Eğitim meşalesi

Bir öğretmenin gerçek başarısı, sınıfın sessizliğiyle değil, öğrencilerinin ne yaptığını bilmesiyle anlaşılır. Babam Hüseyin Özdemir’in öğretmenlik anlayışının temelinde de korkuyla sağlanan bir düzen değil, çalışmaya dayalı bilinçli bir disiplin vardı. Onun Larnaka’da başlayan meslek yolculuğu, sınıfın sınırlarını aşarak toplumla kurduğu güçlü bağlara, kazandığı bursa ve İngiltere’ye uzanan önemli bir eğitim serüvenine dönüşmüştü.

Bir öğretmenin gerçek başarısı, sınıfın sessizliğiyle değil, öğrencilerinin ne yaptığını bilmesiyle anlaşılır. Babam Hüseyin Özdemir’in öğretmenlik anlayışının temelinde de korkuyla sağlanan bir düzen değil, çalışmaya dayalı bilinçli bir disiplin vardı. Onun Larnaka’da başlayan meslek yolculuğu, sınıfın sınırlarını aşarak toplumla kurduğu güçlü bağlara, kazandığı bursa ve İngiltere’ye uzanan önemli bir eğitim serüvenine dönüşmüştü.

Babamın anı defterini okudukça, onun disiplin anlayışının karşılıklı saygıya, planlı hazırlığa ve çalışkanlığa dayandığını görüyorum. Aritmetik, harita, grafik, resim ve test çalışmalarında öğrencilerine farklı görevler verir, sınıfta bulunmadığı zamanlarda dahi ne yapacaklarını bilmelerini sağlardı. Ona göre öğrenciler, öğretmenlerini dikkatle gözlemleyen birer müfettişti. Kendileri için çalışan, hazırlık yapan ve emek veren öğretmeni kolayca tanırlardı.

Bu başarısı, okulunu teftiş eden Dr. Sleight’ın da dikkatini çekmişti. Babamın yalnızca öğretmenlik yönünü değil, sosyal ilişkilerindeki gücünü de gözlemleyen müfettiş, açılacak burslara başvurmasını tavsiye etmiş ve başvurusunu izleyeceğini söylemişti. Babam, hamala, zaptiyeye, veliye, öğrenciye ve farklı toplumlara gösterdiği saygının karşılığını gördüğünü düşünüyordu.

Derslerinde kitaplarla sınırlı kalmıyor, Larnaka Limanı’na gelen Türk vapurundan patates üretimine, sigortacılıktan ticarete kadar günlük hayatın içinden örnekler kullanıyordu. Öğrencilerine küçük haritalar çizdiriyor, gözlem yaptırıyor ve gördüklerini yazıyla anlatmalarını istiyordu. Kitabın bulunmadığı bir dönemde hayatı ders kitabına dönüştürmüş, çocuklara ezberlemek yerine düşünmeyi ve çevrelerini anlamayı öğretmişti.

Bir tatil günü köyündeki tren istasyonunda aldığı haber, yaşamının yönünü değiştirdi. Üç gün sonra Fuadiye vapuruyla önce Mısır’a, ardından İngiltere’ye gidecekti. Eşi, on aylık oğulları Niyazi’yi kucağına alarak onu Mağusa Limanı’ndan uğurladı. Dışarıdan gülümseseler de ayrılığın ağırlığını yüreklerinde taşıyorlardı.

Bugün annem de babam da hayatta değildir. Ancak anılarında yer alan Mağusa Limanı’ndaki o uğurlamanın üzerinden geçen yıllar, hayatın nasıl büyük bir yolculuğa dönüştüğünü göstermektedir. O gün annemin kucağında henüz on aylık bir bebek olan 1945 doğumlu kardeşim Niyazi, yıllar sonra tıp alanında yetişmiş ve genel cerrahlık görevinden emekliye ayrılmıştır. Geçmişte yaşananların bugünlere taşınması, ailemizin hayatındaki değişimi ve eğitime verilen emeğin kuşaklar üzerindeki izini daha anlamlı hâle getirmektedir. Bu anıları okuyucularımla paylaşmanın önemini de her yeni satırda bir kez daha hissediyorum.

İskenderiye’den Kahire’ye geçen babam, Nil Nehri’ni ilk kez gördü. Müzeleri, piramitleri, Sfenks’i, Mehmet Ali Paşa Camii’ni ve Kahire’nin çarşılarını gezdi. Gördüğü her ayrıntıyı bir öğretmen dikkatiyle inceledi. Arap halkının Atatürk’e duyduğu büyük sevgi ve saygıdan ise derinden etkilendi.

Bu yolculuk yalnızca bir burs kazanmanın öyküsü değildi. Bilgiye açık olmanın, görevini ciddiyetle yapmanın ve insanlara ayrım gözetmeden saygıyla yaklaşmanın karşılığıydı. Babamın anıları, iyi bir öğretmenin önce kendisini geliştirdiğini, ardından öğrencilerine ve içinde yaşadığı topluma ışık olduğunu göstermektedir. Bir öğretmenin günümüzde de yapması gereken, yaktığı eğitim meşalesini sınıfın duvarlarının ötesine taşımak, yetiştirdiği nesillerle toplumun geleceğine yön vermektir. Öğretmenler, eğitimin dışındaki hiçbir hesabın parçası veya sorumlusu hâline getirilmemelidir.
Bu haber 23 defa okunmuştur

:

:

:

: