Yazmak nedir ki? Bir haykırış mıdır yürekten, yoksa içinde sakladıklarını azar azar harfer harfer dışa vurmak mıdır bir satır arasında.
Bu hafta sanart’da “Ağaç Kovuğu” ve “İm Şiirlerim” adlı iki şiir kitabı bulunan ve yıllardır köşe yazarlığı yapan Yusuf Gönenoğlu’yla yazmak eyleminin ve yazar olmak marifetinin inceliklerinden söz ettik. Kahkahaların en tatlı hazzını, yaşanmışlıkların en acımasız iklimlerinden topladığımız bir söyleşide bambaşka bir dünyada aslında bugünde yaşadığımız bir zamanda farklı ve mutlaka karşılaşılması gereken farklı bir yürek, hayata, evrene, insanlara ve kendine karşı alışılagelmişin dışında bir iletişim üslubuna sahip bir garip adamla söyleştik…
DOST SOHBETLERİNDE ŞİİR ARALARI
Kitap yayınlamak gibi bir düşüncesi olmadığını anlatan Gönenoğlu, yazdığı şiirlerini dost sohbetlerinde okurken arkadaşlarının baskısı üzerine şiirlerini kitap haline getirme kararını anlatıyor:
“En sonunda arkadaşlardan baskılar gelmeye başladı. ‘Hep parça parça okuyorsun bunları. Kimi aklımızda kalıyor kimi kalmıyor. Kitap haline getir bari de elimizin altında olsun hepsi bir yerde’ şeklinde serzenişte bulunuyorlardı. Sonuçta ısrarlarını kıramadım ve ilk kitabım olan “Ağaç Kovuğu”nu çıkardım” diyor.
AMACIM KİTAP ÇIKARMAK DEĞİLDİ
Her zaman gülümseyen, etrafına pozitif bir enerji yayan ve iyimser kişiliğiyle tanınan Gönenoğlu’yla yaptığımız söyleşi sürerken, ilk kitabını satışa sunmadığını öğreniyoruz. “Sadece eşe-dosta dağıttım. Çevremdeki herkes edinince birer tane kalanları da bayramlarda şeker niyetine dağıttım çocuklara. Ardından yine şiirler birikti. Onları da ikinci kitabım olan “İm Şiirleri”nde topladım. Gelen yoğun istek üzerine sadece bir ay süreyle satışa sundum kitabımı. Daha sonra toplattım. Dediğim gibi benim amacım kitap çıkarmak değildi. Gelen talep üzerine bu yolu seçtim” diyerek, mütevazi bir yanıt veriyor bizlere.
HAYAT BİR NİSAN 1 ŞAKASI
Yazılarında genelde iğneli, ironik hatta mizahi bir üslup kullandığından konuşuyoruz Gönenoğlu’yla, bu konuda şöyle söylüyor: “Hayatın kendisi aslında aşağı yukarı böyle bir şey. Hatta zaman zaman dönüp kendi yaşamıma baktığımda yaşadığım çoğu şey Nisan 1 şakası gibi geliyor. Ben uzun zamandır hayatı ciddiye almıyorum, çünkü hayat beni hiç ciddiye almadı ki!”
Bu şekilde bitmiyor sözler, devam ediyor: “ Bu tabii işin bir boyutu. Öbür boyutunda ise şöyle düşünmekteyim: Zaten hayatı ve/veya aşkı yeteri kadar ciddi bir dille ele alanlar mevcut ve bu işi ciddi ciddi yapıyorlar zaten. Ben bu anlatım çabasını kendi kişiliğime uyarlamaya çalıştım yani yazdıklarımla kendimi, kendimle yazdıklarımı tanımladım... Ortaya da bu tarz çıktı. ”
ACILAR, HÜZÜNLER, HAYAL KIRIKLIKLARI
Madalyonun diğer yüzünde gerçeklerle yüzleştiğimizi anlatan Gönenoğlu, yazdıklarının her ne kadar da mizahi-iğneli-ironik olsalar da, o yazıları ortaya çıkaran şeylerin acılar, hüzünler, hayal kırıklıkları, başarısızlıklar ve/veya sevinçler, umutlar ve başarılar olduğunu söylüyor.
Gönenoğlu, “Yalnız burada şunu not etmek gerekir ki; okurlarım genelde yazılarımda benim kendi hayatımı veya deneyimlerimi irdelediğimi düşünüyor olsalar da yazılarım ya da şiirlerim %100 beni veya benim deneyimlerimi yansıtmıyor. Çevremde olan biteni de gözlemleyip kendi deneyimlerimmiş gibi yazıyorum. Zaten iki kitabımın da girişinde okura notlar bölümünde “bu kitap yaşanmış veya yaşanmamış bazı hislerin dışa vurumudur” ibaresi vardır. Bu tam olarak şu anlama geliyor: “Burada yazarın deneyimlerinin dışında kendi deneyimlerinizi de bulacaksınız”
TEK KİŞİLİK TİYATRO
Yazma eylemini sürekli gerçekleştirdiğini belirten Gönenoğlu, yazdıklarının küçük bir kısmını yayınladığını söylüyor. Şiirlerinin ve köşe yazılarının dışında, kendisinin sahneye koymayı düşündüğü, tek kişilik bir tiyatro oyunu senaryosu üzerinde çalıştığını anlatıyor. Bazı stand-up komedi senaryoları üzerinde çalmaları olduğunu öğrendiğimiz Gönenoğlu, kafasında yazdığı ama bir türlü kağıtta bitirmeyi beceremediği bir roman denemesi olduğunu kaydediyor. Neden yazdığını bilmediğini kaydederek “Aslında bir şeyi yazıp bitirdiğim an, yani son noktayı koyduğum an benimle işi bitiyor o yazının. O andan itibaren dönüp bir defa okumak yetiyor bana. Yazılarımı yayınlamak daha çok, benim yazılarımdan haz alan, o yazılara bir çeşit anlam yükleyen, değer veren insanlara bir çeşit saygı gösterisi aslında... Bir nevi ritüel diyelim. Dünyanın değişik yerlerinden beni fiziki olarak hiç deneyimlememiş bir sürü insan var hayatımda... Ben onları hiç görmedim, onlar da beni hiç görmediler... Paylaşıma açtığım yazılarım bu insanlarla aramızda bir çeşit köprü kuruyor.... Bağımız gelişiyor... Bu biraz da görmeden ve fiziki olarak deneyimlemeden de sevginin, saygının, gönül bağının mümkün olduğunu kanıtlaması açısından önemli benim için... Yazılarım şu an için iki dilde Türkçe ve İngilizce olarak yayınlanıyor, gerek duyulması halinde diğer dillerde de yayınlamayı düşünüyorum.” diyor.
BİRAZ DA AŞK OLSUN
Yazılarından ve şiirlerimden de anlaşılacağı üzere hayatı işleyerek aşk temasına parmak basan Gönenoğlu, “Aşk nedir? Sevgi nedir? Bunlar birer gerçeklik midir ya da illüzyon mudur? Sorduğunuz buysa eğer yine aynı şekilde ikinci kitabımın arka yüzündeki biyografimin ilk paragrafındaki cümle konuyu açıklamaya yetecektir. Orda şöyle diyorum: “Sevgiyi anlamaya çalışma takıntısının dışında herhangi bir yan etkisi görülmemiştir.” Zaten sevgiyi ya da aşkı tanımlayabilmiş olsaydım büyük ihtimal yazmak yerine onu yaşamayı tercih ederdim diye düşündüm uzun yıllar... Sonra farkettim ki zaten bu hal içindeyken aşka düşmüşüm ben... Aşkı deneyimliyormuşum, tam da burnumun dibindeymiş ve onu her nefeste deneyimliyormuşum ama fakında değilmişim... Aşkın kendisi arayıştır demiyorum, arayış bir çeşit aşkmış diyorum” diyor.
SANATÇILAR ULAŞAMIYOR
“Çevreme baktığımda ki buradaki çevre kelimesi bulunduğumuz coğrafyayı temsil ediyor, sanatçı olanlarda genel bir ‘sanata ilgisizlik’ şikayeti mevcut. Belki de söz konusu sanatçılar insanlık tarihinin gördüğü ve göreceği en iyi sanatçılardırlar. Yorum yapamam. Benim işim sanat eleştirmenliği değil. İlgilendirmez de... Ama, eğer öyleyse yani hakikaten çok muazzam sanatçılarla muhatapsak ve onlar da yeterli ilgiyi görmüyorsa, bu iki kere acıtmalı insanın yüreğini... Güzel bir laf vardır deniz sana gelmiyorsa sen denize gidersin diye. Bu durumda, sizin neyi nasıl sunduğunuz çok da önemli değilmiş demek ki... Sunduğunuz şeyin muhataplar tarafından iygiyle özümsenmesi gerekiyor.. Bence sanatın bu ülkede ve coğrafyamızda istenilen düzeyde etki göstermesi ve hatırı sayılır bir kitlesi olmasını istiyorsa sanatçılar, halkın kendilerine gelmesini beklemek yerine, halkın ayağına gidip meramlarını anlatmaya çalışmalılar, belki bu tarzla bir sonuca ulaşılabilir. Son cümlemin doğruluğu sanatçılar tarafından sorgulanacaktır (inşallah da sorgularlar) ama, en azından ben böyle düşünmekteyim”
Senfoni orkestrasından konser
Devlet Senfoni Orkestra ve Korosu, Perşembe akşamı Lefkoşa Atatürk Kültür Merkezi’nde halka açık Oda Müziği Konseri verecek. Devlet Senfoni Orkestra ve Korosu Müdürlüğü’nden yapılan açıklamaya göre, tek bölüm olarak sunulacak konser saat 20.00’de başlayacak.
Konserde Eran Raman (flüt), Oskay Hoca (obua), Halil Kalgay (keman) ve Mine Sadrazam (piyano); Handel, Schumann, Piazzolla, Pepush, Duport gibi bestecilerin eserlerini seslendirecek.
Konserde ayrıca, Oskay Hoca’nın yazmış olduğu “Oyun” ve Kıbrıs Türk halk oyunu müziklerinin en çok bilinenlerinden olan “Aziziye Sirto” da seslendirilecek.
Ay Işığında Şamata
ODTÜ Kuzey Kıbrıs Kampusu, 30 Mart Pazartesi Günü 3. Uluslararası Tiyatro Festivali
düzenleniyor. Tiyatro ODTÜ'nün, Haldun Taner'in ' Ay Işığında Şamata' adli oyununu sahnelemesiyle başlayacak Festival, 2 Nisan 'da sona erecek. Pazartesi günü KKM
Büyük Salonda sahnelenecek ' Ay Işığında Şamata' saat 20.00 da başlayacak. Festival çerçevesinde, 31 Mart Salı günü Asuman Dabak, Ferdi Akarnur ve Mehtap Bayri ile
söyleşi gerçekleştirilecek. Etkinlik, KKM Büyük Salonda saat 20.00 da yer alacak.
Tiyatro ODTÜ'nün sahneleyeceği, Dairo Fo'nun 'Klakson, Borazanlar ve Bırtlar' oyunu ise, 1 Nisan Çarşamba aksamı KKM Büyük Amfi de saat 20.00 da sahnelenecek. Festivalin son oyunu 'Naas-ı Muhteremler' ise 2 Nisan perşembe günü LAÜ Tiyatro Topluluğu tarafından KKM Büyük Amfi'de saat 20.00 da yer alacak.
YDÜ’de tiyatro geceleri
27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nde Yakın Doğu Üniversitesi (YDÜ) Sahne Sanatları Fakültesi’nin 4 farklı tiyatro oyunundan yararlanarak bölümler halinde sahnelediği Kolaj çalışması izleyicilerin büyük beğenisini kazandı. 27 Mart Cuma akşamı YDÜ Atatürk Kültür ve Kongre Merkezi’nde saat 20:00’da gerçekleştirilen etkinlik, YDÜ Sahne Sanatları Fakültesi Tiyatro Bölümü öğretim görevlisi Hilmi Özen’in hazırladığı 27 Mart Tiyatro Bildirisi’nin okunması ile başlandı. Özen bildiride özetle şöyle dedi: “Yaşamla başlayan, gelişen ve teknoloji ile daha da ihtiyaç haline gelen toplumsal bir sanat dalıdır tiyatro. Tiyatro; travmatik bir yapının doktoru, korkuların ve içe dönük yaşamın ilacı, yapmamamız gerekenleri öğreten bir eğitmendir” . Daha sonra YDÜ Sahne Sanatları Fakültesi öğrencileri gecenin ilk etkinliği olarak solo, ikili, üçlü ve grup halinde dünya klasiklerinden şarkı ve operetler seslendirdiler. İkinci etkinlik olarak daha sonra gecede 4’lü Kolaj (4 kısa oyundan sahneler) Sahne Sanatları Fakültesi öğrencileri tarafından oynandı. Bu oyunlar, Kauf Mann’ın Erkekler de İskambili Kadınlar Gibi Oynasaydı, Neil Simon’un II. Caddenin Mahkûmu, Woody Allen’in Tekrar Çal Sam ve Civan Canova’nın Ful Yaprakları adlı oyunlarıydı. Öğrencilerin rol alacağı oyunların Yönetmenliğini Hilmi Özen ve Müzik Editörlüğünü ise Prof. Dr. Cavanşir Guliyev yaptı. Etkinlikte öğrenciler tarafından sunulan şarkı ve operetlerle, 4 farklı oyunda rol alan öğrencilerin performansları izleyiciler tarafından takdir topladı. Büyük bir beğeni ile izlenen etkinlik, 1 Nisan Çarşamba akşamı saat 20.00’da yine halka ücretsiz olarak sunulacak.