Faşist Yunan Darbesi sonrası Kıbrıs Türk halkına karşı girişilen katliamı önlemek ve adada bozulan anayasal düzeni yeniden inşa etmek için gerçekleştirilen 20 Temmuz Barış Harekatı’nda önemli bir görev üstlenen Limasol Türk Genel Hastanesi Başhekimi Dr. Ayten Berkalp 1974 yılında yaşadıklarını star kıbrıs okurları için anlattı.
Limasol Türk Genel Hastanesi Başhekimi Dr. Ayten Berkalp, 15 Temmuz 1974 sabahı, silah sesleri ile uyanır. Aralarında çatışan Rumlar, darbe yapmıştır. Her Kıbrıslı Türk gibi, Dr.Berkalp’in kaderi de o sabah değişir. Rumların darbe yapması, Türkleri de harekete geçirir. Sıranın kendilerine geleceğini bilen Türkler, tüm geçit yollarını kapatıp, sadece Baf’tan gelen Çiftlik yolunu açık bırakırlar. Türkler, Rumların darbe harekatı olan 15 Temmuz 1974 sabahı, çatışma sesleriyle uyanır ve Başhekim Berkalp de göreve gider.
Savaşın ilk gününün çok tehlikeli geçtiğini hatırlatan Berkalp, “Her an saldırıya uğrayabilirdik, artık ölmeyi kabul etmiştik ve korkmuyorduk” dedi.
BAF’TAN LİMASOL’A
Berkalp; “Hem gıda hem ilaç eksiklerimizi temin ederek, stoklamıştık. Akşam üzeri Makarios kurtularak Baf’a sığındığını ve Baf Rumlarının moral kazandığını öğrendim. Baf Rumları, 80 araçla Limasol’a geldi. ‘Yaşasın Makarios’ naraları atarak, evimin önünden geçtiler ve çatışmalar başlamıştı. Akşam üzeri 15’e yakın araçla yaralanmış harap bir şekilde geri dönderek Baf istikametine doğru gittiler. Ertesi gün Birleşmiş Milletler raporuna göre Kandu Kalesi civarında pusuya düşürülüp telef edildiklerini öğrendim. Bu gün için bizden çok fazla kayıpları olduklarını söyleyen Rumlar, darbe harekatındaki kayıplarını da söylemeleri gerekir” dedi.
Tüm hazırlıklar yapıldıktan sonra, 20 Temmuz sabahı tüm Türkler gibi radyolarda çalınan marşlarla uyandığını söyleyen Berkalp, Rumların her bölgeden Türklere saldırmaya başladığını, çıkarma olmayacağının belirtilmesi üzerine sancakların, İngilizler tarafından daha emin bir yere götürüldüğünü, bu yüzden Türk mücahitlerin komutansız kaldığını kaydetti.
30 YATAKLI HASTANEYE 176 YARALI
33 yıl geçmesine rağmen, olayları dün gibi hatırlayan Berkalp, “Elimizde sınırlı sayıda silah ve mermimiz vardı. Biten mermilerin ardından, halk geriledi ve savunmasız kaldı. Ağır yaralılar akın akın hastaneye gelmeye başlamıştı. Yaralıların inleme seslerini dinlemek bile dayanılmazdı. 30 yataklı hastanede 176 yaralı vardı, yer olmadığı için ilk yardımları yatakların altına battaniye sererek yaptık. Bu sırada hastanenin üzerine bir roket düştü ancak patlamadı. Belli bir süre sonra Rumlar, ‘Köpek Türkler’ diyerek yaralılar hariç hastanede bulunan herkesi dışarıya çıkarıp, esir almak istedi. O zamanın Milletvekili Ziya Rızkı, ‘Kadın ve çocukları bırakın biz teslim olalım’ demişti. Esirlerin söylediklerine göre, Rum askerleri, esir aldıkları Türkleri bir stadyumda toplayarak kendi aralarında tartışıp, ‘Bunlara ne yapalım, kurşuna mı dizleim?’ diyerek sabaha kadar beklemişler” dedi.
HAYATTA KALMA MÜCADELESİ
Rum askerlerinin hastaneye, arama yapmaya geldiğini ve silah zoruyla kendisini dışarı çıkarmaya çalıştıklarını ifade eden Berkalp, o sırada sol gözü tamamen patlamış olan bir yaralının, dikkatini çektiğini ve Rum askerin söylediklerini umursamayarak hemen tedaviye başladığını, Rumların bu durum karşısında, kararlarından vazgeçtiklerini belirtti. Sabaha kadar hiç durmadan çalışan Berkalp, sabaha karşı gelen şehitleri arkadaşlarıyla birlikte doktor odasına yığdığını ve silahlarını da sakladığını söyleyerek; “Bir süre şehitlerin arasında oturup kaldım. Gün ağarınca kapının önüne çıktım. Yüzlerce insan sıkı sıkıya birbirine kenetlenerek, bahçede oturuyorlardı. Çocuklar açlıktan ağlıyordu. Yaşlılar ise inliyordu. Hemen hemşireleri seferber ederek, muhtarın bakkaliyesinden süt ve ekmek aldırdım. Kepçe kepçe önce çocuklara sonra da diğerlerine içirdik. O insanlar hastane bahçesinde ne olacaklarını düşünürken, Rumlar tüm evlere girerek, değerli değersiz herşeyi alıp götürmüşlerdi” dedi.
“MEVZİLERİ SUSTURUN!”
Berkalp, 4 milletvekilinden Ziya Rızkı ve Mustafa Çağatay’ın stadyumda esir düştüğünü, diğer iki milletvekili Ayhan Halit Acarkan ve Ekrem Avcıoğlu’nun ise hastanede kalarak kendilerine katıldıklarını ifade etti.
Bir çok konuşlanan mevziden sadece iki tanesinin ayakta kalabildiğini hatırlatan Berkalp, “Bunlardan bir tanesi, Vietnam Cephesi’ydi. Bu cepheden atılan bir kurşun, Rum askerini öldürünce, Rumlar ayaklanarak hastaneye geldiler ve bize ‘bu mevzileri susturun’ demişlerdi.
Geçen zorlu günlerin ardından şehitleri, hastanenin avlusuna gömmeye başladık. Çoğu isimsiz olan bu şehitlerin kimlik tespitini, giydikleri kıyafetlerden araştırarak bulduk” dedi.
GENÇLİK MARŞI’NIN BEDELİ
Berkalp, esir alınan Türkler’in 50 derece sıcak altında perişan halde beklediklerini, içlerinden bir tanesinin ‘Gençlik Marşı’nı söylemesi üzerine, ayağından vurularak ambulansa konulduğunu söyleyerek, hastaneye geldiğinde ise anlında bir mermi deliği bulunduğunu, bu şehidin adının şu an Karaoğlanoğlu Bölgesi’nde bulunan ilkokula adı verilen Hasan Cafer olduğuna dikkat çekti.
“BU SİZİN AYIBINIZ!”
Hastanedeki yaralıların, esir kampındaki yakınlarından haber almak istemeleri üzerine Belediye Başkanı’ndan izin alarak esir kampını ziyarete gittiğini söyleyen Berkalp, “Kamptaki esirlere ailelerinden haber götürerek, onlara moral verdim. Kamp hayatı tam anlamıyla bir rezaletti. Tellerle örülü alanda, yerde oturan, gözleri içine çökmüş, susuzluktan dudakları çatlamış ve hayli zayıflamış insanlar gördüm. O zamana kadar koruduğum metanetimi ve cesaretimi yitirerek, o anda hıçkırarak ağlamaya başladım. Esirlere, ‘nasılsınız?’ dedim. Kimsenin ‘iyiyiz’ diyecek hali yoktu” diyerek, hiç kimseden ses çıkmadığını belirtti. Esirlere kuru ekmek vermek üzere teller açıldığı sırada, esirlerin üzerine koşmaya başladığını belirten Berkalp, “Rum komutan ‘arkama geç, ezileceksin’ demişti. Ben de ona ‘Bu sizin ayıbınız, görün!’ demiştim” dedi.
“EŞİN ÖLDÜ” DİYEMEDİM
Berkalp, esirler arasında gözünü gezdirdiği sırada Postacı Ali Bey’in kendisine, yaralı olan eşi ve çocuklarının sağlığını sorduğunu söyleyerek, karısının hastanede tedavi altında olduğunu, ‘senin eşin öldü’ diyemediğini belirtti. Berkalp sözlerinin devamında; “Postacı Ali Bey’i gören esirler, bana, birer birer yakınlarını sormaya başladı. Kimisi para vererek, bu parayı eşine ve çocuğuna vermemi istedi. Kimisi ise para istedi. Benden kıyafet ve çamaşır isteyen bile olmuştu. Orada bir kağıt çıkarıp, isteklerini yazmaya başladım. Esir kampındaki yakınlarından haber götürdüğüm hastanede beni bekleyen insanlar, aldıkları haberler karşısında bir nebze olsun rahatladılar. Kadınlar, esir kampındaki eşlerine erzak hazırlamaya başlamışlardı. İçlerinden bir kadın, kocasına yemek göndermek için şiltesini satmıştı” dedi.
AYANDON’DAKİ 3 ŞEHİT
Berkalp, hastaneye bir telefon geldiğini ve kendisine 3 kişinin köprünün altında ölü olarak bulunduğunun söylenmesi üzerine, tüm köprüleri bir bir aradıklarını ancak hiçbir köprünün altında ölü bulamadıklarını belirtti. Daha sonra hastanenin önüne bir kepçe geldiğini ve içindeki cesetlerin hastanenin avlusuna bırakıldığını belirterek, “Bizler hayretler içinde bakarken, Rum asker ‘Bir çukur kazın, gömün bunları!’ dedi. Hastane görevlileri, aynı anda 3 çukur kazmaya başladı, ancak Rum asker, şehitleri tek çukura gömmemiz için itiraz etti. Ancak kararında başarılı olmadı. İsimlerini bilmediğimiz şehitleri hastanenin bahçesine gömdük. Daha sonra kılık kıyafetlerinden kim olduklarını araştırdık ve bulduk” diyerek bu şehitlerin Ayandon’da öldürülen şehitler olarak tarihe geçtiğini söyledi.
Polemitya’da öldürülen 4 şehitten ve evinde yanarak ölen bir kadın şehidin ardından şehit sayısı 27 olduğunu ifade eden Berkalp, esirlerin 3 ay sonra Rumlarla değiştirildiğini, Üslerdeki Türkler’in, oradan gönderildiklerini belirtti.
Esirlerin, ‘kaçın!’çağrısına kulak veren kadınların Kuzey’e kaçışlarının başladığını söyleyen Berkalp, “Kimisi buğday torbaları arasına, kimisi kola kasalarından yapılmış yuvalara, kimisi ise vidanjör deposuna gizlenerek kaçmıştı” dedi.
TAŞKENT KATLİAMI
Birleşmiş Milletler’in, harekatın ilk günlerde ortada olmadığını söyleyen Berkalp, yardım istedikleri zaman geldiklerini ancak herhangi bir yardımda bulunmadıklarını belirtti.
Berkalp, II. Barış Harekatı’ndan sonra kendisine bir mektup geldiğini anlatarak, Mektupta bir katliamdan bahsedildiğini ve bu katliamdan Suat Hüseyin isimli bir kişi kurtulmayı başardığını okuduğunu söyledi. Berkalp; “Sokağa çıkma yasağım olmasına rağmen BM’ye telefon ederek, yetkililerle görüştüm ve yardım istedim. Ancak BM yetkilileri bu katliama inanmadıklarımı ve yardım etmeyeceklerini söylemişti” dedi.
Taşkent Köyü’ndeki Türkleri, bir çukurun içine toplayıp kurşuna dizen Rum askerlerinin acımasızca öldürdüğünü söyleyen Berkalp, üstüste yığılan cesetlerin arasında bir kişinin kurtulduğunu ve bir süre bekledikten sonra en yakın köy muhtarının evine sığındığını, daha sonra ise hastaneye gelerek tedavi altına alındığını belirtti.
Kuzey’e dönmek için babasının yakın ilişkilerini kullanan Berkalp, babasının yakın arkadaşı olan dönemin Polis Baş Komutanı’na gittiğini ve kolayca izni alarak Kuzey’e geçtiğini söyledi.
İdari, Kamu ve Sağlık İşleri Komitesi gündemindeki yasa tasarısını görüştü
Arıklı: “Uluslararası başarı kazanan sporcularımız ülkemizin pırlantalarıdır”
Narenciye Üreticileri Birliği: “Ürün ödemeleri bir an önce başlamalı, hükümet kaynak yaratmalı”
Meclis Başkanı Öztürkler, Türkiye İçişleri Bakanı Çiftçi’yi kabul etti
TCMB faiz kararını yarın açıklayacak
Bir Yaz Gecesi Rüyası, dün akşam Girne Amfi Tiyatro’da sahnelendi
Kimliksizler Derneği bilgilendirme toplantısı düzenledi
SON YOLCUĞUNA UĞURLANDI
Bayramoğlu son yolculuğuna uğurlandı