Tuzağa düşmeyelim

Kıbrıs meselesi, yalnızca bir toprak veya yönetim tartışması değildir. Bu dava, Kıbrıs Türk halkının varoluş, güvenlik ve egemenlik mücadelesidir.

Kıbrıs meselesi, yalnızca bir toprak veya yönetim tartışması değildir. Bu dava, Kıbrıs Türk halkının varoluş, güvenlik ve egemenlik mücadelesidir.
Ada TV’ye konuk olan Prof. Dr. Ata Atun’un değerlendirmeleri, üzerinde dikkatle durulması gereken önemli uyarılar içermektedir. Atun’un ifadesiyle, Kıbrıs Türk halkı geçmişte olduğu gibi bugün de “allanmış pullanmış” planların cazibesine kapılmamalıdır.
Tarih bize önemli dersler vermektedir. Rum tarafı, son 78 yıl içerisinde Birleşmiş Milletler tarafından ortaya konulan çok sayıda öneriyi reddetmiş, uzlaşmaz tavrını defalarca ortaya koymuştur. Buna rağmen her yeni süreçte çözüm baskısının ağırlıklı olarak Kıbrıs Türk tarafına yöneltilmesi düşündürücüdür.
İddialara göre gündeme getirilen yeni planın merkezinde tek devlet modeli bulunmaktadır. İlk bakışta kulağa hoş gelebilecek bu yaklaşımın perde arkasında ise Kıbrıs Türk halkının siyasi eşitliğinin ve egemenlik haklarının aşındırılması riski bulunmaktadır. Böyle bir yapıda nüfus çoğunluğunu elinde bulunduran Rum tarafının zamanla devlet mekanizmalarında belirleyici hale gelmesi kaçınılmaz olacaktır.
Planın ekonomik boyutları da ciddi soru işaretleri yaratmaktadır. Üniversitelerimizden ithalat sektörüne, tarımdan hayvancılığa kadar birçok alanda mevcut yapının zarar görebileceği öngörülmektedir. Özellikle yükseköğretim sektörü, Kuzey Kıbrıs ekonomisinin temel direklerinden biridir. Yabancı öğrencilerin giriş süreçlerinin yeni bürokratik engellere bağlanması, üniversitelerimizin uluslararası rekabet gücünü zayıflatabilir.
Aynı şekilde ithalat yapan yerel şirketlerin acenteliklerini kaybetme riski, ekonomik bağımsızlığı zedeleyebilecek bir gelişmedir. Limanlar ve gümrüklerde oluşabilecek yeni denetim mekanizmalarının ticareti zorlaştırması da göz ardı edilmemelidir.
Kamu yönetimi açısından bakıldığında ise merkezi polis teşkilatı ve merkezi devlet kurumları üzerinden yetki devri öngören düzenlemeler, Kıbrıs Türk halkının kendi kendini yönetme kapasitesini zaman içerisinde azaltabilir. Memur sayısının düşürülmesi, kamu kurumlarının işlevsizleştirilmesi ve Türkiye ile olan kurumsal ilişkilerin “iç müdahale” olarak değerlendirilmesi gibi ihtimaller, üzerinde ciddi şekilde düşünülmesi gereken konulardır.
Elbette çözüm arayışlarına karşı çıkmak başka, haklarımızı koruyarak çözüm istemek başkadır. Kıbrıs Türk halkı barıştan yana olmuştur ve olmaya da devam edecektir. Ancak barış adı altında egemenlikten, güvenlikten ve ekonomik geleceğimizden vazgeçmemiz bekleniyorsa, o zaman durup düşünmek zorundayız.
Bugün ihtiyaç duyulan şey, süslü başlıklar ve uluslararası çevrelerin alkışları değil; uzun vadeli sonuçları görebilen bir devlet aklıdır. Kıbrıs Türk halkı geçmişte bedel ödeyerek kazandığı haklarını, geleceği belirsiz planlar uğruna riske atmamalıdır. Bizden söylemesi…
Bu haber 24 defa okunmuştur

:

:

:

: