Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik, Başbakan Tayyip Erdoğan'ın ABD'den gönderdiği '2014'te 3 sandık' mesajını değerlendirdi. Gezilerde vatandaşların ekonomiden çok yeni anayasayı sorduğunu vurgulayan Çelik, TBMM'deki uzlaşma komisyonunun şimdiye kadar önemli bir ilerleme kaydedemediğini belirtti. Çelik, AK Parti'nin uzlaşma komisyonunun tüm çalışmalara zamanında destek verdiğini ancak muhalefetin konuyu zamana yayarak yeni bir Anayasa yaptırmamaya çalıştığını öne sürdü: 'Oysa biz yeni Türkiye'nin ilk Anayasasını yapmak istiyoruz.' Böyle bir durumda referandumun kaçınılmaz hale geleceğini belirten Bakan çelik, 'Mesele büyük resme bakmak. Türkiye'nin kredi notu artıyor, dış politikadaki cazibesi ortada. Bu yeni dönemde yeni bir Anayasa ile Türkiye performansını 100 kat katlayacak' dedi. Referandum için toplanması gereken oy sayısı için de muhalif partilerinin oy vereceğine inandığını dile getirdi: Bu TüRkiye için alınması gereken bir risk. Buna muhalefet içinde destek verecek isimler çıkacağını düşünüyorum. 'Başkanlık sistemini yeni anayasanın önüne koyan bir irademiz yok' diyen Çelik, Türkiye'deki Cumhurbaşkanlığı sistemindeki ikiyüzlülüğü ortadan kaldıracağını belirterek Fransa örneğini verdi: 'Halk oyuyla seçilmiş bir cumhurbaşkanı zaten fiilen başkan demektir.' Yetkilerin nasıl düzenleneceğine dair soruya ise 'Zaman gelince yanıt bulur' yanıtını verdi.Bakan Ömer Çelik'in kendisine yöneltilen sorulara verdiği yanıtlar şöyle oldu:
Başbakan Erdoğan 2014’te 3 sandık kurulabilir açıklaması yaptı genel yayın yönetmenlerine. Neden böyle bir açıklamaya ihtiyaç duyuldu acaba?
Önümüzde temel bir mesele var. Bir önceki genel seçimlere girerken, o seçimlerin ana gündem maddesi, bütün gündem maddelerinin önüne geçen temel teması yeni bir anayasa yapılmasıydı. O zaman da bizim çok hayretle karşıladığımız bir şey olmuştu, en ücra beldelere gittiğimizde bile vatandaşımız ekonomiden çok bize yeni anayasa konusunu soruyordu ve yeni anayasa konusundaki taleplerini dillendiriyordu. Dolayısıyla, nasıl ki ekonomiyle ilgili gündem ya da iş hayatıyla ilgili gündem vatandaşın gelecek perspektifiyle ilgili, kendi hayatının standardıyla ilgili temel bir mesele haline geliyorsa, Türkiye’nin bugün geldiği noktada bütün bunları kuşatan yeni anayasa meselesi haline gelmiştir.Şimdi Uzlaşma Komisyonu epeyi bir zamandır faaliyetlerine devam ediyor. Ben de Uzlaşma Komisyonu üyelerimizin de içinde olduğu AK Parti’deki Anayasa Komisyonu'nun başkanlığını yürütüyorum bu süreç başladığından beri. Hatırlarsanız, süreci başlatmak üzere de benim başkanlığımla bir heyetle birlikte partileri ziyaret etmiştik, o zaman temel prensipleri konuşmuştuk. O günden beri yürüyen çalışmalarda, doğrusu söylemek gerekirse, yüz ağartıcı, gerçekten performans anlamına gelebilecek bir sonuca ulaşılamadı; temel hak ve hürriyetler meselesinde bile doyurucu bir rakama ulaşılmış değil, uzlaşılan maddeler üzerinde.
Neler yapılabilir bu süreçte ya da Türkiye’ye neler önerilmiş olabilir acaba?
Şimdi birincisi şu var: Mesela bugün de basına yansımış, Türkiye bütün tarafların masada olmasını istiyor. Mesela, İran’ın katılmasını Rusya istiyor da Fransa istemeyebiliyor. Türkiye açısından konunun bütün taraflarının masada olmasının hiçbir mahsuru yok. Yani, bu işe şey diye bakmamak lazım; Türkiye nasıl ikna edildi ya da Türkiye’ye ne verildi ya da Türkiye ne verdi gibisinden soğuk savaş diliyle bakmamak lazım. Zaten bu son gezinin doğasında da şu vardı; Amerika Birleşik Devletleri’yle soğuk savaş döneminde kurulan hiyerarşik ilişki, son 10 yıl içerisinde model ortaklık dediğimiz bir doğaya kavuştu, bu ilişkinin hiyerarşik ilişkiden kurtarılmasıydı, çünkü soğuk savaş döneminde Türkiye, NATO’nun kanat ülkesiydi ve NATO içerisinde bu hiyerarşik ilişki kurulmuştu. Şimdi zaman içerisinde bu hiyerarşik ilişki ortadan kalktı. Bugün gelinen noktada ise herhangi bir meselede farklı görüşler net bir biçimde ortaya koyuluyor, bu görüşler arasında ortak noktanın nasıl bulunacağı konusunda bir arayış ortaya çıkıyor.
Obama’nın mesajlarını nasıl buldunuz? Sizce hala askeri bir operasyon gündemde mi?
Tabii, askeri operasyon meselesinde Amerika Birleşik Devletleri ya da herhangi bir kimse tek taraflı olarak buraya müdahale etmek istemiyor. Nihayetinde uluslararası toplumun iradesi ortaya çıksın, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi bunun için kilit bir mekanizma. Türkiye açısından da şöyle bir şey var; maalesef Sayın Başbakanımızın gezisi başladığından itibaren şöyle bir dil görüyorum. Sanki mesele, Türkiye ile Suriye arasında bir meseleymiş gibi. Türkiye ile Suriye arasında bir mesele değil bu mesele. Bu mesele, uluslararası toplumla Suriye arasında bir mesele. Ama Türkiye, bu kadar büyük bir sınıra sahip olduğu için -910 kilometre- bundan doğrudan etkilenen bir ülke. Türkiye işin başından beri Esad rejimine tavır alırken, hiçbir zaman tekil bir inisiyatif oluşturmadı.