Benzersiz açık hava tımarhanesi...

Yıllardan beridir hemen hergün Lefke-Lefkoşa arasında arabamla gidip geliyorum... Direksiyonun (bizim anladığımız dilden, dümenin) başına oturunca gerilmeye başlıyorum...

Yıllardan beridir hemen hergün Lefke-Lefkoşa arasında arabamla gidip geliyorum...
Direksiyonun (bizim anladığımız dilden, dümenin) başına oturunca gerilmeye başlıyorum...

Neden mi?
Nedeni çok basit, tımarhanede olması ve özel bakım altında tutulması gereken insanlar normal insanlar gibi aramızda dolaşıyorlar ve özellikle de trafikte, her an ve her yerde ölümünüze ve başkalarının da ölümlerine, geri döndürülemez facialara sebep olabilirler...
Trafikte bir günün muhasebesine dönelim...Tek bir gün!!!
Sabah yola çıktım, Cengizköy’de düz yolda önümde 50 cıvarında bir süratle giden bir arabayı geçeyim dedim...

Geçeceğim yer araba geçmeye nizami olarak uygun, sürat limiti de 65, karşıdan da hiçbir araba gelmiyor, birkaç yüz metre boyunca önüm açık.
Arabayı geçerken 60-70 metre ilerde su dağıtan van tipi bir aracın bir evin avlusundan yola doğru fırladığını görüyorum, şöför belli ki hiç sağına soluna bakma derdinde değil ve ben arabayı geçerken tam önüme çıkmak üzere, aracının önünü de o hızla yola sokmuş vaziyette...

Geçmekte olduğum aracı geçmeye devam edersem kesin çarpışma olacak, her üç araç da kazaya karışacak...
Hemen hızımı kesip geçmeye çalıştığım arabanın arkasında kalmaya çalışıyorum.
Ama nafile, geçmeye çalıştığım araçtaki kadın algıları ve ruhu olmayan buzdan bir heykelmiş gibi devam ediyor ve üstelik de hızlanarak devam ediyor, benimle yan yana gidiyor...

Su taşıyan ve üzerinde EVSU yazan araç ise burnunu inatla yola biraz daha sokuyor.
İyice yavaşlıyorum ve solumdaki araba biraz mesafe alır almaz EVSU’nun van aracına çarpmadan, ucunu sıyırarak geçiyorum...
Olay o kadar ani oluyor ki arabamı tam olarak durdurmanın ve her iki aracın aynı anda yaptığı hatalardan kurtulmamın fırsatı yok, ucu ucuna bir kazayı atlatıyorum, aslında hep birlikte atlatıyoruz.
Bu bir...

Aydınköy’ü çıktıktan sonra önümde son model bir BMW gidiyor, kayık gibi maşallah, denize atsan yüzer...
Sağ arka lastiği paramparça olmuş, dumanlar çıkıyor, ateş almasına ramak kalmış, araba resmen üç tekerlek üzerinde gidiyor, ancak şöförü olan bayan hiçbir şeyin farkında olmadan hala gidiyor...

Hanımefendinin elinin altında direksiyon tiril tiril titriyor, araba sağa doğru çekiyor, o inatla düzeltiyor ama ne olduğunu, niye arabanın bu şekilde tepki verdiğini hiç hesaplamıyor, hiç düşünmüyor.
Fırsatını bulur bulmaz geçiyorum ve hızımı azaltarak onun da durmasını sağlıyorum.
Arabadan inip kendisine durumu anlatıyorum, arabasını mümkün olduğunca kenara çekmesini ve yoldan tamamen çıkmasını söylüyorum.
Laf dinlemiyor, arabasını bir kısmı yolda kalacak şekilde park ediyor.
Sonra arabadan inip şaşkın şaşkın paramparça olmuş lastiğe bakıyor, sonra da cep telefonunu açıp başlıyor yardım istemek için konuşmaya, ama konuşurken anayolun ortasına doğru gidiyor!!!

Elbette doğu-batı yönünden gelen yığınla da araç var, burası anayol...
Yolun içinde kulağında telefonla dolaşan genç hanımı ve yol kenarına parketmiş araçları gören araç sürücülerinin hiçbirinin durmaya veya hız kesmeye niyeti yok!!!
Kadını koşup kolundan tutuyorum ve yolun kenarına çekiyorum, telefonda konuşurken yola çıkmaması konusunda ikaz ediyorum.
Dinleyen kim, birkaç saniye sonra gelen giden araçlara aldırmadan “üzerime çıkarak beni gebertin” dercesine telefonda konuşarak yolun içine doğru yürüyor.
Bu sefer daha sert bir sesle ikaz ediyorum ve yine kolundan çekiştirerek yolun kenarına getiriyorum.

Bu sefer bayanın yanında yolcu olarak bulunan adamcağız da kendisini bu konuda biraz sert bir tonla ikaz ediyor...
Canım iyice sıkılmış vaziyette, yol kenarında kalmalarını tekrardan hatırlatarak yoluma gidiyorum...
Bu da iki...

Beni yolda en az 140 kilometre hızla vızır vızır geçen araçları, pardon, inatla yerden havalanmak için yarışan dört tekerlekli kanatsız uçak bozuntularını ve şöförden bozma paraşütsüz pilot müsveddelerini seyrederek en sonunda kampüse geliyorum.
Kampüse geliyorum da, bir de ne göreyim, bizim öğrencilerden biri artistvari bir tavırla arabasını, pardon, dört tekerlekli uçağını, kanatları olmadığını unutaraktan uçuşa geçirmiş, ortalığı darmadağın etmiş, bir elektrik direğini aşağı indirmiş, araba son olarak orta refüjün üzerinde durur hale gelivermiş...
Bu da üç...

Bereket ki açık hava tımarhanesinden hiçbir farkı olmayan trafik kaosunda bu seferlik can kaybı yok...

Yolda yürümesini bilmeyen, üç kuruşluk bir teneke parçasının potansiyel bir cinayet aracı olabileceğini düşünemeyen, her attığı adımda Azrail’e iş çıkarmak için çalışan bir toplum, cehaletini geçtim, tımarhaneliktir...

Bu haber 202 defa okunmuştur
  • kıbrıslıtürk hasan  iskele - 19.11.2011 nolmuşşşş caaaanımmmm biz büyük kıbrıslıtürk milleti değilmiyiz, hep kendimizi yüceltip başkalarını küçümsüyoruz ya.

:

:

:

: