Uzun zamanlardan beridir kah kabaran, kah yatışan bir mesele vardır...
İçinde bulunduğumuz çağda, aklın ve bilimin kurallarının hayatımızın her zerresine hükmettiği bu zamanda, çoktan kapanmış olması gereken bir konuyu halen bugün konuşmak, tartışmak, anlayamayanlara anlatmak zorunda kalıyoruz...
Kalıyoruz çünkü, bu konu tek başına birçok sorunu da peşine takmış ve hayatımıza sokmuştur.
Konu şudur, Kıbrıslı Türk diye bir toplum var mıdır, yoksa Kıbrıs’ta yaşayan ve Türkçe konuşan insan topluluğu sadece Türk müdür?
Bu meselede Kıbrıs’ta yaşayan ve Türkçe konuşan toplum hem Türkiye, hem de Rum tarafı arasında sıkışıp kalmıştır, esasında bilinçli olarak sıkıştırılmıştır.
Öylesine sıkıştırılmıştır ki hem Türkiye tarafı hem de Rum tarafı bu konuyu Kıbrıslı Türkler üzerinde bir tür hukuki ve manevi baskı unsuru olarak kullanmaktadır.
Türkiye kanadı Kıbrıs’ta yaşayan Kıbrıslı Türklere atfen bir açıklama yapacağında “Kıbrıslı Türk” kavramını kullanmaz, “soydaşlarımız, yavru vatan, kardeşlerimiz” der...
Rumlar ise işlerine geldiğinde “Kıbrıslı” der, işine geldiğinde “Türk, Türk tarafı” der.
Peki Kıbrıslı Türkleri yönetenler(!), öyle ya da böyle kurulmuş olan KKTC’yi yönetenler ne der?
Hiçbirşey!!!
Türkiye’ye karşı “Ana Vatan-Yavru Vatan, kardeşlerimiz” edebiyatını sallarlar, Rumlara karşı “Türk tarafı” hikayesini okurlar.
Bir diğer deyişle, diğer tarafların kendilerine yakıştırdığını kabullenirler ve ona göre gidişatı idare etmeye çalışırlar, ancak bu gidişatta, kendi kimlikleri konusunda yüzlerce yıldır aslında sadece idare edilmektedirler.
Kıbrıslı Türkler bugün olmuş “Kıbrıslı Türk kimliğini” yaşamına sokamamıştır.
Manevi açıdan soksa da, ne hukuksal açıdan, ne de siyasi açıdan sokamamıştır...
Diğer taraftan, bir kesim eline fırsat geçtiğinde bile sahip çıkamadığı kimliği elinden gidiyor, Kıbrıslı Türk varlığı yok oluyor diye kendimizi bildik bileli zırıldanmaktadır.
Sahip çıkamadığı kimliğine başkasının sahip çıkmasını ve kendisine iade etmesini beklemektedir...
Çok beklerler...
Diğer taraftan, “kimlik nedir” diye soran enteresan aydınlarımız hala mevcuttur!
O aydınlarımız ki en büyük başarıları zırıldanmak, 21. yüzyılda hala ideoloji peşinde koşmak ve birbiriyle didişmektir.
Bin dereden su getirirler, ancak korkaklıklarından ve ikiyüzlülüklerinden yeri geldiğinde kimliklerine sahip çıkacak iradeleri yoktur.
Ancak, şimdi buradan açıklamasını yaptığımda ve mesaj yerine gittiğinde, “biz bilirdik zaten, söylemesen de olur” diye “şişinecekler”, tek ve en iyi bildikleri işi yapacaklar, “bildiklerini” iddia ettikleri ancak bir türlü dile getirmeyi beceremedikleri şeyi nasıl dile getireceklerini öğrenecekler ve burdan okuduklarını sahiplenmeye çalışacaklar...
Yapsınlar, önemli olan burada ortaya konulan düşüncenin başkaları tarafından sahiplenilse bile, topluma doğru şekilde mal edilmesidir.
Kimlik kavramının ne olduğunu tartışmak veya anlatmak için sosyolog veya antropolog olmaya gerek yoktur.
Tek tür kimlik yoktur, olamaz da...
Bir insanın;
bağlı olduğu devlete aidiyetini göstermek için “hukuki kimliği” olur, altı üstü bir kimlik kartından ibarettir...
Bağlı olduğu toplumun kültürüne aidiyetini gösteren “kültürel kimliği” olur, ki bunun içinde din, dil, örf ve diğer adetler de bulunur ki bence hukuki kimliğinden çok daha önemlidir ve yaşam şeklini belirler.
Bağlı olduğu coğrafyanın ister istemez tüm hayatına yansıyan, hayatını biçimlendiren “coğrafi kimliği” olur, ama iki yönü olduğu için tartışılabilir, örneğin önce Kıbrıslı mıyım, sonra Türk müyüm diye sorulabilir...Yoksa, önce Türk müyüm, sonra Kıbrıslı mıyım diye de sorulabilir, ancak bu ikilemin de cevabı basittir.
Ve hepsinden önemlisi, ve bence kesinlikle en önemlisi ki coğrafi kimliğin de hangi düşünceye doğru ağır basacağının açıklamasını yapar ve ikilemi ortadan kaldırır, “vicdani kimliği” olur ki, dışa vurmasa da insanın kendisini kim olarak, ne olarak hissettiğinin vicdan boyutundaki tartışılmaz açıklaması ve kabulüdür.
Şimdi...
Zerre kadar cesaretiniz ve aklınız varsa (ki olduğundan şüpheliyim), zerre kadar bu adanın üzerinde büyüdüğünüz toprağına saygınız varsa, gelin adam gibi devletin adını değiştirelim, Kıbrıs Türk Devleti diyelim, vatandaşları için de Anayasa’nın ilgili maddesine “Kıbrıs Türk Devleti’nin vatandaşları Kıbrıslı Türk’tür” yazalım, kim olduğumuzu, ne olduğumuzu yazılı olarak tescil edelim...
Dünyanın geri kalanı ister kabul etsin, isterse etmesin.
Fakat kesinlikle emin olduğum birşey de varsa, ortada her şekilde savunulacak bir realite olduğu için ister istemez kabul edeceklerdir...
Kıbrıslı Türk’ün bu isimle kuracağı yeni devlet de Kıbrıs meselesinin kısa sürede kesin sonunu getirecektir.
Gerisi hikayedir...