Demokrasinin yara almayacağı formül şart

Eğer partilerin uzlaşacakları ve hem siyasi partilerimiz hem demokrasimizin yara almayacağı bir formül bulunursa en güzelidir”

“Eğer partilerin uzlaşacakları ve hem siyasi partilerimiz hem demokrasimizin yara almayacağı bir formül bulunursa en güzelidir”

Hasan Hastürer Son Nokta’da konuştu. Hastürer şunları kaydetti; “Son noktayı koyarken hafta başından beri yayınlarımıza çeşitli tepkiler de aldık. Güzel tepkilerdi genelde. İlgi gördüğümüzü de fark ediyoruz. Bütün mesele hem gündemi yakalamak bazen de gündem belirlemek aslında. Sadece yukarıdan aşağı akan gündemle ilgili konuşmak gündemin belirlenmesini birilerine teslim etmektir. Gazetecilik anlayışım olarak gündemi birilerine teslim etmeyi çok sevmiyorum. Çünkü gazeteci sokağın, halkın temsilcisidir. Herkes öyle diyor ya ama pratikte kaygısız, bir sonraki seçimi düşünmeden, popülist yaklaşımlardan uzak olarak, halkın istemleriyle çıkarları arasında dengeyi muhafaza ederek aslında halkın istediklerinden çok daha önemli olan halkın çıkarlarıdır. İnsanlar günlük beklentilerle “şunu istiyorum” der ama her zaman insanların istedikleri kalıcı, orta ve uzun vadede kendi çıkarlarını temsil etmeyebilir. Onun için halkın istemlerinden daha fazla halkın gerçek çıkarlarını bulup onların üzerine konuşmak meselesidir. Bütün bunlar konuşulurken demokrasi hiç kuşkusuz ilk sırada yer almalıdır. Eğer demokraside sorun varsa bütün sorunlar ona bağlı olarak problem yaşar. Eğer demokraside bir aksaklık varsa, eğitim, ekonomi, sosyal yaşam, politika da aksar. Önemli olan demokrasiyle beraber okumaktır. Demokratik katılımcılık önemlidir. Hiç kuşkusuz temsili demokraside siyasi partilerin yeri önemlidir. Sivil toplum örgütleri de önemlidir. Türkiye ile KKTC arasında kıta sahanlığı sınırlandırma anlaşması imzalandı. New York’ta bu anlaşma T.C. Başbakanı ve KKTC Cumhurbaşkanının imzalarını taşır. Bu aslında bir tepkiydi ve imza töreninin hemen ardından Cumhurbaşkanımız Sayın Eroğlu’nun yaptığı değerlendirmede bu vardı aslında. Bir anlamda “karşı tarafı caydırmak için biz bunu yapıyoruz” dedi ama baktık ki Rum tarafı herhangi bir yürüyüşünde aksaklık yapmak istemiyor. Sondaj çalışmaları başladı, koca Piri Reis kendine verilen rota üzerinde çalışmalarını yaptı, bulgularını birinci aşamasını tamamladı, Gazi Mağusa Limanı’na geldi, yakıtını depoladı ve yola çıktı. Bunlar devam ederken bu anlaşmanın meclislerde onaylanması gündeme geldi. Biraz tersten oldu kuşkusuz. Önce biz yetkiyi tartıştık, muhalefet dedi ki “Sayın Cumhurbaşkanının bunu imzalama yetkisi yok.” Bunu birazcık da tahrik eden, hükümetin Başbakanın çok açık bir şekilde “gelişmelerden yeterince haberdar olmadığını” söylemesi oldu. Yani parlamenter sistemimiz vardır ve bu sistemde hükümetin başı böylesi bir konunun nasıl bu noktaya geldiği bilmediğini itiraf etti. Tabi bu muhalefeti daha bir tahrik etti. TDP ve CTP “hayır” kararı aldı. Bu konuda ilk tepki Türkiye’den Egemen Bağış’tan geldi ve “bu kararın tekrar gözden geçirilmesinin doğru olacağını” söyledi. Dış İşleri Bakanı Hüseyin Özgürgün, çok anlamlı ifadeler kullandı, “CTP Cumhurbaşkanlığı hükümet sorumluluğu taşımış bir partidir. Dolayısıyla bu davranışı beklemiyorduk” dedi. Sayın Talat Cumhurbaşkanı oldu CTP de hükümette bulundu. Biliyorlar ve anlamaları gerek derken yani bu işler böyle olur mu demek istedi. Eğer böyle demek istediyse yanlış söylemiştir. Önemli olan dünya bizi tanısın veya tanımasın, anayasal ve demokratik sistemimize uygun hareket edilmesi önemlidir. Oy birliği ve uzlaşıyla bunun sağlanması önemlidir.

KIBRIS MİLLİ DAVA İÇERİSİNDE ÇÖZÜLMELİDİR
Kıbrıs konusu milli bir davadır ve bu konuda milli davanın sınırları içinde bir konudur. Peki, milli dava demek bu sınırlar içerisindeki konuların demokratik ve katılımcı bir şekilde ele alınmasına engel mi demektir. Küçük bir grup karar alacak, büyük çoğunluk buna ayak uyduracak mı demektir. Bence böyle değildir. Parlamento devrede olmalı, gerekeni gerektiği zaman yapabilmelidir. Eğer bu çok önemli bir konuysa, meclisin bu konuda siyasi partilerin hatta parlamento dışı unsurların bir araya gelip bu konudaki yol haritasını sorumlulukla birlikte çizmesi gerekiyordu. İnsanlar en çok kendi içlerinde yarattıkları değerlere daha içten sahip çıkarlar.

ORTAK GELECEK İÇİN BİRLİKTELİK
Umarız bu konuda bir uzlaşının olması arzu edilendir. Ekonomik gibi görünen bu konu aslında siyasaldır. Bu siyasal konuda da toplumun olabildiğince birlikte hareket etmelerinin yararlı olduğuna inanıyorum. Ortak geleceğimizle ilgili önemli konularda birlikteliğin önceden çizilecek bir yol haritasıyla sağlanması önemlidir. Bu noktada Rumlara bakınız, bütün ciddi meselelerde görüş birliği içerisinde oluyorlar, muhalif sesler çıkmıyor deniyor, bu doğru. Ama biz yıllardır kendi çapımızda bir Ulusal Konsey tartışması yapıyoruz, güneyde var, bütün siyasi unsurların yer aldığı ulusal konsey var ve bütün önemli konular önce orada konuşulur ve oranın bir ağırlığı vardır. Biz bunu başarabildik mi? Sayın Rauf Denktaş’ın döneminde de bu gündeme geldi ama bundan kaçınıldı. “Meclis var, Mecliste konuşun” denildi, meclis daha önce de işaret edildi, meclis çok da sağlıklı bir katılımcı anlayışla çalışmıyor. Bu nedenle de biz eğer bundan sonra, bu bize ders olsun, bu noktadaki bu farklılık son ders olur. Çünkü dünya bunu istismar edebilir. Basına da yansıdı, “Türkiye bir birlik istiyor, oy birliği istiyor” ve bunu parlamentodan oy çokluğuyla geçilmesi halinde bunun etkisinin zayıf olacağı, çünkü bir siyasi mesaj verilmesi gerekiyor. Bunun olmasını istiyorsak, öncesinden gereken yapılmalıdır. Meclise konu henüz genel kurul aşamasına gelmemiştir. Eğer partilerin uzlaşacakları ve hem siyasi partilerimiz hem demokrasimizin yara almayacağı bir formül bulunursa en güzelidir.”

Bu haber 375 defa okunmuştur

:

:

:

: