Antalya Diplomasi Forumu’nda yapılan açıklamalar, Kıbrıs meselesinde artık geri dönüşü zor bir yolda olduğumuzu açık biçimde ortaya koyuyor.
Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Ege ve Doğu Akdeniz’de “istikrar havzası” vurgusu yaparken, Türkiye ve KKTC’yi dışlayan maksimalist yaklaşımları net bir şekilde reddetmesi; bununla birlikte Kıbrıs’ta iki devletli çözümü güçlü biçimde dile getirmesi, Ankara’nın stratejik pozisyonunun ne kadar berraklaştığını gösteriyor.
Bu söylemin en dikkat çekici yönü, artık savunmada değil, iddia ortaya koyan bir dilin hâkim olmasıdır. Uzun yıllar boyunca federasyon temelli çözüm arayışlarının sonuçsuz kalması, Kıbrıs Türk tarafını yeni bir paradigma arayışına yöneltti. Bugün gelinen noktada “iki ayrı halk, iki ayrı devlet” gerçeği yalnızca siyasi bir tez değil; sahadaki fiili durumun da bir yansıması olarak sunuluyor.
Cumhurbaşkanlığı makamında Ersin Tatar ile birlikte daha görünür hale gelen bu yaklaşımın, yalnızca Ankara’nın değil, Lefkoşa’nın da ortak iradesi olduğu Antalya’daki açıklamalarla bir kez daha teyit edildi.
Tufan Erhürman’ın “Türkiye ile tam koordinasyon içerisindeyiz” vurgusu, geçmişte zaman zaman tartışma konusu yapılan Ankara-Lefkoşa uyumunun bugün ne kadar güçlü olduğunu ortaya koyuyor. Bu uyum, Kıbrıs Türk tarafının uluslararası alandaki mücadelesinde önemli bir çarpan etkisi yaratma potansiyeline sahip.
Erhürman’ın sert ifadeleri ise dikkatle okunmalı. “Kıbrıslı Türkler yokmuş gibi karar alınamaz” çıkışı, aslında yıllardır süregelen bir rahatsızlığın diplomatik dile yansımasıdır. Uluslararası toplumun, özellikle Avrupa Birliği’nin Kıbrıs meselesinde çoğu zaman tek taraflı bir perspektifle hareket ettiği yönündeki eleştiriler, artık daha açık ve daha kararlı bir üslupla dile getiriliyor.
Burada kritik eşik, iki devletli çözüm vizyonunun uluslararası meşruiyet kazanıp kazanamayacağıdır. KKTC’nin tanınma mücadelesi henüz arzu edilen seviyede olmasa da, söylem düzeyinde yaşanan bu kararlılık artışı, zamanla diplomatik sonuçlar üretme potansiyeli taşıyor.
Özellikle Türk dünyasıyla geliştirilen ilişkiler ve bölgesel güç dengelerindeki değişim, bu süreci hızlandırabilecek unsurlar arasında yer alıyor.
Kıbrıs meselesinde yeni bir safhaya girildiği açık. Türkiye ve KKTC arasında tam bir görüş birliğiyle yürütülen iki devletli çözüm siyaseti, yalnızca bir alternatif değil, giderek ana çözüm modeli olarak konumlandırılıyor.
Bundan sonraki süreçte belirleyici olan, bu siyasi kararlılığın uluslararası alanda ne ölçüde karşılık bulacağı olacaktır. Ancak bir gerçek var ki, Kıbrıs Türk tarafı artık eski ezberlerle hareket etmeye niyetli görünmüyor. Bizden söylemesi…