Günlük konuşmalarımızda kullandığımız, yapılan bir icraat karşısında hayretimizi bildiren bir deyim “Pes doğrusu”. Sanırım 1986 yılı idi, Cerrahpaşa Tıp fakültesi K.B.B servisinde ihtisas yapıyordum. Hocamız Prof. Dr. Nurettin Sözen Kıbrıs’ı ziyaret etmiş, İstanbul’a döndüğünde heyecanla, hocaya Kıbrıs’ı beğenip beğenmediğini sormuştum.
Kıbrıs’ı beğendiğini sadece bir duruma hayret ettiğini söylemişti. İstanbul’a dönüş biletinde bir değişiklik yapmak istediğini ve bu değişikliği yapmak için Ulaştırma Bakanı’nın araya girmesiyle ancak mümkün olduğunu, bu duruma da üzüldüğünü söylemişti. Çünkü Bakan olmuş olan bir insanın bu tip işlerle ilgilenmek durumunda kalmasını mantığı kabul etmiyordu. Onun yapacak çok daha önemli başka işleri olduğunu söylemişti.
Ve bir gün devletin çalışma düzeninde zafiyetler olabileceğini, hasta bakıcının yapması gereken işi doktora yaptırırsanız, hastanenin çalışma düzenini ne kadar sağlıklı sürdürebiliriz demişti. Bu sözünü hiç unutmadım hocanın.
Adam çocuğunu ilkokula yazdıracak, bakan aracı olur, uçakta yer bulamaz bakanı aracı olur, polikliniğin yolunu bulamaz bakanı arar, hastanede sıra bekler, bakanı arar daha bir sürü gereksizlikler sayılabilir.
Bu durum kabul edilebilir bir durum değildir. Vatandaşa bu durumu usul hal ile anlatmak gerek. Bu nereye benzer bilir misiniz? Devleti bir organizma olarak düşünün, bazı organlarının felç edilmesi gibidir. Onu çalışamaz hale getirmektir. Evet, memleket küçük olabilir, ama yok da bu kadar. Bunun sonucu
1- Halk devleti, devlet olarak görmez. İş takip bürosu gibi görür. Dolayısıyla geleneksel devlet nizamı bozulur.
2- Basit çıkarlarımız için, devleti yöneten insanları çalışamaz hale getiririz.
3- Devleti yönetmek isteyen yetenekli gençler bu durum karşısında, siyaset dünyasından uzakta bir yerde durmak zorunda kalırlar. Rencide olmaktan korkarlar.
Bu işin sonu hiç de iyi değil. Devlet dairelerinde çalışanların büyük çoğunluğu sanırım şu klasik cümle ile karşılaşmıştır. “Bak gör seni bakana şikâyet edeyim de seni attırayım da anla benim kim olduğumu” gibi buna benzer davranışlara maruz kalmışlardırlar.
Temelde saygısızlık var. Herkes her şeyi bilemez. Bu durumda politikacılar seslerini çıkaramaz. Zira bir sonraki seçimde yine bu insanlara muhtaçsınız.
Seçim arifesinde eski deneyimli bir politikacı ağabeyimizle karşılaştım. Aday olup olmayacağını sorduğumda, şaşırtıcı bir cevap vermişti, “Allah beni bu seçmene bir daha muhtaç etmesin.” Çok çarpıcı bir söz. İçerisinde kırgınlık, bezginlik öfke dolu bir söz. Bu kısır döngüyü kırmamız gerekir. Yoksa bizler kırılacağız.