Ekonominin dili rakamdır; rakamlar ise çoğu zaman siyasetin söyleyemediklerini açıkça söyler. Hükümet ortağı YDP Genel Başkanı ve Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Erhan Arıklı’nın dile getirdiği “her ay 3 milyar TL açık” gerçeği de tam olarak böyle bir tabloyu işaret ediyor. Bu, sadece bir partinin ya da bir dönemin sorunu değil; bu, sistemin kendi içinde ürettiği kronik bir arızadır.
Ekonominin dili rakamdır; rakamlar ise çoğu zaman siyasetin söyleyemediklerini açıkça söyler. Hükümet ortağı YDP Genel Başkanı ve Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Erhan Arıklı’nın dile getirdiği “her ay 3 milyar TL açık” gerçeği de tam olarak böyle bir tabloyu işaret ediyor. Bu, sadece bir partinin ya da bir dönemin sorunu değil; bu, sistemin kendi içinde ürettiği kronik bir arızadır.
Bugün tartışma, Cumhuriyetçi Türk Partisi gelse ne yapar ya da mevcut hükümet ne yapıyor ekseninde sıkışıp kalıyor. Oysa asıl soru çok daha temel: Bu ekonomik yapı değişmeden kim gelirse gelsin neyi farklı yapabilir?
Kamu giderlerinin birkaç yıl içinde katlanarak artması, bütçe disiplininin zayıflığı, üretimden kopuk bir ekonomik model ve dış kaynaklara bağımlılık… Bunlar birer sonuç değil, sorunun ta kendisi. Her ay milyarlarca lira açık veren bir ekonomide, günü kurtaran politikalarla kalıcı çözüm üretmek mümkün değildir. Bu tablo, pansumanla geçiştirilemeyecek kadar derin bir yapısal soruna işaret ediyor.
Siyaset ise hâlâ “enkaz devraldık” ya da “onlar gelse daha kötü olur” söylemine sıkışmış durumda. Oysa halkın gündemi çok daha somut: Pazardaki fiyatlar, maaşların alım gücü ve her geçen gün biraz daha ağırlaşan hayat pahalılığı. İnsanlar artık kimin ne dediğinden çok, cebine giren ve çıkan arasındaki uçuruma bakıyor.
Gerçek şu ki; bu düzen değişmeden aktörlerin değişmesi tek başına hiçbir anlam ifade etmiyor. Aynı ekonomik model, aynı kamu yapısı ve aynı bağımlılık ilişkileri devam ettiği sürece, iktidara gelen her parti benzer duvarlara çarpacaktır. Bugün eleştiren yarın aynı gerekçelere sığınacak, bugün savunan yarın aynı eleştirileri yapacaktır.
Dolayısıyla mesele bir hükümet değişikliği değil, bir zihniyet ve sistem değişikliğidir. Kamu maliyesinde gerçek bir reform, üretimi önceleyen bir ekonomik model ve hesap verebilir bir yönetim anlayışı olmadan bu kısır döngü kırılmaz.
Aksi halde her seçim yeni umutlar, her dönem aynı hayal kırıklıkları üretmeye devam edecek. Ve biz, her defasında aynı soruyu sormayı sürdüreceğiz: “Kim gelirse gelsin, gerçekten ne değişecek?”
Bizden söylemesi…