Filistin coğrafyası , yüzyıllar, Osmanlı Devletinin bir toprak parçası olarak, Birinci Dünya savaşına kadar , egemenliği altında kaldı .
Osmanlının hakimiyeti altındaki yıllarda , tek bir Filistinliye her hangi biri “kış” diyemedi . Can ve mal güvenlikleri , tüm devlet sınırları içerisinde olduğu gibi ,
Filistin’de de katıksız sürmüş .
Bu , yıllarca devam etmişti .
Nereye kadar ?
İngiliz Emperyalizminin , ajan Lavrens’i Orta Doğu’ya gönderene kadar .
Bağımsızlık aldatmacası ile , Filistinlileri , Osmanlıya karşı kışkırtıp , ayaklandırarak . Filistin’i , Osmanlının coğrafyasından kopardılar . Filistin Halkını , ileride kurulacak olan bir Yahudi devleti için , dama taşı gibi kullandılar . Osmanlıyı , Orta Doğudan çıkarıp , planlandığı şekilde , Yahudi Devletinin kurulması için , Osmanlı engeli bertaraf edilmiş oldu .
Yahudi devletinin kurulması , patlak veren İkinci Dünya savaşı nedeni ile , buz dolabına konularak , ekşimesinin önüne geçildi .
İkinci Dünya savaşına kadar olan dönemde , Filistin’de bir Yahudi Devletinin kurulmasına , Atatürk Türkiye’si hep karşı durdu .
İkinci Dünya savaşından sonra , İngiliz ve Amerikan Emperyalizmi birleşerek , Filistin topraklarında , Yahudi Siyonist devletini kurmayı başardılar .
Buna , zamanın Türkiye’deki iktidarları da , yeşil ışık yakarak , büyük bir tehlikenin temellerini atmış oldular .
İngiliz Emperyalizmine inanarak , Osmanlıyı arkadan hançerlemekle .
Filistinliler , Osmanlıya İhanet etti mi ?
Aslında , o zamandan bu zamana , baktığımız zaman dilimine göre :
Bunu , daha değişik bir tarzda sorabiliriz !
Filistinliler , Osmanlıyı arkadan hançerlemekle , kendi kendilerine mi ihanet ettiler ?
Buna tatmin edici bir kanaat oluşturmak için ( Murat Bayrakçı’nın yazısından alıntı yapma gereğini duydum .)
TBMM ‘den , Parlamentolar arası Dostluk Grubu üyeleri , Yaser Arafat’la görüştükleri sırada , Arafat :
“ Türkiye , gerçek dostumuzdur . Bize yardım eder . Mescid-i Aksanın adını siz verdiniz . Orası sizin siz koruyun .”
Filistinli Bakan , Salim Tamari de :
“Osmanlı Türkünün kıymetini bilemedik . Onlara ihanet ettik . İhanetin bedelini ödedik . Ödemeye devam ediyoruz “ dedi .
Yukarıdaki açıklamalar , TBMM Dostluk Grubu Başkanı , Hüseyin Tanrıverdi’nin TBMM’ de söyledikleridir.
Bir de Mekke Şerifini dinleyelim .
Mekke Şerifi Hüseyin’ in , 1931 Mayısında Amman’da sürgündeki ölüm döşeğinde söyledikleri :
“ Osmanlıya kılıç çekmemeliydim . İhanetimin bedelini ödüyorum “ diye can verdiğine de şahit olundu .
Bilindiği gibi Mekke Şerifi , yüzlerce Mehmetçiğin şehit olmasında büyük payı olan bir İngiliz işbirlikçisi . Ölmeden evvel , son nefesini verirken , Osmanlıya yaptığı büyük ihanetin bedelini de ödediğini söyleyerek , can veriyor .
Keşke bu bedel onunla kifayet etse .
Bedel bedellere dönüştü ve eklenerek devam ediyor .
Aslında , Mekke Şerifi veya Şeriflerinin yaptığı ihanet . Sadece Osmanlıya olsa idi keşke .
İhanet , tüm arap dünyasına karşı da işlenmiş değil midir ?
Bu bedel , nerede ise , tüm bölgedeki arap ulusuna karşı da işlenmemiş mi ?
Yaser Arafat , Türkiye gerçek dostumuz demiş !
Arafat , Türkiye’nin gerçek dostu olmuş muydu !
Kıbrıs Türk Halkı , hep Filistin’in yanında yer almış .
Duaları , hep Filistin ve Filistinliler için olmuştur .
Pek ala .
Filistin Yönetimi .
Bir kez olsun , Kıbrıs konusunda , Kıbrıs Türklerinin yanında olmuş mu ?
Veya Türkiye’nin yanında .
Kendi kendilerine karşı , işledikleri ihanet , devam etmiyor mu ?
Kim dost ?
Kim düşman ? belirlenmezse tabii ki bedel de ödenmeye devam eder.