II. Dünya Savaşı’ndan sonra dünyadaki devletler bireylere tanınan hak ve özgürlüklerin güvence altına alınması için birleşmişlerdir.
İnsan Hakları Bildirisi, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu tarafından Haziran 1948’de hazırlanmış ve 10 Aralık 1948’de Genel Kurulun Paris’te yapılan oturumunda kabul edilmiştir.
Oturumda 6 sosyalist ülke, bu ilkelerin bazılarının “Burjuva sınıfından olan insanların sınıf çıkarını koruduğu ve işçi sınıfının egemen sınıflarla uzlaşmak zorunda bırakacağı” gerekçesiyle çekimser kalmışlardır. Bildiri, bu çekimser ülkeler ile Suudi Arabistan ve Güney Afrika Birliği dışında kalan ülkelerin oylarıyla kabul edilmiştir.
Tüm insanlığın ortak değeri, çağdaş dünyanın ortak paydası olan, insan haklarının anayasası olarak da tanımlanan, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin kabulünün bu yıl 72. Yıldönümüdür.
İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi; ırk, renk, din, cinsiyet, dil, siyasi veya diğer görüşler, ulusal veya sosyal köken, mülkiyet, doğum veya diğer statüler sebebiyle ayrımı gözetmeksizin herkesin doğal insan haklarına sahip olduğunu ilan etmiştir.
İnsan haklarının temel özellikleri; evrensel, bütünsel ve evrimsel olmalarıdır.
Evrensel olmalarından kasıt, bu haklar dünyanın neresine giderseniz gidin geçerli olan haklardır.
Bütünsellik ise; haklar arasında bir hiyerarşinin varlığını göstermektedir. İnsan hakları birbirinden ayrılmaz, bütün olarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Yine bu hakları kategorize edemeyiz, yani bir hakkı diğer haktan üstün tutamayız.
Evrimsellik özelliği ile kastedilen ise; insan haklarının statik olmadığıdır. Yani bu haklar, günün şartlarına göre gelişmekte ve devam etmektedir.
İnsan Haklarının kendine özgü ilkeleri vardır ve bu ilkeler çerçevesinde çözümlenmiştir. Dolayısıyla standartlar ülkelere göre değişmez. Kişilik doğumla beraber ortaya çıkar ve hak öznelliği kişiliğe bağlıdır.
İnsan hakları konusunda saygılı ve bu haklara bağlı olan bir devletin üç tane yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu yükümlükler şu şekildedir; negatif yükümlülük, koruma yükümlülüğü ve etkili soruşturma yükümlülüğü.
Devlet negatif yükümlülükte; öldürmemeli veya işkence yapmamalıdır. Eğer devlet olayı biliyorsa veya bilmesi gerekiyorsa, bu durumda kişiyi korumalıdır. Olay gerçekleştikten sonra ihlalin gerçekleşmesi durumda ise; bu durumda devlet bu olayı etkili bir biçimde soruşturmalıdır. Bu etkili soruşturmada 5 tane temel unsur bulunmaktadır. Devlet olaydan haberdar olduğu an resen ve derhal soruşturmaya başlamalı, ardından makul bir süratle soruşturmayı tamamlamaya çalışmalı, etkili delillerin tamamını toplamalı ve bunu gizli bir biçimde yapmamalı, soruşturmayı olabildiğince kamusal denetime açık şekilde gerçekleştirilmelidir. Soruşturma neticesinde söz konusu insan haklarına aykırılık teşkil eden eylemi gerçekleştiren bir kişi tespit etmişse; bu durumda bu kişiye caydırıcı nitelikte bir ceza vermesi gerekmektedir.
İnsan hakları hukukunun terminolojisi kendine özeldir. Farklı hukuklardaki terminolojilerden yararlanır ama onlara kendi koyduğu kriterler çerçevesinde bir anlam vermeye çalışır veya onları bu kriterlerle algılamaya çalışır.
Mesela; İslam hukuku insan hakları ile uyumlu bir hukuk değildir. İslam hukuku fiziksel şiddet öğeleri barındırmaktadır. Ölüm cezası, kırbaçlama ve benzeri gibi insanlık dışı muameleler içermektedir.
Dolayısıyla tüm bunlardan anladığımız üzere insan haklarının varlığı insanların yaşamı ile vazgeçilemez bir bütün halini almıştır.