Trump’ın Barış Konseyi Rumları neden korkuttu?

ABD Başkanı Donald Trump’ın Davos’ta ilan ettiği “Barış Konseyi” girişimi, sadece Gazze merkezli bir diplomatik hamle değil; aynı zamanda küresel yönetişim anlayışına yönelik köklü bir meydan okuma olarak okunmalı.

ABD Başkanı Donald Trump’ın Davos’ta ilan ettiği “Barış Konseyi” girişimi, sadece Gazze merkezli bir diplomatik hamle değil; aynı zamanda küresel yönetişim anlayışına yönelik köklü bir meydan okuma olarak okunmalı.
Rum yönetiminin bu girişime temkinli yaklaşması ise şaşırtıcı değil. Zira söz konusu olan, Birleşmiş Milletler merkezli uluslararası düzenin aşınması ve yerini daha esnek, fakat daha belirsiz bir güç mimarisine bırakması ihtimali.
Rum Dışişleri Bakanlığı’nın ABD Dışişleri Bakanlığı’yla temas kurarak kaygılarını dile getirmesi, bu tedirginliğin ne kadar ciddi olduğunu gösteriyor. Rum tarafı, Barış Konseyi’nin yetki alanının genişlemesi halinde bunun uluslararası hukuk ve BM kararlarıyla uyumsuz bir zemine oturabileceğinden endişeli.
Dışişleri Bakanı Kombos’un “Trump’ın inisiyatiflerini destekliyoruz, ancak her şey uluslararası hukuk ve BM Anayasası çerçevesinde olmalı” sözleri, aslında statükoya sıkı sıkıya bağlı bir diplomatik refleksi yansıtıyor.
Bu refleksin arka planında, Güney Kıbrıs’ın BM’yi kendi güvenliğinin ve diplomatik meşruiyetinin temel dayanağı olarak görmesi yatıyor.
BM’nin zayıflaması, Rum tarafı açısından uluslararası arenada koruyucu bir kalkanın incelmesi anlamına geliyor. Dolayısıyla BM dışında şekillenebilecek yeni bir çözüm mekanizması, onlar için sadece hukuki değil, aynı zamanda stratejik bir risk.
Emekli Büyükelçi Ozan Ceyhun’un değerlendirmeleri ise bu tartışmayı daha geniş bir çerçeveye oturtuyor. Ceyhun’a göre Trump’ın Barış Kurulu hamlesi, açık bir şekilde “BM’yi artık ciddiye almıyorum” mesajı içeriyor.
Bu yorum, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın uzun yıllardır dile getirdiği “Dünya beşten büyüktür” söylemiyle de örtüşüyor. Yani mesele yalnızca Gazze değil; küresel güç dengelerinin yeniden tanımlanması.
Ceyhun’un dikkat çektiği bir diğer nokta ise İsrail’in bu girişime şüpheyle yaklaşması. İsrail’in özellikle Türkiye’nin olası rolünden rahatsız olması, Doğu Akdeniz ve Orta Doğu’daki güç rekabetinin ne denli hassas olduğunu ortaya koyuyor. Türkiye’nin diplomatik ve siyasi ağırlığının artması, sadece İsrail’i değil, Kıbrıslı Rumları da huzursuz ediyor.
Asıl kritik nokta ise Trump’ın Gazze ile yetinmeyebileceği ihtimali. Ceyhun’un “Bence Kıbrıs’a yönelik de kafasında bir şey var” değerlendirmesi, Rum tarafının kaygılarının neden derinleştiğini açıklıyor. Erdoğan ile Trump arasındaki yakın diyalog, Kıbrıs meselesinde yeni ve alışılmadık bir diplomatik sürecin kapısını aralayabilir.
Sonuç olarak, Trump’ın Barış Konseyi girişimi yalnızca bir barış projesi değil; BM merkezli dünya düzeninin sorgulanmasıdır. Bu sorgulama, statükodan beslenen aktörleri tedirgin ederken, değişim isteyen güçler için yeni fırsatlar yaratıyor. Kıbrıs özelinde ise bu süreç, dengelerin yeniden kurulabileceği, hatta yıllardır donmuş bir meselenin farklı bir kulvara taşınabileceği bir dönemin habercisi olabilir. Bizden söylemesi…
Bu haber 45 defa okunmuştur

:

:

:

: