İşlem tamam…

Hem Türkiye’de hem de Kıbrıs’da giderek insanın ruhunu daha fazla karartan bir süreç içindeyiz, ancak insan bazı detaylara takıldığında, on kez o detaylara baksa da bazen neye baktığını algılayamıyor, doğru mu bakıyorum, doğru mu okuyorum, doğru mu anlıyorum diye kendi kendisiyle çelişkiye düşüyor.

Hem Türkiye’de hem de Kıbrıs’da giderek insanın ruhunu daha fazla karartan bir süreç içindeyiz, ancak insan bazı detaylara takıldığında, on kez o detaylara baksa da bazen neye baktığını algılayamıyor, doğru mu bakıyorum, doğru mu okuyorum, doğru mu anlıyorum diye kendi kendisiyle çelişkiye düşüyor.
Son zamanlarda mümkün olduğunca Türkiye gazetelerinin haberlerine bakmıyorum, bizdeki haberler yeterince mide bulandırıcı olduğu için bir de Türkiye’de her Allah’ın günü iğrençlikte birbiriyle yarışan haberlere, olaylara bakmak zul geliyor.
Dün ettim edemedim, açtım Radikal’ın haber sitesini.
Siyasette her zamanki gibi öfke, kin ve şiddet vardı.
Ekonomide, Türkiye’deki refah seviyesinin dengesizliğinden, borçlanmalarla ortaya çıkan refahın göreceli olduğundan ve borçlanmalardan dolayı giderek artan genel bütçe açığından dem vuruluyordu.

Yaşamdan kesitlere gelince, bildik sahneler, haberler yer alıyordu.
Türkiye’nin bilmem hangi ilinin bilmem ne ilçesinde, evlerinde güvercin besleyen iki komşu aile, birinin güvercinleri ötekinin evinin damına kondu diye birbirine giriyor, birbirlerini öldürüyordu…
Kavga çıkarıp birbirini öldürmek için ortada duran bahane, birinin güvercininin ötekinin damına konması…

“Aptal” güvercinler esas suçlu, ama onlar hala uçuyorlar, onların yüzünden birbirini öldüren biçarecikler de mezarda ve hapiste!
İstanbul’un bilmem neresinde geçim sıkıntısından dolayı karı-koca kavga ediyor, koca hamile karısını defalarca karnından bıçaklıyor, bıçak darbeleriyle yaralanan yavrucak ana karnında ölüyor, annesi komaya giriyor, baba ise tutuklanıyordu…
Üç çocuk yapın, yetmezse beş yapın diyen bir iktidarın topraklarında henüz gözünü dünyaya açamadan, anasıyla babasının geçim derdine kurban giden bir zavallı ruh…

Acaba günahı kimin boynuna???
Haberlerin en acıklılarından bir tanesi, Türkiye’de bir vesileyle kayıpları bulunan ve kayıpları bulunamayan ailelerin sembolü haline gelen Berfo Kırbayır, nam-ı diğer Berfo Ana, 105 yaşında hayatını kaybetti.
Berfo Ana’nın oğlu 12 Eylül 1980 döneminin kayıplarındandı, Berfo Ana o zamandan beri oğlunun ölüsünün peşindeydi, oğlunun ölüsünü yaşarken bulamadı, ana yüreği olabilecek en büyük acıyı yaşayarak yanık gitti, ama artık Allah’ın huzurunda ömrünün büyük bir kısmında özlemini duyduğu sevgili oğluna kavuşmuştur.
Bizim “gariban” memleketçiğe ve kör-topal giden toplumun kendisinden daha da körleşmiş, topallaşmış medyasına gelince…
Türkiye’nin bizi sokmaya çalıştığı kılık, bizdeki siyasetçilerin dansözlükleri, en başarılı palyaçoları çatlatırcasına kılıktan kılığa nasıl girdikleri, öfke ve nefret, hırs ve intikam derdi, şahsi avantası elden gitti diye edilen şikayetler, TC’li bakanların UBP kurultayı ile ilgili verdiği telkinler, dün bir numaralı “askerci” olan, devir değişince bugün Atatürk’ün portresini bile ofisinden indirtip de TC Başbakanı Erdoğan ve Cumhurbaşkanı Gül’ün portrelerini asan her dönemin “beygirci” milletvekilinin rüyasında bu toplumun ensesine başkan olarak bineceği günü görürken söylediği “dere geçilirken beygir değiştirilmez” türküsü, “namus cinayetleri”, kurşunlamalar, trafik kazaları, sendikaların çığlıkları, son birkaç günlük süreçte yaşananlar, ve sanki başka bir dünyada yaşarmış gibi tüm bu rezilliklere tamamen kayıtsız kalan Kıbrıslı Türkler’in umursuzluğu, duyarsızlığı baş köşede…

Sonuç…
Birbirimize iyi benzedik…Anasıyla yavrusunun yok birbirinden farkı artık.
İşlem tamam!

Bu haber 213 defa okunmuştur

:

:

:

: