“ Türkiye’de Laiklik” tartışıldı

İngiltere Atatürkçü Düşünce Derneği’nin başlattığı konferansların ikincisi SOAS’da yapıldı.

İngiltere Atatürkçü Düşünce Derneği’nin başlattığı konferansların ikincisi SOAS’da yapıldı.

Mihrişah Safa

İngiltere Atatürkçü Düşünce Derneği’nin başlattığı “Kitaplarla Tarihe Yolculuk” adlı seri konferansların ikincisi SOAS Üniversitesi’nde yapıldı. “Türkiye’de Laiklik” konusunu işleyen konfernsın konuşmacısı yazar Abdullah Nihat Yılmaz oldu. Yılmaz, laikliğin tarih boyunca din-devlet ilişkisini irdeleyerek, tarih süreci içindeki gelişimi ve konumunu anlattı.

Toplantıyı kısa bir konuşmayla açan İADD’nin dış ilişkilerden sorumlu yönetim kurulu üyesi sosyal uzman Betül Nelson, seri konferansların genel amaçlarını belirttikten sonra, Türkiye’de Laikliğin önemine değindi . Üye ve izleyicilere İADD tarafından Türkiye’de Laiklik üstüne Prof. Dr. Özer Ozankaya’nın makalelerini gönderdiklerini anlatarak kaynak kitapların adlarını verdi. Konferansların devam edeceğini bildiren Betül Nelson sözü konferansın konuşmacısı yazar Abdullah Nihat Yılmaz’a bıraktı.

Dinsizlikle ilgisi yok

Yılmaz laikliği, tarih boyu din-devlet ilişkileri açısından ele aldı. Fransızca “laique” sözcüğünün Yunanca “laikos” sıfatından, laikos’unsa “yığınlar, kalabalık, halk” anlamına gelen “laca” isminden türediğini belirtti. Ve laikos’un özel anlamının insan, “din adamı niteliği bulunmayan” insanlar, Hıristiyanlığın ilk yüzyılında da, “din adamı niteliği bulunmayan” bütün yığınlar anlamını taşıdığını belirterek, “Laikliğin etimolojik düzlemde de dinsizlikle bir ilgisi yoktur” dedi.

Laik siyasal düzenin niteliklerini , “Laik düzenlerde devletin dini olmadığı gibi, herhangi bir dini destekleyemez; Laik siyasal sistemde devlet yasal, toplumsal ve siyasal yapısını dinsel kurallara bağlayamaz ve ilahi temellere dayandıramaz; Din, kamu hizmeti sayılamaz; Devlet kişilere dinsel inanç öz gürlüğü tanır. Kendi içinde örgütlenmesini serbest eder. Ama bağlanışın kişi ile tanrı arasında olduğunu belirler ve somut ölçülere dayandırır; ve laik sistem, teokratik devlete dönüşün yollarını tıkar ve laik sistemi yıkmaya kalkanları cezalandırır” diye sıralayan Yılmaz, Türkiye’deki Laikliğin bu dinamik temeller üzerinde fakat ülke koşullarına uygun olarak yerleştirildiğinin de altını çizdi.

Egemenlik milletin

Mustafa Kemal Paşa öncülüğünde Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın kazanıldığına değinen, Lozan Antlaşması imzalanıp, cumhuriyetin ilan edildiğini hatırlatan Yılmaz, “Artık egemenlik ne Allahın’dı, ne de padişahın, doğrudan doğruya ve resmen “bila kaydü şart” milletindi egemenlik. Ve çok beklemeden, 3 Mart 1924’te Evkaf ve Şeriye ile Erkan-ı Harbiye vekaletleri ilga edilmiş, Halifelik kaldırılmış ve Osmanlı hanedanı yurtdışına sürülmüştü. Ve aynı gün Eğitimin Birleştirilmesi yasası yürürlüğe konmuş, danışma nitelikli Diyanet İşleri başkanlığı da kurulmuştu. Artık tablo tamamdı. 1924 Anayasası’nda laiklik lafız olarak yer almasa, hatta “Türkiye Devletinin dini, din-i İslam’dır” denmeye devam edilse bile laik sistem fiilen oturmuştu. Bu nedenle 1928 yılında anayasadan “Türkiye Devletinin dini, din-i İslam’dır” ibaresi de çıkarılmış ve 1937’de, Altıok’un, yani “ Devletçilik, Halkçılık, Ulusalcılık, Devrimcilik, Cumhuriyetçilik ve Laiklik” ilkelerinin bütünlüğü içinde Anayasa’daki yerini almıştı.” Diyerek, Türkiye’deki durumun tarihçesini özetledi.

Bu anayasanın, devrimci cumhuriyetin anıtı olduğunu belirten Yılmaz, ancak Atatürk’ün ölümünden sonra, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın amacından saptırılıp devletin sünni tercihi olarak kadrolaştırılması, gerici partilerin “arka bahçemiz” dedikleri imam hatip okulları ile kuran kurslarının ortalığı doldurması ve l980 faşizminin okullara din dersi mecburiyeti koymasıyla laiklik sisteminin ağır yara aldığını öne sürdü. Yazar Abdullah Nihat Yılmaz, “Devrimci Cumhuriyeti yeniden kazanmamız gerekir; laiklik olmadan olmaz” diyerek konuşmasını bitirdi.
Bu haber 1 defa okunmuştur

:

:

:

:

DİĞER HABERLER