Çılgınları durdurunuz

Denetimsizlik mi desem, Başıboşluk mu desem, Otorite eksikliği mi desem...

Denetimsizlik mi desem,

Başıboşluk mu desem,

Otorite eksikliği mi desem...

Ne diyeceğimi bilemiyorum. Yetkililerimiz, insanlarımız bu kadar duyarsız olamaz diye düşünüyorum.

Çünkü, benim gördüklerimi, yaşadıklarımı,  mutlaka, onlar da görüyorlar, yaşıyorlar. Ama, durdurulması ve düzene sokulması için gerekeni yapmıyorlar, yapamıyorlar.

**

Uzayan trafik kuyruğundaki yerimi almış, sabırla bekliyorum. Bir de ne göreyim. Sol yanımda kalan dar boşluktan, bir sürücü, hızla ilerliyor. “Ne yapıyorsun kardeşim” diyecek oldum.  “Sana ne be bunamış, sen kendi işine bak” diyerek gaza basan bir genç. Paarrrr, bam güm, domba da dom, gümbada güümm...geçip gidiyor. Arabasının egsozuna fazla gürültü yapması için eklenmiş bir parça, araba radyosu sonuna kadar açık.. Hoparlörlerden çıkan ses ve vibrasyon arabamın camlarını sarsıyor... Müzik dinliyormuş!!  efendi.

Aman Allahım!! Bu kadar saygısızlık, bu kadar herkese ve yasalara karşı meydan okumak!! Nerde görülmüştür.

“Çevre ve ses kirliliği” diye bir şey var. Bizim buralarda buna saygı göstermeyen sürücülere ve bazı gençlere ne demeli. Çılgınlıklarını gören trafik memurları olduğu gibi diğer sürücüler, yayalar, vatandaşlar da görüyor.

Yasalar yetersiz mi? Öyle ise, eğer,  gereken yasaların geçirilmesi zor mu?

İngiliz sömürge idaresinde, araba egsozları sık sık kontrol edilirdi. Şimdi bizlerin yaptığı gibi göstermelik değil. Ciddiyetle. Fazla gaz ve duman atarsa, fazla gürültü yaparsa o araç seyrü seferden men edilirdi. Egsozuna “silencer-susturucu” taktırılırdı. Taktırmayanlar, gürültü yapanlar, çevresine zehirli gaz ve koyu duman saçanlar cezalandırılırdı.

Trafik Müdürü Sayın Şenay Kebabcı’nın bilgisine getirmeyi görev saydım. Her büyük kent merkezlerimizde bazı genç, çılgın sürücüler insanlarımızı huzursuz ediyor, sağlıkları ve canları ile oynuyorlar. Yok mu bunları durduracak?

Trafik kontrolleri yapan görevlilerimiz, Belediye zabıtaları sadece sürat yapan, yanlış yere park eden sürücüleri cezalandırmakla kalmamalı. Araçların  egsozlarını, radyolarını aşırı derece gürültü yapabilecek şekle sokanları da uyarmalı, rapor etmeli, değil mi?

Kimsenin başkalarının huzuru, güvenliği, sağlığı ve canı ile oynama hakkı yoktur. Aşırı sürat, alkollü araç kullanmak, trafik kurallarına ve diğer sürücülere saygılı olmamak, hergün ciddi kazalara neden olmuyor mu?

Araç kullanırken cep telefonu bir elinde, direksiyon diğer elinde, görevli trafik memurunun önünden geçen sürücülere neden kimse müdahale etmiyor? Bana ne demekle olmaz. Gerekirse plaka numaraları kaydedilmeli ve ilgililere duyurulmalıdır. Belki de, benim gibi hakarete de, fiziki saldırıya da uğrayabilirsiniz.  Ama, korkmakla, çekingenlikle, bana necilikle bu çılgınları durdurmak mümkün değildir.

Trafik görevlilerine yardımcı olalım, karşılıklı anlayış ve işbirliği ile bu trafik, çevre ve insan düşmanlarını, canavarlarını yola getirelim.

Sürat sınırlaması olduğu gibi , ses ve çevre kirletme sıfırlaması da olmalı değil mi? Söktürünüz egsoz gürültüsünü artırıcı parçaları, radyo gümbürtüsünü yükseltici hoparlörleri. Caka satarak başkalarının huzurınu kaçıranlara DUR diyelim. Sayın yetkililer, sıklaştırınız kontrolleri bakalım bu çılgınlar, sorumsuzlar nasıl kontrol altına alınabilirler...

**

KAROYAN DA MI ÇILGIN

DİKO ve Rum Meclisi Başkanı Marios Karoyan da tehdit savuranlar listesine katıldı.

Yakında, kendisi ile özel mülakat yapmayı beklediğim, Sayın Karoyan, müzakereci Rum lideri Hristofyasa, “görüşmeler uzarsa, ilerleme kaydedilmezse, görüşmelerden çekilelim” tavsiyesinde bulunmuş.

Beklenendi, bence bu önerisi. Çünkü Tasos Papadopulos, DİKO’nun ve Kıbrıs Cumhuriyeti’nin eski başkanı, Türk tarafı ile müzakerelerden hep kaçan olmuştu. Ortodoks kilisesinin ve eski EOKA’cıların  etkisinden , yönlendirmesinden bir türlü kurtulamayan Papadopulos şu anda perde gerisinden Karoyan’ı yönlendiriyor.

SİMERİNİ gazetesinde yayınlanan özel mülakatında Karoyan, Kıbrıs Türk tarafının siyasi iradesi bulunmadığına ve TC Başbakanı Sayın Erdoğan ile “derin devlet”  arasında anlaşmazlık ve çatışmanın bulunduğuna da işaret etmiş ve Kıbrıs’ın Türk işgalinin kurbanı olduğunu ileri sürmüş.

Sayın Karoyan,

15 Temmuz 1974 de Yunan cuntasının Makarios’a ve Kıbrıs Cumhuriyeti’ne karşı yaptığı kanlı darbe değilmiydi Kıbrısı kurban eden? Ne çabuk unuttunuz ve ne çabuk okul kitaplarınıza Türk barbarlığı sayfaları doldurtarak Kıbrıs’ın gerçek cellatlarını unutturdunuz!! Lütfen, Sayın Karoyan Kıbrısımıza gerçek barışın, istikrarın ve güvenin gelebilmesi için müzakere sürecinin devamına yardımcı olunuz. Diyalog kesilirse daha mı iyi olacak? Bizlerde biliyoruz ayrıntılar ve anlaşmazlıklar üzerinde durarak, birbirimize “yoldaş mı, bay mı, Kiriye mi” diyeceğimizi tartışmakla sonuç alınamaz. İnanarak, iyi niyet ve azimle çözüme gidilmesi hedeflenmezse zaten hiçbir zaman arzulanan anlaşmaya varılamaz. Sinsi planlar ve senaryolarla da hiç ama hiç varılamaz.Gerçekleri görerek, akılcıl yaklaşımlarla müzakerelere devam etmek diğer bütün alternatiflerden çok daha yararlıdır, unutmayalım.

Bu haber 45 defa okunmuştur

:

:

:

: