Savaşta kazananlar ve kaybedenler…

ABD Başkanı Donald Trump’ın “İran savaşı büyük oranda bitti” şeklindeki açıklaması yalnızca diplomatik bir mesaj değildi; aynı zamanda dünya ekonomisinin nabzını doğrudan etkileyen bir çıkıştı.

ABD Başkanı Donald Trump’ın “İran savaşı büyük oranda bitti” şeklindeki açıklaması yalnızca diplomatik bir mesaj değildi; aynı zamanda dünya ekonomisinin nabzını doğrudan etkileyen bir çıkıştı.
Bu açıklamanın ardından küresel piyasalar adeta derin bir nefes aldı. Önceki gün 114 dolara kadar çıkan Brent petrolün varil fiyatı kısa sürede 84 dolar seviyelerine kadar geriledi.
Enerji fiyatlarının gerilemesi küresel ekonomi için bir rahatlama anlamına geliyor. Ancak işin siyasi tarafı biraz daha farklı.
Biz bu köşe de daha önce yazdık: “Trump muharebeyi kazanabilir ama savaşı kaybeder…”
Bugün gelinen noktada bu tespitin doğrulandığını görüyoruz.
Trump yönetimi, küresel enerji fiyatlarını dizginlemek için Rus petrolüne uygulanan yaptırımları gevşetmeyi bile tartışmaya başladı. Bu iddia, Trump ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin arasında gerçekleşen telefon görüşmesinden hemen sonra gündeme geldi. Eğer bu adım atılırsa, Batı’nın yıllardır kurduğu yaptırım politikasının fiilen geri adım attığını söylemek yanlış olmaz.
Dolayısıyla bu savaşın kazananları ve kaybedenleri artık daha net görünüyor.
Bu savaşın siyasi faturası öncelikle Washington’a yazılıyor. Trump iç politikada güçlü görünmek için sert bir strateji izledi. Ancak gelinen noktada savaşın genişleme riski, küresel piyasaları sarsan enerji fiyatları ve diplomatik geri adımlar, bu stratejinin sürdürülebilir olmadığını gösterdi.
Trump’ın en yakın müttefiklerinden biri olan İsrail Başbakanı Netanyahu da bu tablonun kaybedenleri arasında. Bölgedeki gerilim İsrail’e kısa vadeli askeri avantajlar sağlasa da uluslararası kamuoyunda ciddi bir tepki doğurdu.
Kaybedenler listesine bir isim daha eklenebilir: Güney Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Hristodulidis.
Kıbrıs adasını Doğu Akdeniz’deki bu ateş çemberinin içine çeken politikaların uzun vadede ciddi güvenlik riskleri doğurduğu net olarak görüldü.
Öte yandan bu krizden güçlenerek çıkan aktörler de var.
İlk dikkat çeken ülke İspanya oldu. Savaş karşıtı tutumuyla Madrid yönetimi yalnızca Avrupa’da değil, dünya kamuoyunda da büyük bir sempati topladı.
Bir diğer kazanan ise Rusya. Avrupa enerji krizinin gölgesinde Rus petrolüne yeniden ihtiyaç duyuyor. Yaptırımlar resmi olarak kaldırılmasa bile fiilen gevşetiliyor. Bu durum Moskova’nın enerji kartını yeniden güçlü şekilde masaya koymasını sağladı.
Krizin ekonomik etkileri özellikle Körfez’de hissedildi. Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkelerde artan güvenlik endişeleri yatırımcıları tedirgin etti. Bölgedeki gerilim ve bombardımanlar, sermayenin daha güvenli limanlar aramasına yol açtı.
Tam da bu noktada Türkiye yeni bir adres olarak öne çıkıyor. Coğrafi konumu, güçlü üretim altyapısı ve geniş pazar imkânları sayesinde Türkiye bu dönemde yatırımcıların radarına daha fazla girmiş durumda.
Kısacası savaşın dumanı dağılırken ortaya çıkan tablo oldukça net:
Trump ve yakın müttefikleri siyasi olarak yıprandı. Buna karşılık Rusya enerji sahasında yeniden güç kazanıyor. Avrupa’da diplomatik itidal kazandırıyor. Ve Türkiye, bölgesel ekonomik merkez olma fırsatını giderek daha güçlü yakalıyor. Bizden söylemesi…
Bu haber 13 defa okunmuştur

:

:

:

: