Eski iktidar, yeni ana muhalefet partisi CTP-BG bir kurultayını daha geride bırakarak 55 kişilik parti meclisini oluşturdu.
Hayırlı olmasını dileriz. Ama olmayacağı ortada!
Neden mi?
Çünkü eşitsiz, ayrımcılıkları içinde barındıran bir kurultay oldu bu partininki de. Çok uzun zaman geçmedi UBP’ninkini eleştirdiğimden bu yana. Şimdi bir benzerini-nispeten daha iyi ama yetersiz-CTP-BG ile tokat gibi suratımızda hissettik.
Savunu hazır: “Kota uyguluyoruz. Tüzükte yazılı olan %10; biz %15 civarında bir oranı yakaladık.”
İyi de “beyler”, çağdaş standartlar en az %33 diyor. Ne olacak?
CTP-BG kadın kolları başkanı Sevgili Emel Kişi, kıymetli bir isim. Ekibini de hesaba katınca azımsanmayacak bir bilinç düzeyi. Yüksek düzeydeki bilince rağmen sonuç ortada. Bu partinin kadın kolları sürekli farkındalık için DAÜ Kadın Araştırmaları Merkezi’yle işbirliği yaparak, AB standartlarını ve bu alandaki BM çalşmalarını yakından takip ederek, hükümetlerin neler yapması gerektiğinin, devlete düşen görevlerin analizlerini yapmak üzere örgütlenmişti. Cumhurbaşkanlığının ve yerel yönetimlerin, toplumsal cinsiyet eşitsizliğini ortadan kaldırmaya yönelik çalışmalarının teşvik edilmesini vurgulamıştı. Üstelik, bu parti, hükümetteyken, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nda toplumsal cinsiyet eşitliğine yönelik çalışacak mekanzimanın varlığı için yasa hazırlatmıştı. Kurultay sonucunun böyle çıkması, “Herşey göstermelik miydi?” sorusunu akıllarımıza getirmiyor mu? Bu durum sorunun büyüklüğünü çarpıcı şekilde ortaya koymaktadır.
Kadınları siyasal karar sürecinin dışında tutan anlayış, demokratik kültürün eşitlik prensibini yaşama geçirmemek üzere endekslenmiş.
Bu ne demek biliyor musunuz?
Yasal alanla toplumsal alanı, tek çatı altında düşünmeyen, eşitlikçi yönetimi politikası olarak algılamayan bir anlayış. Sözümona yasaları, toplumun her kesimine hitab eder düşündüğü müdettçe yeterli gören bir anlayış. Oysa yasal önlemlerin şart olduğunun en net göstergesi, her defasında siyasi parti kurultaylarında ortaya çıkan bu tablo: Eşitsizliği besleyen tablo!
Her şeye karşın, toplumsal dinamikler işleyişini sürdürüyor. Toplum değişiyor; bu değişimden yavaş da olsa kadının statüsü de etkileniyor. Siz sanıyor musunuz ki kadının statüsünün değişimi, toplumun değişiminden bağımsız? Hayır.
Kadının siyasal kimliğini oluşturması ve buna yönelik isteğinin artması, siyasal örgütlenmenin bugünkü anti-demokratik yapısını dönüştürecek bir potansiyeli ortaya çıkaracak.
Statüko sözcüğü, Kıbrıslı Türklerin belleklerinde özel bir anlama sahip. Kadın sorunsalı da statükonun bir türevi değil midir? Değişimi geciktiren bu anlayış, kadının, yönetimin bir simgesi olma şansını elinden almayı besleyen bir anlayıştır. Toplumumuzda bağımsız politika üretme tekeli erkeklerindir. Kadını parti yönetimlerinden uzak tutma anlayışı bu tekelin beslediği bir yapıdır. Çoğulculuğu sınırlandıran, dar görüşlü siyaseti yürüten bu tekele ait bir ayrıcalıktır. Bu güne kadar, bu tekel içerisinde, kendilerine dar alanlar yaratabilen kadın politikacılar, oyunu kurallarına göre oynadıkça sürdürebildiklerinden, istenilen zemine sorunu taşımaları çok mümkün olamadı.
Kadın kolları, partilerdeki kadın sayısını artırmak, yönetici kadrolarına kadınları hazırlamak ve aktif siyasetteki kadın sayısıyla, niteliğini artırma anlayışını geliştirmek üzere bir geçici özel önlem olarak kurulmuş olmasına karşın, bu görevi layıkıyla yerine getirmedikleri gibi, kadını o örgütlere hapsederek, kadınların parti için militan olma görevini onlara yükledi. Bu durum, kadınların partilerde çalışırmış gibi görünmelerini sağladı. Partilere de kadınları dışlamadıkları görüntüsünü verdi. Bu durumda kadınlara kadın kollarında kapılarını açan(!) siyasi partiler ve erkek egemen zihniyetin tekelci anlayışı meşrulaştırılarak sürdürüldü. Sonuç ortada.
Ne dersiniz? Tekelci ve anti-demokratik bir siyaset için devam mı, yoksa çoğulcu demokrasi için gerçek eşitliğe kolları sıvayarak, her kurultayda bir daha tekrarlanan utanç tablolarını artık bir daha yaratmamak üzere hayatımızdan silelim mi?
Bu arada CTP-BG, yeni yönetiminiz hayırlı olsun!